YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

'Aşk ve nefret ilişkisi' açmazı

Türkiye ile Avrupa arasında yeni bir tarihi sürece girilmesine yol açacak Katılım Ortaklığı Belgesi açıklandı. Şimdi "top" Türkiye'de.

Katılım Ortaklığı Belgesi'nin açıklanması üzerine hem Avrupa'da hem de Türkiye'de çeşitli yorumlar yapıldı, yapılıyor. Bu konuda yapılan yorumlardan biri, Reuters'tan Ralp Boulton'a ait bir analiz yazısı idi. Boulton'ın yazısı Çarşamba günü Yeni Şafak'ta dış haberler sayfasında manşetten yayılandı.

Boulton, yazısında Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkileri "aşk ve nefret ilişkisi" olarak tanımlamış. İlginç. İlginç diyorum çünkü bu sütunu düzenli olarak takip edenler çok iyi hatırlayacaklardır: Ben de, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkileri "aşk ve nefret ilişkisi" olarak tanımlayıp duruyorum. Bu konuda Yeni Şafak yayın hayatına atıldığı zamandan bu yana bir hayli yazı yazdım. Bu yazılardan birinin önemli bir kısmını buraya yeniden alma ihtiyacı hissettim.

Sözkonusu yazıya geçmeden önce bir noktanın altını çizmek istiyorum. Türkiye'ye dışardan, kuşbakışı bakan, oryantalist söylemin tuzağına düşmeyen yabancı yazar ve sosyal bilimcilerin analizleri ile bizim analizlerimiz örtüşüyor. Ancak benzer bir şeyi nedense kendi ülkemizdeki yazar ve aydınlar arasında gerçekleştirmeyi bir türlü başaramıyoruz. Durum böyle olunca da, kendi ülkemizde olan bitenleri bile anlamakta, tanımlamakta zorlanıyoruz.

Tam bir yıl önce 14 Kasım 1999 tarihinde "Aşk ve Nefret Çıkmazı" başlıklı yazıda şunları yazmışım:

"Modernleşme tarihimizin başlangıcından itibaren yaşadığımız veya karşı karşıya kaldığımız koskoca bir imparatorluğun tarih sahnesinden çekilmesiyle sonuçlanan ve bizi yepyeni açmazların eşiğine sürükleyen sorunlar, bizim tam bir panik psikolojisi ile hareket etmemize yol açageldi.

Avrupa ile yüzyıllarca iç içe yaşamamıza rağmen Avrupa'ya karşı ilkin dışlayıcı, hor ve hakir görücü; ardından da tam tersi bir tutum izleyerek kompleksli bir tavır takınmamız bizim hem dünya tarihinin hem de bizim tarihimizin yönünü değiştiren köklü transformasyonlara, değişimlere sahne olan Avrupa ile sağlıklı, kompleksiz ve yaratıcı ilişki biçimleri geliştirmemizi önledi.

Oysa müslümanların tarihlerinde, başka kültürlere karşı bu tür dışlayıcı (büyüklük psikolojisi) veya kompleksli (aşağılık duygusu'na dayalı) tavırlar geliştirmediklerini çok iyi biliyoruz. Örneğin Antik Grek kültürüyle, Doğu Roma (Bizans) kültürüyle, Sasani kültürüyle, mistik Asya kültürleriyle kurduğumuz ilişkiler abartılı büyüklük kompleksinden de, abartılı aşağılık kompleksinden de uzak olduğu için, yaratıcı, imaginatif ilişki, alış-veriş biçimlerine dönüşmüştü doğal olarak.

Modern dönemde, Avrupa ile işte bu tür sağlıklı, kompleksiz ve dolayısıyla imaginatif ilişki biçimleri geliştirmeyi başaramadık.

O yüzden Avrupa'da yaşanan, hem bizi, hem de tüm dünyayı derinden etkileyen ve sarsan köklü transformasyonları göremedik. Bu transformasyonlara karşı önce ilgisiz kaldık; sonra da iş işten geçmeye başladıktan sonra ilkin Osmanlı döneminde Avrupa'ya karşı savunma psikolojisi geliştirdik, ardından gelen Cumhuriyet döneminde ise yenilgi psikolojisine dayalı, her şeyimizi tüketici bir tavır geliştirdik. Sonuçta ortaya çıkan şey, tam bir aşk ve nefret ilişkisi oldu. Oysa bunun, hayata yeni gözlerini açmış, tarihsiz, hafızasız, deneyimsiz bir toplumun geliştirebileceği çocuksu bir tavır olduğunu bir türlü kavrayamadık.

Bu aşk ve nefret ilişkisi ülkemizde şöyle tezahür etti: Modernleşme tarihimizin başlangıcından bugüne dek elitlerimizin ve aydınlarımızın Avrupa ile kurdukları dominant ilişki biçimi, platonik (dolayısyla tek taraflı) bir aşk ilişkisi şeklinde tezahür etti: Avrupa bizim elitlerimiz ve aydılarımız için "uygarlık" demekti. Bir tür "kızıl elma"ydı! Yeryüzünde başka uygarlık yoktu; tek uygarlık vardı; o da Avrupa uygarlığıydı! O yüzden her ne suretle olursa olsun Avrupa kültürü ve uygarlığı "gülleriyle ve dikenleriyle olduğu gibi" alınmalıydı!

Öte yandan Cumhuriyetle birlikte geniş toplum katmanlarında Avrupa'ya karşı nefret duygusu baskın psikolojiydi. Toplumun Avrupa'ya karşı nefret duygularını besleyen, körükleyen en önemli faktör, elit ve aydınların Avrupa'ya tek yönlü, platonik bir aşk ilan etmeleriydi. Öyle ki, sömürgecilerin sömürdükleri ülkelerde yaptıklarını bizim ülkemizde bizim elitlerimizin yapmış olmaları, Türkiye'yi, Batılılar tarafından sömürgeleştirilememiş olmasına rağmen kendi kendini sömürgeleştirmeye kalkışan absürt işler yapmaya itti.

Oysa aşk ve nefret ilişkisine dayalı bu çocuksu, tabansız, naif ilişki biçimi, bizi, sonuç itibariyle bir yere götürmedi; aksine elitlerle toplumu karşı karşıya getirdi..."


11 KASIM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Yusuf KAPLAN

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...