YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Akla ziyan

 
Bu ülkenin inançlı insanlarından 'terörist' çıkartma niyeti, ne kadar gayret edilirse edilsin, nâfile çabadır.

 

İstanbul'da güpegündüz gerçekleşen beş saatlik polis operasyonu kafa bulandırıyor. Operasyonun bir süredir gündemi işgal eden 'kayıplar' sorununu çözeceği sanılırken ortaya çıkan tablo zihinleri daha da karıştırdı. Yeni Şafak, dün, sıcağı sıcağına, akla üşüşen bir dizi haklı soruyu sayfalarına taşıdı.

Bütün aksine yaygaralara ve başka ülkelerden benzerlikler bulma çabalarına rağmen, toplum içinde tabanı bulunan yaygın İslâmî örgütlerin hiçbirinin şiddet eğilimi içerisine girmediği ülkemizin bir gerçeği. Mağdur ve mazlum duruma düşmeyi sineye çekiyor da bizim insanımız hiddetini silâhla ifade etmeye asla yanaşmıyor. Bunun tarihî, dinî ve sosyolojik sebepleri çok belirgin. Kendini ülkenin gerçek sahibi gören, dininin zora başvurarak sonuç almayı yasakladığını bilen, toplumda kökleşmiş bir inançla onurlanmış insanlar terörden uzak dururlar; bizde de olan bu.

28 Şubat süreci, varlığını, 'irtica' adı verilen 'yakın ve açık tehlike' üzerine oturtmuştu. Bazı kişiler, gruplar ve cemaatlerin 'devlete karşı kalkışma' hazırlığı içerisinde bulundukları, bunun malî ve örgütsel desteklerini oluşturdukları varsayımı, devletin bütün organlarının hareketlenmesine, bir dizi tedbir alınmasına yol açtı. MGK'nın 28 Şubat 1997 tarihli toplantısına sunulan ve ardından uygulamaya da konulan 16 maddelik tedbirler paketi bu varsayım üzerine oturuyor. Ancak, aradan geçen bunca zamanda, o varsayımı doğrulayacak somut hiçbir bilgi ve belge yok ortada.

Son zamanlarda meydana gelen ve zihinlerde 'İslâm' ile 'terör' kavramlarını üstüste oturtmayla sonuçlanabilecek olayları bu arka-planla değerlendirmek gerekiyor. 'Hizbullah' diye bir örgüt ile ilgili iddialar birdenbire ortalığı sardı. Bazı işadamları ve vakıf yöneticileri kayıplara karıştı ve eylem 'Hizbullah' örgütü ile irtibatlandırıldı. Nihayet, önceki gün, canlı yayınla evlerimize ulaştırılan polis-Hizbullah çatışması... Güneydoğu menşeli böyle bir örgütün varlığına ve artık İstanbul'da bile eylem koyduğuna inanmamız istendiği hemen belli oluyor.

'Hizbullah' diye bir örgütün var olduğu elbette bir gerçek; bilenlere göre, geçmişte PKK ile mücadelenin 'İslâmî' unsuru olarak devletçe teşvik edilen bir örgüt bu. Uzmanlar, başı bozuk hale gelen ve PKK'nın ortadan çekilmesiyle varlık sebebini yitiren örgütün devlet tarafından tasfiyesine bağlıyorlar son gelişmeleri... Bir dedikleri de şu: 'Hizbullah' tasfiyesinden önce, tasfiye edilecek örgüt militanları eliyle, başka 'zararlı' unsurlar ortadan kaldırılıyor... Hizbullah militanları bazı hedefleri yok ediyorlar, sonra da kendileri ortadan kaldırılacaklar...

Bu akla ziyan teori, ülkemizin gerçekleri göz önünde tutulduğunda, o kadar da saçma durmuyor. Geçmişte benzer yöntem farklı kişi ve gruplara da uygulanmış, pekâlâ başarılı da olmuştu. Köksüz örgütler, şiddeti yöntem seçen militanlar, yeraltının göz gözü görmeyen dünyasında, çoğu kez kime âlet olduklarını bilmeden, 'derin' hesaplaşmaların tarafı haline dönüşebiliyorlar...

Ancak, bu tür olayları, fitili üç yıl önce ateşlenmiş ülkedeki saflaşmaları daha da belirgin hale getirmek üzere kullanmaya kalkışanlar da olabilir. Türkiye'nin içine girdiği ve hemen herkesin "Çok dikkatli olmak lâzım" demekten kendini alamadığı kritik dönemeçte, ülkeyi yeniden içine kapatacak, insanlarının birbirine kuşkuyla bakmalarına yol açacak yeni gerilimler için bir zemin arayışı zaten seziliyor. "İrtica tehlikesi bir paranoyadan ibarettir" teşhisine, "İşte size dinî terör" cevabını verebilme heyecanıyla bir kenarda bekleyenler var.

Terörün her türlüsü menfurdur, özellikle 'din' adı kullanılarak başvurulan terörün tasvip edilecek hiçbir tarafı yoktur. İnanan insan 'can' dediğimiz Allah emanetinin değerini bilir ve onu yok etmeye yönelik bir girişim içerisinde bulunmaz. Bu ülkenin inançlı insanlarından 'terörist' çıkartma niyeti, ne kadar gayret edilirse edilsin, nâfile çabadır.

Ne olduğunu bilmiyoruz; gerçekten örgütler arası bir hesaplaşma veya vaktiyle kullanılan örgütlerin artık ihtiyaç kalmadığı için tasfiyesi mi söz konusu, yoksa Türkiye'nin tutmakta olduğu yeni yolun önünü kesmeyi hedefleyen bir hâin komplo ile mi karşı karşıyayız? Sinen PKK terörü yerine başka korkular ikamesi çabası bile olabilir bu. Operasyon emri veren, beş saat süren çatışmayı yöneten emniyet müdürünün, "Eylemcilerin Hizbullah örgütü üyesi olmaları muhtemel" tereddüdünü hayra yormakta zorlanırsak fazla kuşkucu mu oluruz?

Bakalım, olay hangi beklenti istikametinde gelişecek?


19 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...