T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Afetin fuarı olmaz!

Resmî rakamlara göre 16 bin 986, gayrıresmî rakamlara göre de 40 bin vatandaşımızın hayatını kaybettiği 17 Ağustos depreminin ikinci sene-i devriyesi münasebetiyle, deprem bölgesinde bir dizi etkinlik düzenlendi.

Halk saat 03.02'ye kadar uyumadı.

Küçük çaplı eğlenceler filan...

Bir televizyon kanalı, "Deprem Özel" yayınında, canlı yayın konuklarıyla depremin dününü, bugününü ve yarınını tartıştı.

Sonuç?

Hiç...

İki yıldır her mahfilden, her odaktan, her ağızdan duyduğumuz sözler, büyük bir pişkinlikle dün gece de tekrarlandı:

Hazırlıksız yakalandık.

Doğrudürüst bir zemin etüdü yok.

Hırsız müteahhitler malzemeden çalıyor...

Devlet aciz, falan filan...

Sanki "hırsız müteahhitler"le "aciz devlet" olgusu temel insan sorunsalından bağımsızmış ve bu araz iki yıl içinde giderilebilirmiş gibi...

Bir de "afet fuarı" açacaklarmış.

Afetin fuarı da olabiliyormuş demek ki!

Vah...

17 Ağustos felaketini müteakip, deprem korkusunu ranta çeviren birtakım arsa spekülatörleri, jeofizik mühendisleri, güya "sağlamcı" müteahhitler türemişti, hatırlıyor musunuz?

Deprem bölgesinde de, bir litre suyu 2, kötü kokulu Maltepe'yi 1 milyon liradan satan kimi hayırsever vatandaşlar...

Bu aymazlığı bir ahlak sorunu saymayan insanların yekün tuttuğu bir ülke her zaman depremlere "hazırlıksız" yakalanacak, bu insanları organize etmekle yükümlü devlet her zaman "aciz" kalacaktır.

Ahlakın, erdemin, duanın kıymet hükmü olmayınca; iyi vatandaş, dürüst insan, erdemli davranış, doğru söz lafızları, sadece lafız olarak kalınca, afet de kaçınılmaz olacaktır.

Reflekstir:

Her afetten sonra, ehil suçlular ararız.

Onlar rahatlatır bizi.

Vicdanımızı yatıştırır.

Sorumluluklarımızdan azade kılar.

Gazetelerde "hırsızlığa, erdemsizliğe, ahlaksızlığa lanet" yazıları okuruz bol bol.

Ama, devlet imkanlarını sorumsuzca yağmalayıp, başkalarının gözyaşları üzerine servet ve iktidar bina edenlerin suçlu arama pervasızlığının temel insan sorunsalından bağımsız olduğunu düşünmeyiz.

Kimse kusura bakmasın.

Türkiye'de insan malzemesi sorunlu.

Yani, kalitesiz.

Dolayısıyla, bu insanların yaptığı inşaatlar da, kurdukları şehirler de, oluşturdukları toplum düzeni de "kalitesiz" olacaktır.

Yöneticilerimiz mi çok kaliteli? Bürokratlarımız mı? İnşaatçılarımız mı? Aydınlarımız mı? Sanatçılarımız mı? Gazetecilerimiz mi? Bilimadamlarımız mı?

Konuyla direkt ilgisi yok belki ama, "laiklik uğruna gerekirse bilimsel çalışmalardan taviz verilebilir" vecizesinin "örnek davranış" olarak kutsandığı bir ülkede kalite aramak, olsa olsa abesle iştigaldir.

"Bilimsel çalışmalardan taviz vermiş" üniversitenin yetiştirdiği bir bilimadamı, sıradan bir deprem tahminini bile, Amerikalılar açıkladıktan sonra, "Pardon, biz 6.7 olarak görmüştük ama, doğrusu 7.4'müş..." diye düzelterek vermişti, hatırlayın!

Büyük afetin üzerinden iki yıl geçti.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı ama, süreç içinde görüldü ki, herşey eskisinden besbeter.

Hem hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, hem de enkaz altından mütekamil bir "demokrasi" düşüncesi süzecektik...


17 Ağustos 2001
Cuma
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED