T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

R Ö P O R T A J
2. bölüm
Seçmeni tavlamak
artık kolay değil

Siyasi tercihlerde pragmatizmin ve rasyonelliğin etkisi giderek artıyor, ideolojik oy oranı azalıyor. Artık, seçmenin oyu hiçbir partinin tapulu malı değil.. Herkes yaşadığı tecrübeleri değerlendirerek, kendisinin ve çocuğunun geleceğini düşünerek oy veriyor.

Ak Parti önde çıktıkça sizin bu araştırmalardan dolayı hedef alınmanız kaçınılmaz galiba!

Haklısınız, sanırım bu sebeple. Çünkü ANAR yaklaşık dört yıldır bu tür çalışmalar yapıyor. İşinde titiz, tutarlı ve güvenilirdir ve herkes tarafından da böyle kabul edilmiş bir kuruluştur. Bugüne kadar bu tür hücumlara da muhatap olmamıştı. Son bir-iki ay içinde böyle bir gelişme oldu. Fakat, biz bir araştırma kuruluşu olarak bu konuda bir şey yapamayız, bizim işimiz toplumsal gerçeği iyi yakalayabilmektir. Şu anda yürüttüğümüz işin özü ve amacı budur, bunu iyi yaparsak işimizi iyi yapmış oluruz. Aylık gündem araştırmalarımızda bütün önemli toplumsal gündem konuları içinde sadece iki siyaset sorusu vardır, fakat dikkatler diğer önemli konular yerine bugüne kadar hep siyaset alanına yönelmiştir. Bu konuda da bizim için hangi partinin yüksek veya düşük tercih alacağı değil, toplum tercihinin en az hata payı ile tespiti esastır: Bir araştırma kuruluşu için önemli olan budur. İyi bir araştırma çıkarmanın zevki ve keyfi büyüktür, biz bunu hem bir iş hem de böyle bir coşku ile yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz, işimize ve kendimize saygımız var, çalışmalarımıza güveniyoruz. Ayrıca, son aylardaki gündem araştırmalarımızın siyasi verileri konusunda şunu da ekleyeyim; yapılan diğer birkaç ciddi araştırma sonuçları ile bizim verilerimiz çok yakındır. Mesela yaklaşık iki ay önce bir siyasi partinin kendisi için bir araştırma kuruluşuna yaptırdığı siyasi tutum araştırmasının sonucu ve bir büyük araştırma şirketinin yaptığı diğer bir araştırma sonucuyla ANAR'ın araştırma sonuçları çok paraleldi. Siyasi parti tercihlerinde binde 2-4'lük bir sapma vardı. Hatta bu araştırmalarda Ak Parti tercihi bizim verilerden bir miktar yüksekti. Sosyal araştırmanın tek hedefi toplumsal gerçeği iyi yakalamaktır; ancak gerçekler herkes için aynı derecede memnun edici değildir. Hatta bazılarını rahatsız edici de olabilir. Oysa, gerçeklerden korkmamak gerekir, gerçeği bilmenin kimseye zararı olmaz, aksine herkese faydası olur; yanılgılardan, yanlış stratejilerden ve planlardan korur.

Ak Parti'nin şimdiki durumu nasıl?

Şu anda yaklaşık üç aydır yüzde 20-22 arasında bir yerde duruyor gibi. Neredeyse bütün partilerin yüzde 10'un altında seyrettiği bir noktada bu çok yüksek bir konum.

Bu oy kimin? Ak Parti'nin mi, Tayyip Erdoğan'ın mı?

İkisi de diyebiliriz sanırım, ancak bu konuda bir araştırma yapmış değiliz, böyle bir veri yok elimizde. Ancak, Tayyip Erdoğan'ın toplumdaki yüksek imajı bilinmektedir, parti kurulmadan önce yaptığımız araştırmalarda da Sayın Erdoğan'ın yüksek bir toplumsal imajı olduğu görülüyordu, "en çok beğenilen siyasetçi" veya "sağın lideri kim olmalıdır" gibi sorularda sürekli en yüksek tercihi almıştır. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan'ın kişiliğinin ve toplumdaki karşılığının bu tercihte rolü önemlidir. Tabii, kapatılan FP içinden ciddi bir birikim de Ak Parti içinde yer almıştır. Son FP kongre sürecinden itibaren birlikte önemli bir zemin oluşturmuşlardır. Diğer partilerden de katılım olmuştur. Yani, bu parti artık bir kurumdur, bence böyle bakmak gerekir.

Kamuoyu sık sık karar değiştiriyor mu?

Toplumun ana gövdesi çabuk değişmez, sosyolojik bakış da böyledir, özellikle değerler konusunda değişim uzun bir süreç ister. Ancak, yaşanılan sıkıntılı tecrübelerin de sonucu olarak, toplumumuzda siyasi tutumlar konusunda ciddi değişim yaşanıyor denilebilir. Genelde siyasete bakış ve özelde de parti tercihinde çok farklı gelişmeler yaşanıyor. Siyasi tercihte de artık karar değiştirme periyodu daha kısaldı, mesela, ekonomik krizin hemen başlangıcında iktidar partilerinin tercihleri ortalama 4 puanlık düşüş gösterdi. Daha ilginç bir örnek vereyim. Geçen ilkbaharda İmam-Hatip Lisesi mezunlarının Polis Okulları'na giremeyeceği yönündeki yasa hükmünün kabulünden sonraki araştırmada MHP'nin toplumsal tercihi ciddi şekilde düşüş gösterdi. Seçmen, bu konuda iktidar içinde MHP'den destek beklediği ve bunu da bulamadığı için faturayı bu partiye kesti ve bu partinin oy oranı üç dört puan geriledi.

İnsanlar genelde hangi kanaatlerini belirtirken sürpriz yapıyorlar?

Toplum öyle tek boyutlu bakışlarla tahlil edilebilecek bir olgu değil. Aksine çok renkli bir bütün. Toplum canlı, dinamik bir mekanizma, bir kalıba sığdırmak zor. Geniş ve rahat bakmayanlar için her tür sürprize açık. Toplum mühendislerinin kolaycı müdahaleleri olmasa toplum daha da açılacak ve rahatlayacak. Bunu gösterir şekilde, her tür yasağa karşı son yıllarda toplumda şiddetli bir tepki gelişti. Mesela, Tarkan'ın "HÜP" klipinin yasaklanmasına bile toplumun yüzde 50'den fazlası karşı çıkıyor. Başörtüsünün yasaklanmasında ise bu oran yüzde 70'in üzerine çıkıyor. Ben bir sosyal bilimci olarak toplumumuzu çok beğeniyorum. Türkiye'de bütün mekanizmalar içinde en çok topluma güveniyorum.

Yani bütün kurumlardan daha fazla?

Hepsinden fazla güveniyorum. Türk toplumu, toleransı, sabrı, önsezileriyle, basiretiyle, yakın ve uzak geçmişteki tutarlı tutumlarıyla, aceleci olmayan fakat zamanı geldiğinde ortaya koyduğu ciddi tepkileriyle dayanıklı bir yapıdır. Bir kenarda oturup sık sık toplumu suçlayanlara pek hak vermiyorum. "Bu millet adam olmaz" diyenler yanılıyor, suçlanması gereken başkaları. Bir söz vardır, "anlamak sevmektir" diye. Bu her durumda geçerlidir, fakat toplum ve insan çalışmalarında daha bir geçerlidir.

Araştırmalarınız yabancı ülke temsilcileri tarafından da ilgiyle izleniyor. Yabancılar en çok neyi merak ediyorlar?

Aylık araştırma sonuçlarımız bazı yabancı basın organlarında da yer aldı, Türkiye'deki yabancı kuruluş temsilcileri ve diplomatik çevreler de ilgi gösteriyor. Tabii olarak Türkiye'de gündemle ilgili toplumun tutumunu öğrenmek istiyorlar. İç politikadaki durumu ve muhtemel gelişmeleri yakından izliyorlar. Son aylarda özellikle Amerika'daki saldırı ve Afganistan savaşı ve Türkiye'nin asker göndermesi gibi konulardaki araştırma verilerini yakından takip ettiler, toplumun bu konulardaki hükümet politikasına olumsuz tutumunun gerekçelerini merak ettiler. Bunun sebebinin Amerika'ya tepki mi, yoksa hükümete bir tepki mi olduğu gibi analizler yapıldı. Afganistan'a savaş konusunda toplumun ikna olmamışlığının sebepleri üzerinde duruldu.

Siyaset hâlâ bir umut mu?

Çok açık olarak şu söylenebilir, bütün problemlere ve toplumun siyasete kızgınlığına rağmen çözüm yine demokratik mekanizma içinde siyasetten bekleniyor. Kızgınlığın sebebi siyasetten daha çok şey beklenmesindendir. Toplumda siyaset dışı çözüm arayışı hiç yoktur denilebilir. "Sorunların çözümü için en uygun seçenek nedir" diye sorulduğunda "erken seçim" seçeneği en yüksek tercihi alıyor. Peşinden ise parlamento içi yeni bir hükümet alternatifi geliyor, daha düşük oranda mevcut hükümetle devam deniliyor. Parlamento dışı alternatifler ilgi görmüyor. Kurumlara güvende bazı kurumlar öne çıksa da, toplum her kurumu kendi fonksiyonları içinde önemli ve güvenilir görüyor. Geçen ay yaptığımız araştırmada bu görüldü. TBMM güvende biraz gerilerde olmasına karşın toplum ülkenin kaderini belirlemede Meclis'i en ilerde görmek istiyor. Bunlar toplumun demokratik eğilimini açıkça ortaya koyan verilerdir.

Bugün seçim olsa sandıktan sizin elde ettiğiniz oranların çıkacağına inanıyor musunuz?

Siyasal tutum araştırması yapıldığı zamanı tespit eder, bugünün şartlarını yansıtır, zemini bugündür. Bugünkü şartlarda seçmenin gösterdiği tercih ve yaklaşım böyledir, doğrudur, bugün seçim olsa sandıktan bu eğilim çıkar. Ancak, şunu da kabul etmek gerekir, seçim döneminin siyasal şartları ve toplumsal atmosferi genelde farklıdır. Seçim çalışmaları yapılır, farklı etkileme ve etkilenme süreçleri söz konusudur. Seçim atmosferi toplumu siyasete biraz daha çeker, ısındırır. Ayrıca, seçmen tercihi giderek daha esnek bir özellik taşır hale gelmektedir. Sözgelimi, IMF'ten 10 milyar dolarlık kredi gelmesi ve döviz kurundaki düşüş gibi bazı faktörler iktidar partilerinin tercihini bu ay bir iki puan yükseltmiştir.

Şimdi bundan şöyle bir sonuç çıkıyor, "Elim kırılsaydı da iktidar partisine oy vermeseydim" diyen seçmen IMF'ten para geldi diye bu kanaatini değiştirebiliyor demek ki. Seçmen bu kadar hassas mı?

Bu çok önemli bir soru. Ancak, sorunu hassasiyet olarak adlandırmaktan çok pragmatiklik veya rasyonellik olarak adlandırmak daha uygun olacaktır. Türk toplumunun siyasi tutum ve davranışlarıyla ilgili, bu araştırma ve analiz süreci içinde vardığımız en önemli sonuçlardan birisi, insanların siyasi tercihlerinde giderek pragmatizmin ve rasyonelliğin artmasıdır. Toplum yaşadığı tecrübeleri daha iyi değerlendirme sürecine girmiştir. Artık, toplumsal zemin, yani seçmenin oyu hiçbir partinin tapulu malı gibi gözükmemektedir. Ve bu alan fevkalade kaypak bir zemin haline gelmektedir. Aşiret, kapalı grup vb. etkenlerin rolü azalıyor. Daha da önemlisi, ideolojik oy potansiyeli ciddi şekilde düşüş göstermektedir. İnsanlar artık daha fazla bakıyor, araştırıyor, soruyor, dinliyor, gerekçelerini araştırıyor, cevaplarını almak istiyor. Partinin, kendisinin hayatına, çocuklarının geleceğine, inanç ve düşünce dünyasına, ülkenin geleceğine neler getireceğini bilerek tercih yapma eğilimi artıyor.. Bu eğilim aslında dünyadaki gelişmeye paraleldir, bireyselleşme ve sorumluluk algısı bütün dünyada gelişen bir olgudur. Toplumumuzda da bireyin ve bireyselleşmenin gelişmesi, daha sorumlu insan tipinin artması olumlu bir gelişmedir. İnsanın ve siyasi tercihinin değeri artacaktır.

Sizin değerlendirmelerinizden artık kolay "tavlanamayacak" yeni bir seçmen tipi çıkıyor.

Evet, doğrudur, daha fazla düşünen, araştıran, sorgulayan yeni bir seçmen tipidir bu. Tabii, bu değerlendirmeleri hep bir eğilim, bir trend olarak anlamak lazım. Toplumsal ve bireysel değişme kolay ve ani değildir, uzun bir süreç içinde gelişir. Kastettiğimiz, daha bireyleşmiş ve rasyonel tercihler yapan seçmen tipinin artma eğiliminde olduğudur. Bazı ülkelerde "bağımsız seçmen" kavramı da gelişmektedir; bu kavram parti tutmayan, seçim dönemi değerlendirmeleri ile oy veren seçmen anlamında kullanılmaktadır. Araştırmalarımızda şu anda görülen "kararsız" ve kısmen "hiçbiri" seçmen grubunu buna benzetebiliriz. Bu oran bazı ülkelerde yüzde 50 civarında olabilmektedir, bizde de böyle bir eğilim var. Yani, siyasi partilerin işi artık daha güçleşmektedir, toplum tecrübe kazanmaktadır.

Bu durumda, geleneksel "yüzde 30 sol, yüzde 70 sağ" tasnifi çatırdıyor mu?

İdeolojik oy oranı azalıyor, fakat bunu hayata ve kimliğe bakışta çok ciddi bir değişim olarak söylemiyorum. Yani, yine insanların görüşleri ve kimlikleri var. Bunlar değişmiyor, ama parti tercihi değişebiliyor. Yalnız, belirtmek gerekirse, araştırmalarımızda toplumun yaklaşık yüzde 70'lik bir ana gövdesi var; gündem konularına ortak ve ağırlıklı yaklaşımı ile dikkat çekiyor, daha özgürlükçü tutum sergiliyor, AB üyeliğini önemsiyor ve benimsiyor, geleneksel değerlere önem veriyor, dini pratikleri önemsiyor, muhafazakar motifler çiziyor. Bu daha uzun konuşulabilecek önemli bir konudur.

1. bölüm: Gerçekler herkesi memnun etmiyor!


 
PROF.DR. BEŞİR ATALAY
Beşir Hoca'nın işi, Türkiye'yi araştırmak!
Prof. Beşir Atalay, 1947'de Keskin'de doğdu. 1970 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Avukatlık stajından sonra görevine Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde sosyoloji asistanı olarak başladı. Doktorasının ardından, iki yıl ziyaretçi öğretim üyesi olarak Michigan Üniversitesi'nde çalıştı. 1979 yılında döndükten sonra tekrar aynı üniversitede çalıştı, 1983 yılında sosyoloji doçenti oldu. Esas çalışma konusu toplumsal değişme olan Atalay'ın akademik kariyeri ve emeklilik sonrası hayatı da sürekli araştırma içinde geçti. 1985 yılında, Özal döneminde DPT'ye geçti, burada önce bir yıl AET Dairesi, sonra altı yıl Sosyal Planlama Araştırma Dairesi Başkanlığı'nı yürüttü. DPT'de geniş kapsamlı, ülke genelinde toplumsal araştırmalar yapılmasında rol aldı. 1992 yılında tekrar üniversiteye döndü ve aynı yıl yeni kurulan Kırıkkale Üniversitesi'ne kurucu rektör olarak atandı. Beş yıl bu görevi yürüttükten sonra emekli oldu ve şu anda ANAR'ın koordinatörlüğünü yapıyor.

KARARSIZ ÇOKTU AMA KRİZDEN SONRA 'HİÇBİRİ' DİYENLER ÇIKMAYA BAŞLADI
Sizin araştırmalarınızın bazen yüzde 50'ye varan bölümü "kararsız" ve "hiçbirisi" bloklarindan oluşuyor. Bu oranlar biraz yüksek değil mi?
Haklısınız. Özellikle Şubat ayında ekonomik krizin patlak vermesinden itibaren mevcut siyasilere olumsuz tepki arttı, hatta biraz kızgınlığa dönüştü denilebilir: Diğer araştırma verilerimiz de bunu gösteriyor. Bu kızgınlık "hiçbiri" şeklinde bir tepkiyi geliştirdi. Bilirsiniz, önceleri araştırma tablolarında böyle bir seçenek yoktu. "Kararsız" veya "cevapsız" seçenekleri bu anlamda olurdu. Son iki yıl içinde yaptığımız araştırmalar sürecinde, toplumun bu yöndeki tercihi bizi böyle bir seçenek oluşturmaya zorladı diyebilirim.
Zorlasanız da rengini belli etmiyor mu?
Zorlama değil ama devam eden direkt veya dolaylı sorularla eğilim tespitine çalıştığımızda da, mesela, "yakınlık duyduğunuz parti hangisidir" gibi sorular sorduğumuzda, yine fazla açılım sağlanamadı. "Hiçbiri" ısrarı büyük oranda sürdü. Biz, bu yıl içinde artan bir trend gösteren "hiçbiri" ve normal seyreden "kararsız" tercihlerini partilere dağıtmıyoruz, olduğu gibi veriyoruz, böyle daha anlamlı buluyoruz. Hatta böyle bir dağıtımı sakıncalı buluyoruz, çünkü yanıltıcı olabileceğini düşünüyoruz. Mesela, "hiçbiri" tercihi ANAR'ın, Kasım 2001 Türkiye Gündemi Araştırması'nda yüzde 26.1 oranındadır. Bunu partilere şu andaki oyları oranında dağıtmak yanlış olabilir. Çünkü, bu yüzde 26.1'in kaynağı, geldiği yer çok önemlidir. Yani, bu yüzde 26 son genel seçimde hangi partilere oy vermiştir, bu bilinmelidir. Kasım Gündem Araştırması'ndaki partiler arası oy kaymalarına bakıldığında, 1999 Genel Seçimleri'nde DSP'ye oy veren seçmenin yüzde 47.9'u bugün "hiçbiri" demektedir; bu oran MHP'de yüzde 20, ANAP'ta yüzde 33.3, DYP'de yüzde 16.5, CHP'de yüzde 21.6, kapatılan FP'de yüzde 5.6, geçen seçimde oy vermeyenlerde yüzde 42.7'dir. İşte bu yüzde 26.1'lik "hiçbiri" tercihi bu karmaşık oranlardan oluşmaktadır. En yüksek oranın DSP'den geldiği görülmektedir. Bu karmaşık yapıdan gelen oranı basit sistemle partilerin bugünkü aldığı tercih oranında dağıtmanın yanlışlığı ortadadır.
18 Aralık 2001
Salı
 
 
Künye
Temsilcilikler
Reklam Tarifesi
Abone Formu
Mesaj Formu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED