![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Türkiye, niçin kuşatılıyor?Türkiye, sürgit Avrupalı olduğunu söylüyor. İyi de, ne demek Avrupalı olmak? Bu soruya, sürekli olarak retoriksel kaygılarla naif ve dümdüz cevaplar vermeyi sürdürüyoruz. Oysa naifliğimiz ve retorikçiliğimiz, bizim analitik düşünme yetileri geliştirebilmemizi ve karşı karşıya kaldığımız sorunları bütün yönleriyle kavrayabilmemizi önlüyor. Türkiye, coğrafi olarak mı, kültürel olarak mı, konjoktürel olarak mı, stratejik olarak mı, ideolojik olarak mı, ekonomik olarak mı, askeri olarak mı... Avrupalıdır? "Türkiye Avrupalı mı?" sorusu, işte bu tür bir analitik ve kategorik çerçevede sorulmamıştır. Neden? Nedeni son derece basit bunun: "Türkiye Avrupalı mı?" sorusu analitik kafayla sorulduğu zaman, bu soruya retoriksel kaygılarla "elbette ki Avrupalı" şeklinde "kestirip-atarak" dümdüz bir cevap verebilmemiz zorlaşacaktır. Soru'nun analitik bir mantıkla sorulması, bizi, Osmanlı'nın Türkiye Cumhuriyeti'nden daha fazla Avrupalı olduğu gerçeğine götürecek ve işte o zaman hiç hesapta kitapta olmayan (=Türkiye'de sormamız istenmeyen) yığınla soru kendiliğinden sökün ediverecektir. Böylelikle, Graham Fuller ve Ian Lesser'ın altını çizerek vurguladıkları gibi, Türkiye'nin "hem bir problem ülke, hem de problemli bir ülke" olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla gün ışığına çıkmış olacaktır. Türkiye, kim veya ne olduğuna; nereye, nereye kadar ait olduğuna, kendisini de tatmin edici şekilde cevap veremiyor. Elitlerimizin Türkiye'nin nereye ait olduğu soru'suna verdikleri cevap, gerçekte Türkiye'nin ait olduğunu söylediği yere ait olmadığı gerçeğini ortaya çıkarıyor. O zaman takke düşüyor ve kel görünüyor. Oysa sorun şu: AB ile ABD arasında bir medeniyet-içi çatışma yaşanıyor ve Türkiye de her seferinde yaş tahtaya bastığı için, AB ile ABD arasında İslam dünyasının yeniden-paylaşılması, yeni şekillerde kontrol ve kolonize edilmesi konusunda sahnelenen bir oyunda kıstırıldığını, hareket alanının daraltıldığını, asli misyonunu ve rolünü oynamaktan sürgit alıkonulmaya çalışıldığını bir türlü farkedemiyor. Bizim imaginasyon fukarası, retorikçi, naif, analitik düşünme yetilerinden yoksun elitlerimizin bu gerçeği görebilmeleri elbette ki hiç de kolay değil. Peki, Türkiye niçin kıstırılıyor veya kuşatılıyor? İslam dünyası görece uzun süren zorlu, sancılı, acılı ama sonuç itibariyle oldukça öğretici travmatik bir deneyimden sonra köklü bir yenilenişin, silkinişin, kendine gelişin, bir tür yeniden-doğuşun eşiğine gelip dayandı: Doğum sancıları çekiyor: İslam dünyasında denenen Batılı modeller kilometrelerini tükettiler. Batı kültürünün Amerikalıların marifetleriyle agresif ve ayartıcı nitelikler kazanması, Batılıların başka kültürleri kolaylıkla kolonileştirmelerini ve tüketmelerini kolaylaştırdı. Ama aynı şeyi müslüman toplumlara yapamıyor Batı kültürü: Çünkü Müslümanlık, diğer dinler ve kültürler gibi kolay kolay kolonileştirilemeyecek, tüketilemeyecek ve etkisiz hale getirilemeyecek kadar güçlü, köklü paradigmalara, dinamiklere, anlam haritalarına sahip. Tüm insanlığa "rahmet", "bereket", "adalet", "selamet" (="barış") sunabilecek güçlü teorik ve pratik "enstrümanlara" sahip olan Müslümanlık, her şeye rağmen müslüman toplumların agresif ve ayartıcı Batı kültürüne karşı direnmelerini sağlıyor. Direniş, zamanla dirilişe dönüşecek. İşte bu süreçte, Türkiye, kilit rol oynayacak: Aynı dine, kültüre sahip olan Avrupalı ulusların birbirleriyle kıran kırana boğuştukları, kanlı bıçaklı oldukları bir zaman diliminde Türkiye'nin, üç kıtada, farklı dinlere, dillere, kültürlere, etnisitelere mensup "topluluk"ları 500-600 yıl gibi uzun bir süre, barış, adalet ve kardeşlik ilkeleri çerçevesinde idare etmeyi başarmış büyük, onurlu ve dinamik bir deneyimin mirasçısı olduğu gerçeğini kabullenebileceği ve Orta Doğu'da, Balkanlar'da, Orta Asya'da ve Kafkaslar'da Osmanlı'nın çökmesi veya durdurulmasıyla oluşan vakumu doldurmaya soyunabileceği korkusu, Batılıların Türkiye'yi -tıpkı Osmanlı'ya yaptıkları gibi- kıstırmalarına, kuşatma altına almalarına yol açıyor. Bunun en tipik örneği, Amerikan yönetiminin, Osmanlı döneminden kalan Ermeni sorununu Türkiye'nin hareket alanını daraltacak, Türkiye'yi köşeye sıkıştıracak şekilde ısıtıp ısıtıp Türkiye'nin önüne koyması. Yine hem Amerika'nın hem de Avrupa'nın Türkiye'nin, Osmanlı coğrafyasındaki sorunlara müdahil olmasına asla izin vermemeleri, ülkemizin ne denli zorlu ve esaslı bir kuşatma ve durdurma operasyonu ile karşı karşıya olduğunu gözler önüne seriyor. Ama Batı'yla fiilen yüzleşme sürecine ivme kazandırdığı sürece Türkiye hem asli rolünü daha açık ve net bir şekilde görmeye başlayacak, hem de bunun sonucu olarak kuşatma ve durdurma operasyonlarını püskürtebilmenin yollarını keşfedecektir: Çünkü Demirel'e bile "Türkiye, filan yerden filan yere kadar filan şeyin taşıyıcılığını yapacak" dedirten zihinsel kategori'nin bizatihi kendisi, hem Türkiye'nin Anadolu coğrafyasına sıkıştırılamayacak bir tarihsel rolü olduğunu kendiliğinden ele veriyor; hem de Batılı hegemonik güçlerin Türkiye'yi daima yakin takibe almalarını icbar ediyor.
ykaplan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|