YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Yumurta küfesi kapıya geldiğinde

 
Türkiye'de, topyekûn bir yenilenme erine, parça parça bazı düzenlemeler yapıyoruz. Hem de, ancak yumurta küfesi kapıya geldiğinde. Meselâ Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı ek protokolünü zamanında imzalasaydık, şimdi Apo problemiyle baş başa kalmazdık. Türkiye "vazifelerini" yapmakta hep geciktiği için, çeşitli sorunlarla karşılaşıyor.

 

Türkiye "vazifelerini" yapmakta hep geciktiği için, çeşitli sorunlarla karşılaşıyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek -idamı yasaklayan- 6'ncı protokole zamanında imza atılmış olsaydı, bugün, bir Apo problemiyle baş başa kalmazdık.

Avrupa Birliği'ne ilk adım

Ülkemiz Avrupa Konseyi'nin ilk üyelerinden. Avrupa Birliği'nin de benimsediği, 12 yıldızlı Avrupa Konseyi bayrağı, Konsey'e 1949'da katılan Türkiye'nin bir anlamda damgasını taşıyor.

12 yıldız, Avrupa Konseyi'nin başlangıcındaki üyelerini temsil ederken -ki biri Türkiye idi- sonradan bu temsilden vazgeçildi. Vazgeçme, Türkiye'nin Avrupa Konseyi'ndeki ağırlığını ortadan kaldırmaz elbette. Demek biz, Avrupa Birliği'ne doğru ilk adımı atanlar içindeyiz.

1949'da herkesle birlikte, hatta bir çok ülkeden daha önce yola çıkan Türkiye, neden diğerlerine göre, demokrasi hedefinde geri kaldı?

Umut yeşeriyor

1949, demokratikleşme umutlarının yeşerdiği yıllar.

Türkiye, 1945'de çok partili siyasi hayata geçti; 1946 seçim hilesi bir daha tekrarlanmasın diye seçim kanununda düzenlemeler yapıldı. Milli Şef İsmet Paşa, DP'nin Genel Başkanı Celâl Bayar ile görüştü ve ona muhalefetin, haksızlığa uğramayacağı yolunda teminat verdi. 12 Temmuz Beyannamesi ile iktidar muhalefet ilişkileri yumuşadı.

Türkiye 1949'da Avrupa Konseyi üyesi oldu; aynı tarihte demokratikleşmenin bir gereği olarak, Genelkurmay Başkanlığı da, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlandı.

Din eğitimi üzerindeki baskılar azaldı. Başbakanlığa gelen Şemsettin Günaltay, ülkemizde bir hoşgörü ikliminin kapısını araladı.

Kasım Gülek, 1949 yılında Strasbourg'da yaptığı bir konuşmada dünyadaki demokrasiye yönelişi anlatıyor ve Türkiye'ye bu doğru hedefi gösteriyordu.

17 Ağustos 1949 tarihli konuşmasında Gülek heyecan içindeydi. Avrupa Birliği'nden söz ediyor, hayat seviyesini yükseltmek ve zengin olmak isteyen ülkelerin biraraya gelmesi gereğinin üzerinde duruyordu.

"Avrupa'nın birleşmesi, bütünleşmesi elbette Amerika Birleşik Devletleri'nden daha zor. Ama biz zoru başarmak için biraradayız. Yol uzun görünebilir. İrade, azim ve iyi niyetle hedefe ulaşacağız" diyordu.

Aynı özgürlükçü ve bütünleştirici hava, Genelkurmay Başkanlığı'nı, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlayan 223 sayılı kanunun gerekçesinde de göze çarpıyordu:

"Bugün demokratik rejimle idare olunan memleketlerde devletin silâhlı kuvvetlerine ait işlerden dolayı Millet Meclisi'ne karşı muhatap ve mesul olan icra uzvu, ya Milli Savunma Bakanı veya o memleketin teşkilâtına göre Ordu, Deniz ve Hava Bakanlarıdır. Bizde ise bu hizmetler, biri 'komuta, talim ve terbiye', diğeri 'idare, levazım ve kısmen zat işleri' olmak üzere ikiye ayrılmış ve birinci kısım Başbakan'ın mesuliyeti altında Genelkurmay Başkanlığı'na; diğer kısmı da Milli Savunma Bakanı'nın mesuliyetine tevdi edilmiş bulunmaktadır. Askeri idarede mevcut olan bu iki başlılık her iki makamın vazife ve selâhiyetleri arasında tedahüllere ve aynı mevzu üzerinde muzaaf (zaaf dolu) çalışmalara yol açmıştır. Bu keyfiyet, sözkonusu işlerde matlup bulunan sürat, selâmet ve isabetin sektedar (sekteye uğramasına) olmasına sebebiyet vermektedir. Bugünkü tatbikata nazaran askerî kanunların uygulanmasına memur olan Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmayın kanunlarla tâyin edilen özel durumu karşısında, vazifesini tam yapmak için lâzımgelen yetkiyi fiiliyatta elde edememiş ve ikmal ve idare işleriyle müvazi ve ahenkli olarak yürümesi icabeden komuta ve eğitim hizmetleri de, muvaffakiyeti için lâzım olan şartları ve imkânları tamamiyle tahakkuk ettirememiştir.

.....Arzedilen sebebler, bugünkü gayritabiiliğin giderilmesini ve aynı mevzu üzerinde çalışan teşkilâtın bir araya getirilerek tek bir mercide toplanmasını ve nihayet demokrasi rejimiyle idare edilen her memlekette olduğu gibi bizde de askerî işlerin ilgili Bakanın yetki ve sorumluluğuna verilmesini zaruri kılmış ve ilişik kanun tasarısı hazırlanmıştır." (20.4.1949 tarihli ve 223 sayılı Milli Savunma Bakanlığı'nın kuruluş ve görevlerine dair kanun)

Aradan 50 yıl geçmiş olmasına rağmen, gene, demokrasi hamlesinde yaya kalan bir ülke hüvviyeti ile, benzer sıkıntılar yaşamamız kötü bir kader. Bakalım bu kaderi değiştirebilecek miyiz?

Yumurta küfesi kapıya geldiğinde

2000 yılı, tıpkı 1949 gibi, ibrenin demokrasiyi gösterdiği bir zaman dilimine açılıyor. Yapışalım akrep ve yelkovana ve hürriyetlerin peşine takılalım.

Yazımızın başında, "Eğer bu kadar geç kalmasaydık, meselâ, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı ek protokolünü imzalamış olsaydık, Apo'yu idam edip etmeme sorunu ile karşılaşmayacaktık. Çünkü bu cezayı çoktan kaldırmış olacaktık" dedik.

Türkiye'de neden geç kalındı?

Topyekûn bir yenilenme yerine, parça parça bazı düzenlemeler yapıyoruz. Hem de, ancak yumurta küfesi kapıya geldiğinde.

Dünyadan dışlanmamak için, bir nevi baskılara boyun eğiyoruz.

Adalet Bakanlığı, idamın yerine ağırlaştırılmış müebbed hapisi koyacak çalışmayı ısıtıp, yeniden gündeme getirdi. Müzakereler, maalesef Apo'nun gölgesinde geçecek. Böyle bir değişikliğe, MHP veya DYP'yi ikna etmek mümkün değil.

Tahkim

Meclis, demokratikleşme paketinden de önemli, bir konuyla açılıyor. En azından, hükûmet, alelacele Adalet Komisyonu'na, tahkimin geriye doğru işletilmesine ilişkin kanun tasarısını getirdi.

Adalet Komisyonu, Danıştay Kanunu'na ilâve edilmek istenen böyle bir hükme karşı direnmişti.

Daha sonra aynı maddeyi, Yap-İşlet-Devret kanun tasarısına soktular. Fakat, bu defa da, Meclis direndi. DSP ve MHP, muhalefetle birlikte hareket etti.

Aynı konuda üçüncü teşebbüs gerçekleşiyor.

Amaç, sözleşmesi evvelce imzalanan, 46 projeye de, tahkim hakkını tanımak. Zaten bu projelerde büyük kâr var.

23 adet termik santral Yap-İşlet-Devret ile inşa edilecek.

8 adet termik santralin sadece işletmesi 20 yıllığına bazı firmalara devredildi.

Bir de 15 bölgede elektrik dağıtım işi, özellikle medya kuruluşlarına verildi.

Bu sözleşmeler imzalanırken, Anayasa'da tahkime imkân tanıyacak değişikliğin gerçekleşeceği bilinmiyordu.

Yap-İşlet-Devret modeliyle inşa edilecek santrallerde öyle büyük kâr var ki, Dünya Bankası'nın bile ilgisini çekti.

Dünya Bankası'nın Türkiye Direktörü Ajay Chhibber, TEAŞ'ın "Yap-İşlet" çilerden elektriği, dünya fiyatlarının çok üzerinde aldığına veya almayı taahhüt ettiğine, buna mukabil TEAŞ'a 4.5 centten sattığına, bu yüzden zararının boyutlarının büyüdüğüne işaret etti. Üstelik lüzumundan fazla santral yapımına gidildiğini belirtti.

Şimdi, TEAŞ'a fahiş fiyatla elektrik satacak olan termik santrallerin müteahhitlerine, tahkim ile ilâve bir fırsat getiriliyor. Madem tahkim olmadan yabancı kredi bulamayacaklardı, niçin ihaleye girip sözleşmeyi imzaladılar? Elektriği, devlet almayı taahhüt ettiğine, krediyi de özel sektörden daha iyi şartlarla devlet bulabileceğine göre, inşaatı da devlet yaptırsın. Sonra icab ederse şeffaf biçimde özelleştirsin bu santralleri.

Tahkim hakkı eski sözleşmelere de verilirse, şartlar değiştiğine göre, yeniden ihale açmak gerekmez mi?

Görüldüğü gibi, MHP sadece Apo konusunda ikna edilmiyor.

Sermaye bekçiliğine de soyunuyor. Tahkim meselesinde Demirel ile Anap'ın dümen suyuna giriyor.

Neredeyse Bahçeli de, Yılmaz veya Demirel'in aile fotoğrafının içinde yer alacak. Yazık değil mi!

Koç'a orman ikram edildi; büyük sermayeye tahkim. Üniversitelerde hâlâ Gürüz zihniyeti hâkim.

Gün geçmiyor ki, Kartel'de Devlet Bahçeli'yi öven satırlar çıkmasın.

Hele bir tanesi vardı ki çok hoştu: "İsmi gibi hareket etti" diyordu Sabah. Yani devlet gibi.

Biraz da millet gibi hareket etse... Millet ile elele.


19 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...