YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Gönülsüz flört

Lûtfen dikkat!..

Türkiye'nin AB'a girmesinden yana olanlar, ya da karşı olanlar arasındaki şiddetli çatışmalar hani nerede? Neredeyse bir yıldır, kanlı-bıçaklı bir çatışma beklemiyor muyduk? Ya da böyle bir çatışmanın içinden süzülüp geliyorduk da, bunun farkına mı varamıyorduk? Daha başka bir ifade ile, AB karşıtı güçler bütünüyle mağlûp mu oldular yoksa?

İşte böyle bir ucuz denklem ile meşgul olduk bir yıldır. Ve şimdi, Katılım Ortaklığı Belgesi bütün haşmetiyle (!) arzı endâm ettiği halde dahi, Avrupa Topluluğu'na katılmayalım, AB Türkiye için ölümdür vs. biçiminde, söz söyleyen bir kimseye Allah için rastlamıyoruz. Bilmem farkediyor musunuz? Ne bir siyasî parti, ne bir sermaye grubu, ne de ordu vs. adına konuşan legal veya illegal bir mihrak!..

Kıbrıs golü nereden?

Daha öteye gidelim mi?

Biliyorsunuz son anda, Kıbrıs konusunda, Yunanistan'dan bir gol yedi Türkiye. Kaldı ki Yunanistan'ın böyle bir gol atmaya falan gücü yetmez. Yıllardır Türkiye'nin AB müracaatına karşı çıkan ülkeler, Yunanistan'ı adres göstere göstere bir hal oldular ve sürekli kendilerini gizlediler. Aynen onun gibi bir hal sözkonusu bu meselede de. Zira Kıbrıs'ı bizatihi kendileri sokuşturdular, Yunanistan'ı da gene kendileri hedef gösteriyorlar.

Kıbrıs konusunun beklenmedik biçimde Katılım Ortaklığı Belgesine girmesi, hiç kuşku duymayınız ki; İsrail'le Türkiye arasındaki son gel-gitlerle, ABD Dışişleri Bakanı'nın mektubuyla ve İngiltere ve ABD'nin ve belki Almanya'nın gizli bir manevrayla izah edilebilir ancak. Çünkü son ana kadar böyle bir mesele yoktu. AB yetkilileri hem M. Yılmaz'a, hem İ. Cem'e bunu açık açık ifade etmiş ve Türkiye'yi tatmin etmişlerdi.

Bize göre onlar Kıbrıs şartını, bakla gibi ağızlarında saklamıyorlardı da. Tam aksine, son anda, hızlı bir trafik işlemiş olmalı diye düşünüyoruz. Kıbrıs müzakerelerini AB'in kucağından çekip, kendi tekeline alan ABD'nin bilgisi, tahriki veya ruhsatı olmadan asla böyle bir oyunbozanlık yapılamaz. Aksi halde ABD bu teşebbüsü, Kıbrıs müzakerelerini zora sokan bir girişim olarak değerlendirirdi ki, böyle birşey göremiyoruz ortalıkta.

Hani AB karşıtları?

Peki, soruyu yenileyelim o zaman!.. Türkiye kendisine söz verildiği halde, son anda atılan Kıbrıs golünü de kullanarak, niçin AB'a girecek Kıbrıs Rum yönetimine, Kıbrıs sorununu hallettiğin takdirde, bu iş mümkün olabilir gibi bir şart sürülmediğini Türkiye bilmiyor mu sanki? Yani AB'a gönlü olmayan bir Türkiye için bahane, ya da gerekçe sıkıntısı mı var sanıyorsunuz? Aksi halde Türkiye, üç günde, APO'ya idam kampanyalarından aşağı kalmayacak şekilde, AB aleyhtarı kampanyalarla dolup taşmaz mıydı?

Öyleyse buradan bir netice çıkaralım: Türkiye'deki denklemi, AB taraftarlığı veya AB karşıtlığı biçiminde kurmak yanlıştır. Bence bu denklemin kökü dışarıda ve bunu özellikle Türkiye'nin müzâkere kabiliyetini kırmak isteyen bir çevre üretiyor. Nitekim bu yaklaşımların gerçekçi olmadığı da gün gibi ortada.

Ve bundan sonradır ki, bamyanın faziletine gelelim:

Türkiye diyor ki, Kıbrıs konusu, Helsinki kayıtları tahtında geçerlidir bizim için. Son belgedeki Kıbrıs şartının, Türkiye açısından geçersiz olduğunu hem İsmail Cem, hem Yılmaz, hem de Bakanlar Kurulu açıklaması açıkça beyan ediyor. Yani bir yılın sonunda bizden böyle bir şey beklemeyin sakın!.. Bu açıklamalar dolayısıyla Karen Fogg da diyor ki, "Kıbrıs bir şart değil Türkiye'ye, bir öncelik!.." İşte şimdi ayıklayın pirincin taşını bakalım.

Gönülsüz Türkiye-AB flörtü

Bize göre buradan şöyle bir sonuç çıkıyor:

Avrupa Topluluğu Türkiye'ye karşı rahat değil!.. İstediği zaman kullanabileceği rezervler bulunsun istiyor elinde. Bunları dilediği zaman Türkiye'ye bir şantaj olarak kullanmak, dilediği zaman da es geçebilmek için!.. Yani ileride Türkiye'yi AB'a almak isterlerse, bu karar, Türkiye'nin lâzım gelen şartları yerine getirip getirmediğine fazlaca bakılmaksızın, siyasî bir konsensusla mümkün olabilecek demektir. Yani Türkiye, ABD'nin yanında değil de, bizim yanımızda olsunş gibi bir gerekçe!.. Aksi halde Türkiye, yıllarca oyalanacaktır ki sormayın.

Peki, ya Türkiye nasıl bakıyor hadiseye?

Türkiye de bu süreçte, AB ülkelerini karşısına almak istemiyor. Ve bu fırsatı, Kıbrıs ve Ege meselelerinin çözümü için değerlendirmek taraftarı!.. Bilmem anlatabiliyor muyum?

İyi müzakere yapmak ve süreci Türkiye lehine dönüştürmek gayretiyle, AB politikalarına devam!.. Bize lâzım gelen bu çünkü. Ve bir de, çingene kavgalarına yem olmak yerine, insanımızı böyle bir geleceğe hazırlamak!..


11 KASIM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Necmettin Türinay

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...