YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Türkiye: Kritik eşik

 
Bir ülkenin yegâne sorunu rejim ve sistem meselesine indirgenemez. Rejim meselesi ne kadar önemli olursa olsun, bu konuda dış mihraklarla işbirliğine girişilemez.

 

Bazıları hâlâ daha, üzerlerine sinmiş "Üçüncü Dünya ülkesi" aydın komplekslerinden kendilerini kurtaramıyorlar. Bu hal bana, Mithat Paşa takımının ve İkinci Meşrutiyet aydınlarının içine düştüğü bir saplantıyı hatırlatıyor.

O yılların birkaç Avrupa şehri görmüş zavallı aydınları, içine düştükleri yanlış bir saplantı ile koca imparatorluğun bütün sorununu rejimde bulurlardı. Sanki anayasa değişse, meşrutiyet ilan ediliverse, Osmanlı imparatorluğu'nun bütün sorunları çözülecek sanırlardı. O yıllar için bunun ne biçim bir serâp teşkil ettiğini artık hepimiz biliyoruz.

Dahilî kördöğüşü ve illüzyon

Bunları kaydederken yanlış anlaşılmak istemem. Ben şahsen o yıllar için dahi ne meşrutiyete, ne de yeni anayasa arayışlarına falan karşı değilim. Hatta hatta bu düşüncelerin erken ve zamansız geliştiği fikrinde de katılmam.

Yanlış bulduğum, bir ülkenin bütün sorunlarının anayasaya, meşrutiyete, demokrasiye vs.ye indirgenerek; tadını ve dozajını kaçıracak derecede soyut bir düzlem oluşturulmasıdır. İşte Mithat Paşa takımının hatası burada idi. O anayasa rüyalarının beşiğinde rahat rahat sallanırken başladı "93 Savaşı"!.. ve Mithat Paşa takımı sanıyordu ki; İngiliz ve Fransızlar, Ruslar'a karşı Osmanlı'yı mutlaka korurdu. İşte meşrutiyet anayasası da ilân edildikten sonra!..

Abdülhamid'e karşı saplantılı bir muhalefet oluşturan ve II. Meşrutiyet darbesiyle "tarihin kördüğümünü"(!) çözdüğünü sanan Jön Türkler'i, kucağından ilk iten kim oldu biliyor musunuz? Onları bu yolda ençok destekleyen ve tahrik eden İngiltere!.. Hayret, nasıl oluyordu bu böyle? Abdülhamid'e karşı Jön Türkler'i tahrik ederek ondan intikam alan İngiltere'nin; bu meşrutiyetçi, bu anayasacı genç dostlarından ne alıp veremediği vardı? İşte onlar, içine düştükleri bir çaresizlikle ve de ateşle oynarcasına, Almanya'nın kucağına düşmeyi göze alırken!..

Türkiye'nin bir yüzü: APO!..

Buradan çıkarmamız gereken önemli bir ders vardır. Bir ülkenin yegâne sorunu rejim ve sistem meselesine indirgenemez. Rejim meselesi ne kadar önemli olursa olsun, bu konuda dış mihraklarla işbirliğine girişilemez. Onlardan bu konuda bir muâvenet beklenemez. Avrupa Birliği'ne girsek de girmesek de bu sonuç değişmez.

Bu sorun bizim sorunumuzdur. Ayrıca engelimizi de kendimiz aşmak durumundayız.

İkincisi de rejim ve sistem tartışmalarının özellikle de dahilî meselelerin; ülke olarak ufkumuzu karartacak ve kendi kendimize pranga vurduracak derecelerde içine yuvarlanmak!.. Her nedense Doğulu toplumlar, bu tür girdaplara kendisini kaptırmaktan sadist bir zevk duyuyorlar. Hürriyet ve İtilâf'la İttihat ve Terakki'nin birbirine yönelik tahribatı, maalesef acı sonuçlar doğurdu. Hepimizin malûmu olmalıdır.

Türkiye'de APO tartışmalarına şahsen bu nazarla bakıyorum. Tam bir geri kalmış ülke şizofrenisi. Bir sorunu aşılmaz hale getirmek ve Türkiye'nin trajik bir zafiyeti seviyesine yükseltmek buna denir işte. Belki yanılıyor olabilirim, ama ben böyle düşünüyorum.

Halbuki bu ülkenin daha başka bir yüzü var:

Şartlarını zorlayan, istikbal vaadeden ve bütün bölgesel sorunların çözümünde yegâne adres haline gelmeye doğru hızla ilerleyen bir Türkiye bu!..

Asıl gündem mi?

İşte size küçük bir panaroma:

Hem Rusya, hem İsrail-Ürdün, hem İran, hem de AB yetkilileri şu anda Türkiye'de!.. Clinton'un danışmanı da yakında!..

Ankara her bölgesel sorun için köprü başı, ya da kilit mesâbesinde anlayacağınız.

Gelecek hafta AB Konseyi, Türkiye için temel stratejiler belirleyecek. Dönem Başkanı Portekizli Bakan Da Costa, bunun için Ankara'da. (Türkiye kendini kaybetmişçesine APO'yu tartışıyor. Helâl olsun bu ülkeye)

İran Dışişleri Bakanı Harrazi Türkiye'de!.. İran doğal gazı hiç sebep yokken, 2001 baharına erteleniyor. Nedense muhalefet bu noktada sus pus. Mavi Akım kadar bile sesini çıkaramıyor. Acaba neden? Ya da meseleyi Mesut Yılmaz'la sınırlıyor. Asıl sebep örtük ve asla manşetlere taşınamıyor. Vah Türkiye vah.

İsrail-Suriye ve ABD, Türkiye suları üzerinden kafa buluyorlar. Muhalefetten gene en ufak bir ses yok.

İsrail Genelkurmayı şu an Türkiye'de, Tarım Bakanımız ise Suriye'ye gidecek. İran, doğalgaz girişini, İsrail ve ABD'nin sabote ettiğini iddia ediyor. Türkiye ne yapıyor? (Apo tartışmaları ve şatafatlı Hizbullah operasyonları ile kafa bulsak yetmez mi?)

Şu anda Rus heyeti de Türkiye'de!.. Mavi Akım ve ticaret, ayrıca da Kafkasya Paktı.

Bu da yetmez. Trans Hazar Hatları için Ankara ve Türkmenistan'da, hafta sonunda çok ciddi toplantılar yapılacak. Varsa yoksa APO!..

Yani Ankara, her meselede kritik eşik mesâbesinde.

Ülke olarak asıl gündemimizi örtmek, toplumsal geleceğimizi ve ufkumuzu karartmak ve iç sorunlarımızda boğulmak varken, bunlar ne kadar tâli meseleler değil mi?


19 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...