T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kemal Derviş'in bu işte ne suçu var?

Merkez Bankası, piyasalardaki "son karışıklıklardan" sonra bir açıklama yaparak "ekonomiye hakim olduğunu", reformların olumlu sonuçlarının "orta vadede" tümüyle hissedileceğini, "salt iktisadi temeller açısından bakıldığında mevcut borç stokunun rahatlıkla çevrilebilecek borç stoku" olduğunu falan söyledi.

Böylece günlerdir "Dolar niye fırlıyor? Merkez Bankası uyuyor mu?" sorularına karşılık "Biz burada işimizin başındayız ve her şeyin farkındayız" mesajını verdiler.

Acaba öyle mi?

Başımdan geçen iki olayı aktarmak istiyorum. Birincisi Amerika'da okuyup okulunu bitirdikten sonra Türkiye'ye dönen bir gençle ilgili. İyi bir ailenin çocuğu. Annesi üniversitede hoca. Babası üst düzey bir görevden emekli. Amerika'da işletme okumuş. İngilizce ve Almanca'yı mükemmel konuşuyor. Oğlumun yakın arkadaşı.

Onunla dertleştik. Türkiye'ye Kasım ayında hemen kriz öncesi "büyük umutlarla" gelmiş. Sonrası felaket. İş bulamamış ama sadece iş bulamamaktan değil, Türkiye'den korkmuş. Siyasetçilerden korkmuş, medyadan korkmuş, bürokratlardan korkmuş. "Türkiye'de sadece "adam yeme" mekanizması var. Yolsuzlukların üzerine bile gitmeyi bıraktılar. Ben burada kendime bir gelecek göremiyorum. Burada yaşamak istiyorum ama bu şartlarda nasıl yaşayabileceğimi kestiremiyorum" diyor. Henüz 24 yaşında.

Dışarıda okutup "değer verdiğimiz", Türkiye'ye gelince korku çersine saldığımız bir Türk genci.

İkincisi Sirkeci'de iki üç tane tuhafiye mağazası olan bir çocukluk arkadaşımın durumu. Geçen gün onu ziyaret ettim. "Nasılsın?" dedim, "Aynen Türkiye gibiyim, batıyorum" dedi. BMW marka iki otomobilini satmış, dükkanların 6 aylık kirasını ödeyemez durumda, bir zamanlar bana methettiği Kemal Derviş'e "küsmüş." Görmeyeli çok değişmiş, adeta çökmüş. Morali sıfır. Gelecekten beklentisi sıfır. Dükkan sahibi "tahliye" davası açmış. "Arkadaşlarımdan biner dolar istedim, bir Allah'ın kulu da al kardeşim demedi" diye dert yanıyor. Kendisi bu iktidarın çok ateşli taraftarıydı. "Bizi, hepimizi batırdılar" diye yakınıyor.

Merkez Bankası Türkiye'yi "ekrandan" izliyor. Türkiye'yi "ekrana yansıyan rakamlar" olarak görüyor. Aynı hatayı Kemal Derviş de yapıyor. Onun için ona sık sık "Boğaz lokantalarında değil halkın içinde dolaş" uyarısında bulundum. "Monşer iktisatçılardan" değil, halkın kendi gerçeğinden ekonomiyi tartsın istedim.

Geldiğimiz noktada artık Kemal Derviş de bitti, ekonomi de bitti. Bakmayın siz "Biz duruma hakimiz" mavallarına. Piyasa, Merkez Bankası falan dinlemiyor.

"Sus pus" olmuş Kemal Derviş'e ufaktan ufaktan dokundurmalar başladı. Kemal Derviş'i bu sütunlarda ilk eleştiren biri olarak artık ona ben sahip çıkabilirim.

Kemal Derviş'in "tek başına" mucize yapması, "kurtarıcı" olması mümkün değil. Ne yazık ki, "Türkiye'deki akıl hocaları" da kimilerinin "televoleci ekonomistler" dediği kişiler. Ekonomi ile ilgileri sadece "kitap okumak" olan bu kişiler kendisine takım kurarken "yanlış kişileri" önerdiler. Yanlış takım kurdurdular. Onlar yanlış yapıyor, ya da "yanlış yapmamak için hiçbir işlem yapmıyor" Onların faturası da Kemal Derviş'e çıkıyor.

Türkiye'nin "güvene" ihtiyacı var. Yapılacak tek şey Ankara'daki hükümeti değiştirmektir. Yeni bir başlangıç yeni bir umuttur. Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin bir Milli Mutabakat Hükümeti kurması ve ekonominin başına yine Derviş'i geçirip şu "kriz dönemini" hep birlikte atlatması tek "akıllıca" yoldur. Bu hükümet böyle durdukça "kriz beklentisi" asla tükenmez.


18 Ağustos 2001
Cumartesi
 
CAN AKSIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED