|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Osmanlı gitti, barış bitti
Bir zamanlar Sultan II. Abdulhamit'in şahsi mülkü olan Gazze'de İsrail uçakları ölüm saçıyor. Aynı şekilde Abdulhamit'e ait Musul toprakları yeni bir savaşa hazırlanıyor. İsrail helikopterleri Gazze'yi vururken, ABD'nin Afganistan'dan sonra Irak'ı vuracağı iddiaları tüm dünyada ciddi tartışma konusu haline geldi. Türkiye'nin de ABD'nin yanında Irak'a karşı yer alması, hatta Türkiye'nin Kuzey Irak'a girmesi gerektiği tartışılıyor. Kerkük ve Musul'un Misak-ı Milli sınırları içinde olduğu, bu bölgenin masa başında kaybedildiği biliniyor. Bugün hem Filistin'de Gazze hem de Kuzey Irak'taki Musul'un en önemli topraklarının İkinci Abdulhamit'in şahsi mülki olduğu ortaya çıktı. Ancak, bu mülkler 3 Mart 1924 tarih ve 431 sayılı kanun ile elden çıktı. Kanuna göre hilafet kaldırıldı, Osmanlı hanedan üyeleri dışarı çıkarıldı. Vatandaşlık hakkını kaybeden hanedan üyelerinin İstanbul'un en güzel yerlerindeki gayri menkulleri yok bahasına elden çıkarılarak azınlık mensubu ya da yeni zenginlerin eline geçti. Kanunun 8. maddesi ve onu takip eden maddeleri sultanların adına kayıtlı gayri menkulleri Hazine'ye intikal ettirdi. Sadece T.C sınırları içinde kalanlar değil, ülke dışında kalan şahsi gayri menkuller elden gitti. Yılmaz Öztuna yazdı Filistin topraklarının 7'de 1'i, Musul petrolleri ve yeni sahalardaki sondaj hakları da II. Abdulhamit adına kayıtlıydı. Tarihçi Yılmaz Öztuna yabancı devletlerin bu mülkleri hanedana verdirmemek için binbir türlü entrikalar çevirdiklerini kaydediyor. "Devletler ve Hanedanlar" isimli eserinin ikinci cildinde hanedanın mülkleriyle ilgili ilginç ve önemli bilgilere yer veren tarihçi Öztuna, Ankara Hükümeti'nin sözkonusu uluslararası entrikaların farkına varmadığını belirtiyor. Öztuna, bu durumu Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan ve çoğu sömürge durumundaki devletlerin sevinçle karşıladıklarını, kendi ülkelerindeki hanedana ait gayri mekullerler için emsal gösterdiklerini vurgulamadan geçmiyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ülke içinde gayrimenkullerine el konulmasına itirazda bulunmayan ve hak iddia etmeyen hanedan üyeleri ülke dışındaki gayrimenkulleri için hukuk mücadelesine girdiler. II. Abdulhamit'in ülke dışındaki emlaki ile ilgili uluslararası davalar 1940'ların ortalarına kadar sürdü. II. Wilhelm topraklarını aldı İsviçre Federal Mahkemesi II. Abdulhamit'in Türkiye dışındaki emlakinin varislerine ait olduğuna hükmetti. Davayı yürüten varisler 1930 yılında II. Abdulhamit adına 50 bin kadar tapu senedini ellerinde bulunduruyorlardı. Bunların toplam değeri 300 milyon altın tutarında idi. Ancak 1930'da Fransız-Türk, İtalyan-Türk ve İngiliz-Türk Karma Hakem Mahkemeleri üç ayrı karar ile görevsizlik kararı verdi. Bu arada Kanadalı bir zengin davayı üzerine aldı. İngiltere'de bakanlık yapmış olan Sir Stafford Crips, Haydarabad Nizamı'nın hukuk müşaviri Sir Valter Moncton, La Hey Adalet Divanı Başkanı Achille Mestre gibi ünlü hukukçular Kanadalı zengin adına davayı takip ettiler. Bu hukukçular Osmanlı sultanları ile aynı kaderi paylaşan ancak emlakini elde etmeye başaran Alman İmparatoru II. Wilhelm'i emsal olarak gösterdiler. II. Wilhelm de savaş sonrasında Almanya'dan çıkarıldı, emlakine el konuldu. Ancak Hollanda'da sürgün yaşayan İmparator II. Wilhelm hukuk yoluyla Almanya'daki emlakini geri almayı başardı. Abdülhamid'in davaları sürüyor Irak ve Yunanistan, Sultan Hamid'in emlaki üzerinde kendi ülkerinde dava açılmasını yasakladı. Irak böyle bir dava açmaya kalkışanların vatan haini sayılacaklarına dair bir kanun yayımladı. Tarihçi Öztuna, II. Abdulhamit'in Filistin'deki varlığını elde etme çabalarının başarıya ulaşmasına dair gelişmeler olduğunu ancak Yahudi sermayesinin devreye girerek, el altından davanın düşmesi için İngiltere hükümetini baskı altına aldığını belirtiyor. İsrail sınırları içinde bulunan Yafa'da, mahkeme, Gazze'deki Sultan Hamid adına kayıtlı arazinin varislerine ait olduğuna karar verdi. Bu davanın Filistin'in yedide biri için de emsal teşkil edeceği endişesine kapılan İngiltere, davayı Kudüs'te temyiz mahkemesine getirterek bozdurdu. Bu arada varislere makul bir tazminat karşılığında davalarından vazgeçme yolu da kapalı tutuldu. Lübnan böyle bir tazminata yanaştı, ancak daha sonra vazgeçti. Bir Yahudi tröst de Filistindeki davalarından vazgeçmeleri karşılığında hanedan üyelerine tazminat teklif etti. Hanedan üyeleri ve onları temsil eden Kanadalı tröst teklifi geri çevirdi. Dava 11 yıl kadar sürdü. Son dava 1945'te Kudüs Temyiz Mahkemesi'nde kaybedildi. Bugün II. Abdulhamid'in hem Musul hem de Gazze'deki mülkleri üzerinde savaş hâlâ devam ediyor. II. ABDÜLHAMİT FİLİSTİN'İ SATMADI
II.Abdulhamit, Dünya Siyonist Kongresi'nin etkili isimlerinden Teodor Herzl'in, Osmanlı borçlarını kapatmak karşılığında Filistin'de Museviler'e yurtluk teklifini şiddetle reddetmişti. 1900'lü yıllarda Filistin'de azınlık olan Museviler, dünya Yahudi sermayesinin desteğiyle Araplar'dan binlerce dönüm toprak satın alarak yerleştiler. Bu topraklara başta Çarlık Rusyası olmak üzere pekçok ülkeden Yahudi göçü sağlandı. Filistin'de bir İsrail devleti kurulabilmesi için siyonistler, gönüllü bir birlik oluşturarak Çanakkale'de İngilizler'in safında savaştılar. İngiltere bunun karşılığında Balfour Bildirisi ile İsrail devletine yeşil ışık yaktı. Türk Museviler'in itibar etmediği siyonist politika Osmanlı'nın yıkılmasını birinci siyaset olarak gördü. Kudüs İngilizler tarafından işgal edildiğinde gönüllü siyonist birlik de İngilizler'in yanında bulunuyordu. 1917'de İngiltere tarafından yapılan vaad 1948 yılında Filistin toprakları üzerinde İsrail devletinin kurulmasıyla sonuçlandı. Bu rüşvet Ortadoğu'yu kan gölüne çevirdi.
|
|
|
|
|
|
|
|