T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Mesafeli duranlar

Kendisi de yeni oluşum arayışında olan bir siyasetçi Tayyip Erdoğan'ın birikimi ve halk nezdindeki itibarı konusunu değerlendirirken "Müktesebatından çok seviliyor" demişti bana. Bu, halkla ilişkiler bakımından artı'yı, başarı ihtimali bakımından bir "rezerv"i ifade ediyordu. Ya da "Bu hareket halktan oy alabilir ama ülke sorunlarını çözemez." demek istiyordu.

"Tayyip Erdoğan'ın birikimi devlet yönetmeye yeterli mi? Meselâ ekonomik sorunların çözümü için yeterli bilgisi var mı?" sorusu bu yaklaşımı tamı tamına özetleyebilir.

Bu yaklaşımın epey bir paylaşanı bulunduğu görülüyor.

Anlaşılıyor ki bu sorulardan "mesafeli tavır" çıkıyor. Kimi hele bir kervan yürüsün bakalım, diyor. Kimi bu hareketle bütünleşmeye macera diye bakıyor.

Bu çerçevede bazı isimler geçiyor: Hüsnü Doğan, Mehmet Dülger, Burhan Özfatura, belki İlhan Kesici... Belki halen milletvekili olan farklı partilerden insanlar... Bunlardan bazılarına teklif götürüldüğü, ancak onların "hele bir yürüyüşünüzü görelim bakalım" tarzında tavır sergiledikleri ifade ediliyor. Melih Gökçek, ekran turlarında "davet edilenlerden bir çoğu mesafeli kaldı, yelpaze yeterli genişlikte oluşmadı" dedi meselâ. Söz konusu isimlerden de, bu "mesafeli tavr"ı seslendiren açıklamalar çeşitli gazete köşelerine yansıyor.

Ben şahsen, Ak Parti hareketinin, yukarda saydığım isimlerle buluşmasını faydalı görürüm. Çünkü o isimlerin, hem birikim sahibi hem de siyasî anlamda temiz çizgide bulunduklarına - kaldıklarına inanıyorum. Ama ortaya çıkan tablo da böyle. Ne yapmalı?

Şöyle bir muhakeme her kesim için sağlıklı olur sanıyorum.

Ak Parti hareketinin halkla ilişkiler açısından önemli bir iktidar potansiyeli taşıdığı açık. Bu hareket, başarısını da sadece liderliğin performansına değil, "ortak aklın başarısı"na bağlıyor. Bir yerde, liderliğin bir ekip çalışması içinde tamamlanmasına... Bu harekete, "ortak akl"ı devreye sokma konusundaki eksiklikleri, yanlışlıkları varsa, sonuna kadar mesafeli davranılabilir. Ama "ortak akl"a başvuru konusunda samimi oldukları ve ana düşünce ve siyaset koordinatlarında anlaşıldığı sürece, sadece liderliğe konan yeterlilik yargısı sebebiyle mesafeli durmak sağlıklı olmaz.

Çünkü Türkiye'de herkes için bir yeterlilik sorgusu yapılabilir. Sadece şu an yaşanan felâketin mimarları için değil, en başarılı olduğu farzedilen liderler için dahil.

İşte bir kaç soru: Ecevit ekonomiyi ne kadar biliyor? Mesut Yılmaz, Bahçeli ne kadar? Ülkenin bugün Dünya Bankası'ndan "yoksulluk yardımı" alacak duruma düşürülmesinde geçmiş hangi liderin payı yoktur? vs... Demek ki hem liderlik performansı yeterli olmamış, hem de ülkenin zengin insan kaynakları "ortak akıl" çerçevesinde rasyonel biçimde kullanılmamış.

Diyor ki bu hareket, "ben ülkenin zengin insan kaynağını ortak akıl ekseninde ülke için seferber edeceğim." Bence bu yaklaşım önemsenmeli. Çünkü, bu hareketin böyle bir ihtiyacı harekete geçirecek belki de, liderlik karizmasını kutsamayan, kendi yeterliliklerinin farkında olan bir hareket olduğunu düşünüyorum.

"Taht, baht işi" diye bir söz var. Tayyip Erdoğan halk tarafından seviliyor. Adına ne derseniz deyin, platonik bir sevgi, arabesk bir sevgi ne derseniz, ama bu bir vakıa. Tayyip Bey'le geniş halk kitleleri bir duygu damarında buluştu. Halkın Cumhurbaşkanı Sezer'e sempatisini, Ordu'ya güvenini önemseyip, Tayyip Erdoğan'a duyduğu hisleri kabahat hanesine yazmak sağlıklı bir tavır olamaz.

Bir işadamı, "Ben de boylu posluyum, benim param Tayyip Erdoğan'ı on katlar, ama halk onu seviyor, ne yapacaksın kardeşim!" demişti. Evet bu iş böyle...

Bilinen medya tarafından bir kampanya yürütüldü Tayyip Erdoğan aleyhine... Bunun bir "göz korkutma, caydırma, insanları kararsızlığa sürükleme" niyeti taşıdığı kanaati yabana atılamaz. Ben, bu medyanın bu "terminatör-yokedici" misyonunu bildiğini düşündüğüm yukarda ismi geçen ve benzeri zevatın, daha farklı değerlendirme yapmasını beklerdim.

Ben ortada, kimi zaman DP ile, kimi zaman AP, kimi zaman ANAP ile, kimi zaman RP-FP çizgisi ile temsil edilen, belki bugün bu kadar keskin farklılaşmaları da aşıp daha geniş bir yelpazeyi buluşturma ihtimali bulunan bir misyonun bir kere daha Türkiye'yi yeniden inşa imkânına kavuşabileceğini düşünüyorum.

Ak Parti yöneticilerinin "Ortak akıl" eksenini, en geniş biçimde oluşturmada, statü kıskançlıkları içine girmeden en samimi gayretleri ortaya koymaları, buna karşılık "Ortak akl"a katkıda bulunma çağrısı yöneltilen birikimli insanların da statü kaygılarını aşarak, ülkeye hizmet için elele tutuşma yolunda hereketlenmeleri doğru olur, diye düşünüyorum. Halk desteği bulunacak gibiyse, onun önüne, gerçekten ülkeye hizmet için elele vermiş kadroları koymak, bugünün görevidir...

Türkiye çok güç durumda. Bütün alanlarda kronik bir dibe vuruş yaşanıyor. Sorunlar, tek tek hiç kimsenin altından kalkamayacağı, ama ortak akılla ve halkla bütünleşerek çözülecek bir mahiyet arzediyor. Bugün bu formüle en yakın duran siyasi oluşum Ak Parti gibi görünüyor. Bakalım bu fırsat kim tarafından nasıl değerlendirilecek?


18 Ağustos 2001
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED