|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Filistin'de yaşananlar, artık barış süreci denilen mevtanın değil ama Filistin hareketinin yeni bir aşamaya geldiğini gösteriyor. Uluslararası dengeler ne kadar Arafat'ı meşru temsilci olarak tanımaya devam etse de ne İsrail açısından ne de Filistinliler açısından bunun sürdürülebilirliği tartışmalı hale gelmiştir. Arafat'ın Filistinliler'in meşru temsilcisi olma misyonunun tartışmalı hale gelmesi, Filistin davasını geçersiz kılmıyor. Bilakis Filistin meselesi çok daha gizlenemez biçimde insanlık vicdanını kanatmaya devam ediyor. Tartışmalı hale gelen husus, Filistin meselesinin Arafat tarzı mücadele yöntemi ile artık sürdürebilirliğinin kalmadığıdır. Arafat'ın kendini ve yöntemini tartışmalı hale getiren nedenler onu iktidara taşıyan siyasi şartlardan beslenmektedir. Filistin yönetimini iktidara taşıyan ve bu zamana kadar ayakta kalmasını sağlayan siyaset biçimi aslında soğuk savaşın bittiği dönemde çoktan sona ermişti. İdeolojik olarak düşüşe geçen bir akımın siyasi iktidara yüksel/til/mesinin açmazlarını/çelişkilerini yaşıyor Arafat şu an. İkinci intifadanın başladığı günlerden itibaren bu sütünlarda yaptığımız bir tesbiti tekrarlamakta yarar var. Filistin devrimi belli aşamalardan geçti. FKÖ'nün kuruluşu, Arap devletlerinin ulusal ordularının müdahalesiyle Filistin'in kurtulacağı beklentisine dayalı temel stratejisinin değişimine işaret ediyordu. Filistinliler'in yürüttüğü, Filistin dışında silahlı mücadele esasına dayalı strateji 1980'lerin sonlarına kadar devam etti. Bu dönem, bölgede hakim ideolojik akım olan Arap milliyetçiliğinden beslenen ve Ürdün'den Lübnan'a hatta Tunus gibi çok uzak coğrafyalardan yürütülmeye çalışılan silahlı mücadele yöntimiyle tanındı. Ancak birinci intifada; hem Arap milliyetçiliğinden beslenen hem Filistin dışında sürdürülen bir mücadele ile Filistin'in kurtuluşunu amaçlayan yöntem ve ideolojinin bitişine işaret ediyordu. İntifada ideolojik olarak da siyasi olarak da Filistin tarihinde radikal bir değişime işaret eder. Her şeyden önce, Filistinliler artık Filistin dışında verilecek bir mücadele ile kurtuluşun imkansızlığına inanmaya başladılar. Çünkü bu yöntemle bu zamana kadar bir karış toprak bile kurtarılamamıştı. 1967'den beri işgal altında bulunan topraklarda yaşayan Filistinliler 1987 yılında başlattıkları intifada ile, adeta korku duvarını aşarak mücadeleyi işgal edilmiş topraklara taşıdılar. Aynı zamanda silahlı gerilla eylemlerine dayalı mücadele yerine haklı olmaktan başka silahı olmayan insanların protestoları ile, taş atan çocuklarla başladı. İkinci olarak Filistin direnişinin öncülüğü artık Arap milliyetçiliği ve sosyalist ideolojilere sahip örgütlerin tekelinden çıkmıştı. Bölgede İslami hareketler yükselişteydi. Hem yöntem hem ideolojik olarak intifada Filistin hareketi içinde temel bir dönüşüme işaret ediyordu. İşte bu noktada 1993'ten itibaren başlayan barış süreci ile birlikte, Körfez savaşının getirdiği uluslararası konjönktürü de gözeterek İsrail şartların gittikçe aleyhine döndüğü durumu kendi lehine çevirmeyi bildi. Arap dünyasının tamamen parçalanmış olduğu dönemde Filistinliler'le pazarlığa oturarak mümkün olan en fazla kazançla çıkma stratejisi izledi. Daha da önemlisi, Arap milliyetçiliğinin düşüşe geçtiği, İslami hareketlerin yükselişte olduğu ve direnişin işgal edilmiş topraklara yayıldığı bir dönemde temsil bakımından en zayıf kadrolarla müzakereye oturdu. Arafat işte bu konjönktürde İsrail ve uluslararası/ABD tarafından meşru Filistin temsilcisi olarak tanındı. Meşruiyeti ve temsil kabiliyeti iyice zayıflamış bir hareketin temsilcisi olarak Filistin yönetimine geçti. İkinci intifada ise, bu anlamda yeni bir döneme işaret ediyordu. Artık mücadele alanı sadece 1967'deki işgal edilmiş topraklar değil, BM'ce tanınmış İsrail sınırlarına da taşınıyordu. İkinci önemli dönüşüm; ideolojik olarak bitmiş, temsil yeteneği kuşkulu liderliğin Filistin mücadelesini taşımaya yetmeyeceğinin tescil edilmesi olmuştur. Arafat bir yılı aşkın süredir hem intifadayı, hem kendisine yüklenen uluslararası misyonu birlikte yürütmeyi denedi. Bu politikanın, artık İsrail'de işbaşında olan sertlik yanlısı hükümet tarafından yürütülmesinde bir yarar görülmüyor. Tıpkı Körfez savaşının sonrasında olduğu gibi İslam dünyasını ve Araplar'ın uluslararası konjönktür açısından en zayıf konumda oldukları bir dönemde İsrail at değiştirmek istiyor. Hatta hareketi iyice ezmek istiyor. Filistinliler ise, İsrailin gerekçelerinden çok farklı olarak, Arafat'a verilen sürenin dolduğunu, ideolojik olarak kendilerin temsil etmeyen liderlik anlayışının mücadeleye öncülük etmesine de izin vermeyecekleri mesajı veriyorlar. Arafat'ın adeta ev hapsine alındığı, iyice yalnızlığa terkedildiği bir dönemde, üstelik İsrail tankları ve savaş uçaklarının Filistin bölgelerin bombaladığı dönemde ısrarla sürdürülen mücadele yönteminin başka bir anlamı olamaz. Filistinliler'in, Arafat gibi tarihi kişiliğin yerine karizmatik bir isim çıkarıp çıkaramayacağı kuşkulu. Ancak Arafat'a tanınan süre hem İsrail açısından hem Filistinliler açısından bitmiş görünüyor. Hem Filistinliler'i, hem İsrail'i birlikte tatmin edecek bir stratejinin sürdürülebilirliği mümkün görünmüyor. Arafat'ın oynadığı bir tür paratönerlik rolü daha fazla sürdürülemez noktaya gelmiştir. İsrail'in Arafat'a karşı takındığı bu tutumun işaretleri çok önceden, 2001 başından itibaren verilmeye başlamıştı. İsrail'in hesabı daha tavizkar bir liderliği muhatap almaksa bu bölgede daha büyük felaketlere davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramayacak. Eğer bölgede barışın temini isteniyorsa her şeyden önce, İsrail, kendi hurafelerini vazgeçilmez hak gibi dayatmaktan vazgeçmelidir. Bölgede binlerce yıldır yaşayan ve bugün de yaşama hakkına sahip insanların var olduğunu, üstelik canlarından başka kaybedecek hiçhiçbir şeylerinin olmadığı noktasına geldiklerini kavramak zorunda.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |