|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Neymiş, "son kertede" Osmanlıca din emperyalizmini yaygınlaştıran ("meşrulaştıran" demek istiyor) bir dilmiş; TDK'nın "aydınlık" ve "kutsanası" çabası bu hakim, hükümran ve otoriter dili geriletip ("ortadan kaldırıp" ya da), bir bilim dili olduğu açıkça görülen Türkçe'ye itibarını iade ettiği için, alkışlanmalıymış... Neresini düzelteceksin! Bir "aydın", üstelik... Kaç kitaba imza atmıştır? Kaç panelde, imza gününde, konferansta, seminerde, bienalde boy göstermiştir? Dost ahbap gayretiyle kaç ödül götürmüştür? Cumhuriyetçidir. Laikliğin hem bir "yaşam biçimi", hem de insanlara "görgü" dikte eden bir vasat olduğuna inanmaktadır. İyidir, hoştur. Aynı zamanda, meslekten ağabeyimizdir. Türkiye adı verilen bu zavallı ülkede yeteneksize yeteneksiz, hokkabaza hokkabaz demek yasak olduğu gibi, "cehl-i mürekkep" taifesine anlayacağı dilden mukabelede bulunmak da henüz "suç" teşkil ediyor. Susuyor ve sineye çekiyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam, "dolar yasaklansın" görüşünü destekleyen bir yazı yazmış, "TL"ye serenat yapan Türk edebiyatının en ünlü ama en yeteneksiz şairinden sitayişle sözetmişti. Son günlerde "batı emperyalizmi" demeye başladı. Üstad, hem batıya karşıdır, hem de sıkı bir "süreç" muhibbi olarak "batıya karşı olan"a karşıdır. Batıya karşı oluşu "irfan"la temellendiren yerli entelijansiya ise (yani bedbahtlar sürüsü), devletin âli menfaatleri icabı "imha" edilmesi gerekli birer "hedef" onun gözünde. Doğrudur. Osmanlıca'nın hakim, hükümran ve otoriter bir dil olduğunu kim inkar edebilir? Rahmetli Cemil Meriç'in söylediği gibi, saltanatın diliydi Osmanlıca. Hükümran ve otoriterdi. Ama, bağışlayıcıydı da... Bir cümbüştü. Resimdi. Şiirdi. Müzikti. Belki bir büyü... Cümleler, Süleymaniye'nin sütunları gibi, kubbeleri gibi ihtişamlıydılar. Bu dil, Avrupa'nın, hele türedi Türkçe'nin dişi, hasta kavramlarını, hain endişelerini aksettirmezdi. Peki, "Bir bilim dili olduğu açıkça görülmüş" ve Amerikanca'ya bulanmış bu Türkçe'yle ne yapılır? Ayaküstü lokantalarında "fast-food" tıkınılır. Süpermarketten cola, patates cipsi, mısır gevreği alınır. Bu dille, halka saldırarak prim yapan köşe yazarları yetişir. Zihni Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde kilitlenmiş "köy aydınlanmacıları..." Jakoben akademisyenler... Zevzek politikacılar... Bu dil, şaşkın, saralı, idrak yoksunu solucanlar gibi dolaştırır insanı sokaklarda, kaldırımlarda, bulvarlarda... Biz hayatın şiirini ve müziğini kaybettik. İşte bu yüzden bedbahtız. Sizin bedbahtlığınız ise, bedbaht olamayışınızdandır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |