|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Adalet ve Kalkınma Partisi Türk medyası açısından bir tür turnusol kâğıdı" diye yazan benim; ancak, son birkaç gündür gazetelerde okuduklarım, beklentilerimi çok aştığı için, beni de ürkütüyor. Ak Parti'nin önünün daha yolun başındayken kesilmek istenmesi anlaşılabilir; ancak, bunun için, ülkenin en hassas kırılma noktalarının kaşınması... Cür'etin bu kadarı anlaşılabilir değil! Yeni partiyi kuranlar, geçmişten doğru sonuçlar çıkardıklarını, ülkenin beklediğinin toplumun bütününü kucaklayan bir siyasi hareket olduğunu belli eder tarzda davrandılar. Kuruculara bakıldığında 'en geniş ortak payda' arayışının egemen olduğu açıkça görülüyor. Program ve tüzük de daha önce sessiz kalınan noktalarda ses çıkartma ihtiyacına cevap verecek biçimde kaleme alınmış... Ak Parti, MNP'yle başlayıp en son FP'de temsil edilen çizgiden 'farklı' bir oluşum; FP'den devralınan milletvekillerinin bolluğu bile bu gerçeği değiştirmiyor... Bu 'büyük buluşma' sakatlanmazsa, iz bırakacak bir 'büyük uzlaşma' için başlangıç teşkil edebilir... Oysa, medyanın yüzde 75'ini elinde tutan bir patronun çıkardığı gazeteler, bizim çok sağlıklı bulduğumuz bu çıkıştan hiç hoşlanmadılar. O patron da, diğer büyük patronlar gibi, ekonomide yaşanan çöküntüde varlığının yarıdan fazlasını kaybetti; bunu bile görmezden gelerek, Ak Parti'yi karalamak için, bütün gazeteleriyle seferber. Neler yazmıyorlar, neler! Kendileri uydurduğu için yalan olduğunu en iyi bilebilecek durumdalar, ama zihin karıştıracak iddiaları tekrarlayıp durmayı mârifet sayıyorlar. Hesap kitaptan da anlamıyorlar; 'medya etiği' kavramını bir tarafa bırakmış ellerindeki zifti herkese sıvıyorlar... Bugünün gerçeği şu: Türk siyasi hayatında sözü edilmeye değer bir parti var, bir de onu hasm-ı cânı haline getirmiş medya... Diğer siyasi aktörlerin hepsinin rolünü medya çalmış durumda... Tehlike de buradan kaynaklanıyor: Yeni oluşuma muhalefeti partiler yürütse, toplumsal dengeleri fazla bozmayacak iddia ve ithamlarla kamuoyu karşısına çıkarlardı; yeniye muhalefeti medya yürütünce, hiçbir 'kutsal' tanımayan, "Esir almak yok" anlayışıyla yürütülen vahşi bir savaşa dönüşüyor siyasi mücadele... Bu tür bir mücadele yürüten medya da kaybediyor, ancak ülke ve toplum da bu vahşi savaştan onulmaz yaralar alıyor... Ne demek istediğimi açayım... Ak Parti kurucularından Yasemin Kumral Mustafa Kemal Derneği'nde faalmiş. Pop müziğin ünlü temsilcisinin Ak Parti kurucusu olması, toplumda varlığı şiddetle hissedilen 'büyük buluşma' arzusunun bir sonucu. Ancak, bir gazete, sanki Atatürk'ü sevenler Ak Partili olamazmış gibi bir yayın yapmaktan çekinmedi... "Babasının kemikleri sızlıyor" başlığı altında, "Atatürkçü fikirleriyle tanınmış, Atatürk'ün ölümünden sonra da O'nun devrimlerini savunmak, öğretmek amacıyla Mustafa Kemal Derneğini kurmuş" rahmetli babası Ahmet Muhtar Kumral'ın, "Hayatta olsaydı, Yasemin'in yaptığını görseydi kahrından öleceğini" yazabildiler (Hürriyet, 16 Ağustos 2001). En pespaye bir duygu sömürüsüyle, Atatürk adının en çirkin biçimde kullanımı bu. Dün daha vahim bir cür'et aynı grubun bir başka gazetesinde karşımıza çıktı. Bu defa kaşınan inanç temelli hassas bir konu. "Yolunu arayan Alevilik" adlı dizinin son bölümü, nasıl olmuşsa Tayyip Erdoğan ve Ak Parti'ye ayrılmış... Dizide 'Alevi' oldukları özellikle belirtilen kişiler, "Alevi toplumu açısından Erdoğan adı olumlu bir referans sayılmaz" ve "Desteklemek ihanet" gibi görüşler açıklamışlar. Başlığa göre, Aleviler, Tayyip Erdoğan'ı "Dergâh yıkan adam" olarak hâfızalarına kazımışlar... Aynı diziden, Fevzi Demir adlı bir liderin ağzından, "Damat Alevi olmazsa kız vermeyiz" itirafını da öğreniyoruz... (Milliyet, 17 Ağustos 2001) Deprem gibi 'Alevi-Sünni' ayırmayan bir büyük âfetin yıldönümünde yayımlanan dizide, en çirkin biçimiyle 'bölücülük' yapılıyor. "Deprem takdir-i ilâhîdir" diyenleri de dinlemeye dâvet eden yorumlarla ilgili dâvâlarda 'halkı kin ve düşmanlığa açıkça teşvik suçu işlendiği' iddiasına mesnet olarak kullanılan TCK maddeleri hâlâ yürürlükte olduğu halde... Her siyasi parti eleştirilebilir, muhalefet medyanın da görevidir... Ancak hassasiyetlere saygılı olduğu mesajını en yüksek sesle veren yeni bir partiye muhalefet adına toplumu gerip ortasından bölmeye kadar varan bir cür'et! İşte kimsenin buna hakkı yok... Turnusol kâğıdı iki günde kızarıverdi.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |