T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Alem-i Berzah'a bir kapı

Otuz yıllık şiir birikimini "Berzah" adlı kitapta toplayan Ebubekir Eroğlu'nun şiiri, geniş bir medeniyet havzasından beslenen, zengin, derin bir şiir. Okundukça açılıyor ve okura yeni yönelimler sunuyor

Ebubekir Eroğlu, 30 yıllık şiir birikimini geçtiğimiz aylarda Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan "Berzah" adlı kitabında topladı. 1968-1998 yılları arasında yayımladığı şiirler bir bütün olarak değerlendirilmeye sunuldu bir anlamda. Şairin duruşu, tavrını ve dünyayı algılama biçiminin ipuçlarını görmek mümkün bu şiirlerde.

Modern şiirin tipik ve belki de en farklı biçimi olarak görebileceğimiz Eroğlu Şiiri, kapalılığını hep koruyan, ifşa edilmesi güç bir şiir. Kendi içre gelişen bir şiir damarının uzantısıdır. Şiirin kendisini kolay tüketmemesi söz konusu. Okurla belli mesafeyi daima koruyan bir şiir. Birçok metaforla örülmesi, özellikle bugünün okuruna, anlaşılmasını zor kılmakta. Gündelik hazlarla yetinen, en fazla biraz entellektüel sahayı tarayan bir okurun bu şiirin sahasına girmesi oldukça güç ve de böyle bir talep de beklenemez.

Şairin bu mesafeyi daima korumak istemesi de şiirin beslendiği içkin kültürden kaynaklanmakta. Şiirdeki metaforların karşılığını bugün ve burada aramak boşa kürek çekmektir. Şair bu metaforları kimi zaman yadırgatarak okura sunar. Tanıdık olmayanı tanıdıklaştırır. Şairin kullandığı bu tip bir yadırgatma efektini şiirin zemininin kaydırılmasıyla, klasik bir havzaya doğru yol almasıyla anlayabiliriz.

Eroğlu şiirinin iki tip okuru vardır; birincisi bir hâlin vukufiyetine ermiş okur, ki bence bu okur şiir metnini çok çabuk kendileştirerek haz alır, ikincisi ise bu naklî ilmin literatürüne aşina kimseler, bunlar da şiirden entellektüel ve az olsa irfanî tatlar alırlar.

Şunu da söylemeliyim: Eroğlu'nun şiirinin tipik özelliği mistik olması değildir. Metafizik sınırı nerede başlar, tartışılabilir. Çok özet olarak, klasik İslam kültürünün modern şiir biçemindeki ifadesidir. Esin kaynağı naklî, kendisi modern bir şiir.

Eroğlu'nun rnistik yönünden çok çileci, zakir yönü bu şiirin dokusunu oluşturmuştur. Özellikle çileci tavır, asketiklikle karıştırmayalım, şiirin personasının (kişi) hiç duraksamayan sesidir. Zikir çeken bir şiirdir, duraklar da zakirin nefesleridir. Hem biçim, hem de özün dengesi bu şekilde sağlanmıştır.

Klasik metinlerde de sık sık karşılaştığımız bir 'yolculuk metaforu' bir çok şiirde mevcut:

dağda dolaştım
pasaportu yitik bir gezgin gibi
başımı kaldırıp bir yüze baksam her sınırda

Hattâ o metinlerin dünyasına yapılan vurgularla ilerleyen bir irfan şiiridir. Aldı Nesimi şiiri buna örnektir. Sınırlar şiirinin şu dizeleri şairin evrene bakışının da özeti gibidir:

taştan kazınarak dökülmüş toprağıyla
bir ucu okunmayan bir hiyeroglifte
örtülü bir hayat
ve dinelmiş birinin
"kimsem o" dediği yerde
yatıda kalmış bilgiler unutulmuş ilimler
sözün özüne konmuş biçimler görüyorum
sesin naklini bir şekle bürünerek
durup bana emanet
bir taşı okuyorum

Durmaksızın bir arayış, bir arzuya yönelme durumu Eroğlu'nın diğer şiirlerinde başat öge.

bir bardak suyla geçiyorum pürüzlü yoldan
benim zamanım yavaş
su siperimdir neye baksam
bir akış sarhoşluğudur
ölümü özlemek değil
her adım bir başka yorgun
anlar anlara eklenedursun
düşedursun
bir ayak öbürünün önünde

Buradaki irfan yolculuğu asla son bulmayaktır. Yukarıdaki şiirde anlatılmak istenen benlik ve öteki'nin konumudur aslında. Yoldaki pürüzler benliğin (nefs) etrafını saran, onun hakikati aramasına engel olan gerek maddi gerek manevi unsurlar. "Bir bardak su" ilmin, ışığın, kaynağın, kurtuluş reçetesinin birer metaforu olarak okunmalı.

Şairin ilk şiirlerindeki yalnızlığın kattığı romantiklik sonraki şiirlerinde gureba diyebileceğimiz irfanî bir hâl biçimini alacaktır. Gurbet içinde gurbeti yaşamak olarak algılanmalı bu tavır. Klasik İslam geleneğinin bir uzantısıdır bu yönelim aynı zamanda.

Kısacası, bir medeniyet havzasından beslenen Eroğlu şiiri, okundukça algı dünyamızda yer edecek, yer ettikçe bize yeni yönelişler sunacaktır.

 
Suçlu zeki ama dedektif daha zeki
Örümceğin Maskesi, ünlü dedektif-psikolog Alex Cross'un serüvenlerini bir kez daha beyazperdeye yansıtıyor. "İyi, zenci dedektifi" yine Morgan Foreman oynuyor.
Arkeoloji: Dipten gelen sanat
Yapı Kredi Yayınları'nın üç ayda bir yayınladığı Sanat Dünyamız'ın yaz sayısı Arkeoloji gündemiyle çıktı. 'Üç tarafı' denizlerle çevrili Türkiye'nin 'dört tarafı' arkeolojik kalıntılarla kuşatılmış durumda. Geçmişin somut izlerini toprağın altında arayan arkeoloji biliminin ilk keşifleri de Yakın Doğu coğrafyasında, Osmanlı İmparatorluğu yönetimindeki topraklarda gerçekleşti. Arkeoloji, dünyaya kendini farkettirme, yeni bir şey söyleme ve para kazanma çabası içindeki Türkiye'nin elindeki en büyük kozu, en büyük ayrıcalığı belki de... Sanat Dünyamız'ın bu sayısında dünya ve Anadolu arkeolojisine ait önemli başlıklardan ve merkezlerden bir derleme yapılıyor ve konular hem meraklısının hem de uzmanının ilgisini çekebilecek bir kıvamda sunuluyor. Anadolu arkeolojisi ile sınırlandırımış Çerçeve adlı bölümdeki yazılarda, Anadolu'da keşfedilmiş kültürlerin geniş yelpazesinden seçilen konular bir uzman ve bir sanatçı tarafından ele alınarak işleniyor. Yapı Kredi'de "Boğazköy'den Karatepe'ye Hititbilim ve Hitit Dünyasının Keşfi" sergisiyle esmeye başlayan arkeoloji rüzgârları arkeoloji özel sayısıyla devam ediyor.
Sanat Dünyamız / Tel: 0 212 252 47 00
18 Ağustos 2001
Cumartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED