YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Af ve 312

Basın suçlarının ertelenmesi için kanun hazırlanırken, muhalefet, Anayasa Mahkemesi'nin iptâl kararında işaret ettiği noktalar üzerinde durmuştu.

Adalet ve Anayasa Komisyonları'nın raporlarındaki muhalefet şerhleri, DYP ve FP'li milletvekillerinin görüşlerini yansıtıyor.

İyimaya ve Sağlam

DYP milletvekilleri Ahmet İyimaya ve Mehmet Sağlam'ın karşı oy yazısı:

"Yasama organı, bir çıkmazla karşı karşıya kalmıştır. Düşünce özgürlüğü için yasaklanan affın sonuçlarını, bir başka kurumla sağlama yoluna gitmiştir. Sorun, sosyal değer zarureti ile Anayasa hükmünün çatışması sorunudur. Toplum 'düşünce suç olmaz' diyor, Anayasa ise, 'bu öyle bir suçtur ki, affetmem dahi mümkün değil' hükmünü öngörüyor. Burada, Yasama organının yapacağı şey, Anayasa'dan kaçmak değil, toplumla çatışan Anayasa'yı değiştirmektir. Yasama organı, kurucu iktidar yetkisini kullanmak yerine, bir suç grubunun belli kesimine (iletişim aracıyla işlenen suçlara) tecil hilesini seçmekte, bir başka kesime (iletişim araçlarına aktarılmamış düşünce suçlarına) ise bu fırsatı tanımamaktadır. Anayasa'nın eşitlik kuralı askıya alınmıştır."

"Düşünce ve basın suçu 'somut ve yaygın / mevcut tehlike' evrensel ölçütü içinde yeniden tanımlanmalı, bu ölçütün kapsam alanında bulunmayan suç halleri, pozitif hukukumuzdan ayıklanmalıdır. Tabii olarak suçlu olmayanların, yasalarla suçlu kılınmaları, bir hukuk / demokrasi ayıbıdır. Düşünceyi ve ifadesini, insandan ceza kerpeteniyle sökmeğe çalışanlar, zihniyetler, düzenler insanın yanında olamazlar."

MHP'li milletvekilleri Şevket Bülent Yahnici ve Sadık Yakut da, Anayasa Komisyonu'na yazdıkları bir yazıda, hem "ertelemenin" sadece hâkimlere verilen bir yetki olduğuna işaret etmişler, hem de sadece basına bir ayrıcalık tanınmasının doğru olmadığını belirtmişlerdir.

Yasin Hatiboğlu

Fazilet Partisi'nin hukukçu milletvekillerinden Hatiboğlu da görüşlerini şu şekilde dile getirmişti:

"Basın mensuplarına böyle bir erteleme (örtülü af) getirilmesi elbette hepimizi sevindirmiştir. İtirazımız düzenleniş biçiminedir. Erteleme (örtülü af) getirilirken, fiillerden ya da faillerden hareket edilmemiş, meslekten ya da araçlardan hareket edilmiştir. Diyelim ki, hukukun cevaz vermediği bir sözü basın mensubu kullanırsa takibat yapılmayacak veya ceza kaldırılacak; bir bilim adamı, bir siyaset adamı, bir fikir adamı başka yollarla beyan ederse mahkûm olabilecek. Yazı ile görüş bildirmeye tanınan özgürlük bizim de beklentimizdir. Ne var ki, aynı görüşü sözlü ifade edenin ertelemeden yararlandırılmamasını ne vicdanımıza, ne çağdaş zihniyete, ne de beraber yaşamak zorunda olduğumuz insanlık ailesine anlatabiliriz."

Yasin Hatiboğlu, Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesinin, Anayasa'nın 14'üncü maddesinde tarif edilen suçlarla örtüşmediğini, dolayısıyla af kapsamına girebileceğini de, karşı oy yazısında dile getirmişti:

"Anayasa yapıcı, 312'nci maddeyi kastetmemiştir. Zira 14'üncü madde devleti korumaya yöneliktir. TCK'da devlete karşı fiiller, 'Devletin ulusal şahsiyetine karşı cürümler' faslında düzenlenmiştir. 312'nci madde ise, 'Suç işlemeğe tahrik' faslında yer almıştır. Burada korunmak istenen devlet değil, şahıslardır."

Yasin Hatiboğlu, 1982 Anayasası'nın Danışma Meclisi'ndeki müzakereleri sırasında, Komisyon sözcüsü Şener Akyol'un "Ceza Kanunu'un meşhur maddelerini Anayasa maddesine naklettik" dediğini hatırlatmış, "meşhur madde" denilirken, 141 ve 142'nci maddelerin kastedildiği, çünkü 312'nin o tarihte hemen hemen hiç kullanılmadığını söylemiştir. Hatiboğlu'na göre Anayasa'nın 14'üncü maddesi düzenlenirken, TCK'nın o tarihte yürürlükte olan 141 ve 142'nci maddeleri hedeflenmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 87'nci maddesinin af kapsamı dışında tuttuğu suçlar arasında 312'nin kapsadığı alan bulunmamaktadır.

Zabıtlardaki görüşüm

Ve benim muhalefet şerhim:

"Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni imzalamıştır. Dolayısıyla, Batı standardında bir demokrasiyi uygulama mükellefiyetiyle kendisini bağlamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çeşitli kararlarında, düşünce hürriyetini tarif ediyor, sınırlarını çiziyor. Buna göre, sadece hoşa giden, beğenilen düşünceler değil, bizi şoke eden, rahatsız eden, beğenmediğimiz fikirlerin ifadesi de, düşünce özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Türkiye, medeni dünyanın parçası olmayı arzu ediyorsa, mevzuatını elden geçirerek değişime ayak uydurmak zorundadır. Bu açıdan baktığımızda, erteleme suretiyle basın mensuplarına örtülü bir af getirilmesini onaylıyoruz. Ama, aynı durumda olan, düşüncesini ifade etmekten başka bir suçu bulunmayan kimselerin, sırf basın mensubu sıfatını taşımadıkları veyahut bu düşüncelerini basın yoluyla ifade etmedikleri için ayırımcılığa tâbi tutulmalarını kabul etmek mümkün değildir. Anayasa'ya göre hiçbir zümreye imtiyaz tanınamaz. Düşünce hürriyetinden yararlanmak herkesin hakkıdır. Aynı durumda bulunanlara, farklı muamele yapmak, eşitlik ilkesine ve adalet anlayışına ters düşmektedir. Basındaki ceza ertelemesine değil, bu ertelemenin, düşüncelerini başka yollarla ifade edenleri kapsamamasına karşıyım. Kaldı ki, Türk Ceza Kanunu'nun bir çok maddesinde, suçun basın yoluyla işlenmesi ağırlaştırıcı sebeb sayılmıştır. Af Kanunu ise, tamamen ters bir mantıkla hareket etmekte, daha geniş kitlelere ulaşan basın mensuplarının cezasını ertelerken, daha ufak topluluklara hitap eden farklı meslek sahiplerini aynı haktan yararlandırmamaktadır."

Basın haricindeki suçların affına da, özellikle 312'nci maddeyi kapsam dışı tuttuğu için bir muhalefet şerhi yazmıştım:

"Anayasa'nın 87'nci ve 14'üncü maddeleri sebebiyle, TCK'nın 312'nci ve Terörle Mücadele Yasası'nın 8'inci maddesinin af kapsamı dışında tutulduğu ileri sürülmektedir. O takdirde tıpkı basın yoluyla işlenen suçlar konusunda olduğu gibi, erteleme yoluna gitmek mümkündü.

...312'nci madde bugünkü şeklini 12 Eylül askeri yönetimi döneminde almış, Siyasi Partiler Kanunu ile Milletvekili Seçimi Kanunu'na '312'den mahkûmiyet halinde siyasi partilere üye olma ve milletvekili seçilme yasağı' gene aynı dönemde konulmuştur. Bir askeri darbe ürünü olan yasakların halen muhafaza edilmesi, demokrasimizin ayıbıdır. Kaldı ki, çekilen ceza ile hak mahrumiyeti arasında çok büyük bir dengesizlik göze çarpmaktadır. Sözgelimi, Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesinden dolayı sadece 4 ayını hapiste geçiren biri, ömür boyu siyasi yasağa çarptırılıyor, ancak Türk Ceza Kanunu'nun 121 ve 122'nci maddelerine dayanarak, üç yıl sonunda memnu haklarının iadesini talep edebiliyor. Bir uzlaşma zeminine dayanması gereken Af Kanunu, hırsızlıktan, cinayete ve çetelere kadar her nevi suçu kapsarken, düşüncesini ifade edenlere karşı ciddi bir önyargı yansıtıyor..."

O tarihte iktidar maalesef kulaklarını tıkamış, 28 Şubat'ın nabzına göre şerbet vermeyi tercih ederek, basın haricinde 312'den ceza alanları erteleme kapsamına dahil etmemişti.

Aradan tam bir yıl geçti, MHP hariç, diğerleri gerçekleri görmeye başladı.

Zannederiz, çok büyük bir muhalefetle karşılaşılmadan, 312'nci madde değişikliği de, af da çıkabilecek.


23 EYLÜL 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...