YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Hep onyedi yaşındadır Eylül...

Kadınlar gelecek için kaygılanmaktan bu anın tadını bilmezler hiç; bu an tatsızsa ilerki zamanlara dikilmiş gözleri 'daha tatlı anların geleceğine' inanarak bakar, biz erkekler safça bunu kadınların sabrına ya da güçlü olduklarına yorarız.

Eğer bu an tatlıysa, kadınlar geleceğe inatla dikilmiş gözleriyle anın tadının 'ilerde nasıl bir hal alacağını' düşünerek önemsemezler anı, ve biz erkekler bunu kadınların değişken ruh hallerinden sayar geçeriz.

Bütün bunları yaparken, geçmiş ve gelecek arasındaki o çok özel 'kadınsı zamanda', kadınlar tek bir yaşlarında asılı dururlar bence: 'onyedi yaşında.'

Ya onyedi yaşlarında yaşadıkları bir sevgiyi hatırlarlar hep, ya da kaç yaşlarında olurlarsa olsunlar onyedi yaşındaymışçasına sevilmeyi isterler..

Bir erkek zaten, bir kadını gerçekten sevdi mi, kadın için takvim onyedi yaşını işaret ediyordur. Kadınlar artık kendilerini onyedi yaşlarında hissetmemeye başladılar mı, bu, o sevgideki dalga değişikliğini artık farkettikleri anlamına gelir.

Peki bir erkek, bir kadının yaşlandığını, yani artık onyedi yaşında olmadığını ne zaman farkeder? Bence artık ona duyduğu sevginin herşeyi bastıran gücü zayıfladığı zaman.

Sevilen bir kadın çünkü hep onyedi yaşındadır.

Ve bu gerçek, kadınlardan çok erkekleri sarıp sarmalamıştır..

Niye mi söylüyorum bunları? Çevremdeki zekasının keskinliği ve siyasal duruşunun kararlılığı ile temayüz etmiş bazı istisnai kişiliklerin '...daha onyediymiş...' şarkısını dinledikçe, yıllardır dağların tepesinden inmeyip, hiçbir yerleşim birimine ayak basmamış bir mistiğin hüznüne bürünmeleri dikkatimi çekiyor bugünlerde de ondan.

Çok eski yıllardan beri gözlerinde hiçbir tereddüt görmediğim bazı kadim arkadaşlarımın, '...daha onyedi, onyedi, onyedi, onyediymiş...' sözlerini duyunca, yüzlerinin hüznün sis perdesiyle sarsıldığını belli belirsiz göstermeleri, hem sarsıcı hem de şaşırtıcı oldu benim için.

'...Daha onyediymiş...' sözleri çınlamaya başladığından beri etrafımda belli belirsiz, derinden ama kesinlikle keskin bir fırtınanın estiğini farkettim. Hatta fırtınanın sonuna eriştim bile diyebilirim.

Kıyamet kopmuş da adını koyan olmamış sanki...

Eylül, onyedi yaşındaki bir sevgili, dünyayı kavramaya adanmış yasak bildirilerin güftesiyle bestelenmiş ilk gençlikler ve sonbahar akşamlarına düşen hayat hesaplaşmaları...

O yasak bildiriler Eylül'de daha bir yüksek sesle konuşuyor işte:

Bütün kadınlar kendilerinin hep onyedi yaşında hatırlanmalarını ister ya, bir kadını seven erkek de onu hep onyedi yaşında bundan görür daima.

Belki de bir erkek için 'gerçekten sevmek', bir kadını ilerki yaşlarda tanımış olsa bile, onyedi yaşındaki halini hiç görmemiş olsa bile, onu onyedi yaşındaki halinin beklentileriyle sevebilmesidir...

Bir şarkı vardı ya, içimize kıymık kıymık işleyen, 'onsekiz Eylül önce gel demiştim ben sana, sana sevgilim...' diyen, aşk'ın hülasasına ermiş herkes, 'onsekiz Eylül öncesinin', tartışmasız sevilen bir kadının -kadınsı zamana göre'- onyedi yaşına karşılık geldiğini, ya da o kadın kaç yaşında sevilmiş olursa olsun, bir erkeğin onu onyedi yaşındaymışçasına sevilmek istediğini bilerek öyle sevdiğini anlattığını biliyor...

Bunu öğreneli beri, 'Yaşlanmanın hakkını vermiş...' dedirten kimi çok özel kadınların yaşlanmanın hakkını nasıl verebildiklerini de onyedi yaşın sırrına 'iltica ederek' çözdüm.

Orta yaşlarında bile onyedi yaşının neşesini 'kristalleştirebilen' ya da hayatın gerçekleri karşısında duyarlılıkları törpülenmeden onyedi yaşının hüzünlerini 'mücevherleştirebilen' bir kadın için 'yaşlanmanın hakkını verdi' diyerek aslında 'kadınlığın hakkını verdiğini' ifade etmekten daha yüceltici ne söylenebilir ki?

Bir zamanlar çok sevilmiş ve gerçekten çok özel kadınların aklımıza neden hep Eylül'de geldiği de burada gizli birşey belki.

Bizi her geçen zaman biraz daha yorsa da, kendisi her geçen zaman artan kahkahalara ve derinleşen hüzünlere aynı anda ve aynı coşkuyla kucak açabiliyor, yani hep onyedi yaşında Eylül...


23 EYLÜL 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...