|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ak Parti'nin kuruluşu, "Türkiye, İsrail, İran, Azerbaycan: Karışık Hesaplar" başlıklı yazımızda başlattığımız ve Türkiye'nin geleceğini etkileyecek önemdeki 'stratejik tartışma'yı yarıda bıraktırmıştı. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim… Ama aradan geçen iki gün içinde, söz konusu 'karışık hesapları' daha da karışık kılacak ve gerçekten 'karışık hesaplar'ın gündemde bulunduğunu doğrulayacak 'bilgiler' ortaya çıktı. Örneğin, Türkiye'nin İran'a Azerbaycan'la ihtilafı konusunda 'nota' verdiği haberinin doğruluğu kuşkulu. Bu haber, haftabaşında Hürriyet gazetesinde manşetten yayınlandı. Oysa, anlaşılan İran'ın Ankara Büyükelçisi Hüseyin Lavasani, geçen hafta bambaşka bir sebeple zaten Dışişleri'nde bulunurken, kendisine sözlü olarak 'Türkiye'nin İran ve Azerbaycan arasındaki ihtilafın 'diyalog' yoluyla çözümünden yana olduğu' ifade edilmiş. 'Türkiye ve İsrail, İran'a karşı Azerbaycan'dan yana' türünden bir 'haber manipülasyonu'nun arkasında acaba kim ve niçin var? Bu arada, İsrail Başbakanı Ariel Sharon'un, 'İran'a karşı eski bir Sovyet cumhuriyetine yardım etmek istediği ve bu konuda Türkiye ile işbirliğine hazır olduğu' geçen hafta Ankara'daki basın toplantısında zaten ifade edilmişti. İsrail, Hazar havzası ve Orta Asya ile, fazlasıyla ilgili. Bu alanda hareket etmek için, Türkiye ile işbirliğinden medet umuyor. Ayrıca, kendi inisyatifiyle de hareket ediyor. Orta Asya uzmanı Antoine Blua imzasıyla Eurasia.net sitesine yayımlanan "İsrail Orta Asya'da bir oyuncu olarak sahaya çıkıyor" başlıklı yazıda şöyle deniyor: "Coğrafi olarak Orta Asya'dan uzak olmakla birlikte, İsrail bölgede artan ölçüde önemli bir rol oynuyor. Avigdor Lieberman, Temmuz başlarında iş adamlarından oluşan bir heyeti yedi günlük bir geziyle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a götürdü. İsrail heyeti bu geziyle Başbakan Ariel Sharon'un Kasım ayında Kazakistan'a yapacağı ziyaretin zeminini hazırladı." Avigdor Lieberman, Rusya kökenli. İsrail'e geleli on yıldan az bir süre oldu. Rusya kökeni, eski Sovyetler Birliği coğrafyasında 'İsrail nüfuzu'nu yaymakta etkili olabiliyor. Ancak, İsrail'in, Orta Asya ve Hazar havzası ve dolayısıyla Türk dünyasıyla ilgisinin asıl sebebi şu satırlarda: " İsrail'in Orta Asya işbirliğinde jeopolitik bir kaygının da yeri var. Bölgede İslam köktendinciliğinin oluşturduğu tehditten ötürü, İsrail Orta Asya ülkelerini laik olarak muhafaza etmek ve İran ile bağlantılarını önlemek istiyor. Bu amaçla, İsrail Orta Asya hükümetleriyle güvenlik ilişkilerini geliştirmeye çalıştı." İsrail'in 'bölgede hedef' olarak yerleştirdiği 'hasım güç'ün İran olduğu sayısız veriyle ortada. Ne var ki, İsrail'in eti budu, bu kadar geniş bir coğrafyada etkili olmasına imkan vermiyor. Bu yüzden: 1. Süpergüç Amerika; 2. Bölgesel güç olarak Türkiye, gerekiyor… Hazar Denizi'nin statüsü üzerindeki ve buradan hareketle enerji kaynaklarının kullanımıyla ilgili son Azerbaycan-İran sürtüşmesinde, İsrail'in Türkiye'ye 'kur yapması', Azerbaycan'dan yana çıkması ve Amerikan diplomatik desteğinin seferber edilmesi, anlamlı. Fakat coğrafya, bir 'Hazar çatışması' senaryosunda, İsrail-İran hesaplaşmasına şans tanımıyor. Bu ancak, Türkiye ile İran'ı çatıştırarak yapılabilir ya da İsrail, ancak, Türkiye topraklarını kullanarak hava kuvvetleriyle İran içlerine uzanabilir. 'Jepolitik olgular' böyle olduğu için, Türkiye'de, İran'a yönelik her 'güdümlü haber', her 'haber manipülasyonu', her hır çıkarmaya yönelik kampanyanın ardında, araştırıldığı takdirde, İsrail'i görebilmek şaşırtıcı olmaz. Türkiye ile İsrail arasında son yıllarda 'Amerikan takdisi' ile oluşturulan 'askeri işbirliği' ve Türkiye'nin, tıpkı İsrail gibi, esas olarak, bir 'güvenlik devleti' olmasından ötürü, bunun her kuruma izdüşümü; Türkiye'nin İran'a karşı İsrail tarafından 'kullanılabilirliği'ni kolaylaştırmıştır. Biz diyoruz ki, böylesine bir 'stratejik konumlanma' baştan aşağı yanlıştır. Baştan aşağı yanlış bir 'stratejik konsept'e dayanmaktadır. İsrail'in yönlendirmesiyle –Amerikan desteğine sahip olunsa da– güdülecek bir 'anti-İran Hazar politikası'yla, Hazar havzası ve oradan elde edilebilecek enerji imkanları kaybedilebileceği gibi, Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerine giden yollar kesilir. Böyle bir 'stratejik konsept', Türkiye'nin 'stratejik çıkarları'na aykırıdır. Şimdilik, Cengiz Çandar ve Graham Fuller ortak imzasıyla Meditterranean Quarterly'nin 2001 kış sayısında çıkan "Grand Geopolitics for a New Turkey" (Yeni bir Türkiye için Büyük Jeopolitik) başlıklı yazıdaki şu satırlarla yetinelim: "İran'ı, yüzyıllar boyu kendisine en büyük toprak tehdidini oluşturmuş olan Rusya ile yakınlaşmaya iten, Washington-Tahran düşmanlığıydı… Türkiye'nin, Washington'un arkasına takılmak yerine, İran ile kendi güçlü bağlarını geliştirmesi için güçlü nedenler var. Türkiye'nin İran'la sağlam ilişkiler kurması, Kafkasya ve Orta Asya'da önünü kesmeyi amaçlayacak İran-Rus bağlantısının önüne geçebilmek için son derece önemlidir. Dahası, Ankara, İran gazına ve Türkmen gazının Türkiye'ye getirtilmesi için İran ile işbirliğine ihtiyaç duyuyor. Türkiye'nin, Kafkasya ve Orta Asya'da belirli bir ölçüde İran ile bir nüfuz rekabeti olacak ama bu çok derin olmayabilir. İran'ın bir avuç İslami fanatik üzerindeki etkisi artık geçmişte kaldı ve İran Şiiliği'nin, ne Sünni ve ne de Alevi Türkler üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Her iki ülke, Irak, Kafkasya, Rusya ve Orta Asya'yı kapsayan konularda işbirliği yapmalarından çok kazanç sağlayacaklar. Turgut Özal Cumhurbaşkanı iken, İran'ı birçok bölgesel örgüte dahil etmek için çaba gösterdi…" Peki 'kardeş' Azerbaycan? İran da 'kardeş'. Yarına devam…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |