T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Anne paramız olursa..."

Ramazan ve bayram süresince pekçok hikaye dinledim. Hepsinde yüreklerin dayanması zor bir dram yüklüydü. Beni en çok etkileyeni ise küçük Merve'nin sözleri oldu. Bir gün annesine şöyle soruyordu Merve:

-Anne, bizim de paramız olursa bir baba alabilir miyiz? Fakir olduğumuz için mi babamız yok?

Babasını tanımıyordu. Baba, o henüz kundakta iken üç kardeşi ile birlikte onları terketmiş, bir daha da dönmemişti. Anne bütün yükü sırtlamış, düşe kalka gidiyorlardı.

Yük de ne yüktü. Taşınması için çelik gibi yürek gerektiriyordu. Bir gün bir "hayırsever" tarafından gönderilen yardım paketi içinden çıkan pirincin kurtlanmış olduğunu görmüştü anne. Onu ayıklamış, yıkamış, kurutmuş ve çocuklarına yemek yapmıştı. Bunlara dayanacak nitelikte bir çelik kıvamı gerektiriyordu yükü taşımak. Ve anne yüreği dayanıklıydı.

Çocuklar annenin gördüklerinin binde birini görmezlerdi. Anne ezilir, çocuklarını ezdirmezdi. Ama bilinç uyandıkça anne duyarlılığı bile tahrip kalıplarının küçücük yüreklerine bir bir yerleşmesine mani olamazdı.

Önce babasızlık patlardı herhalde. Oyun arkadaşlarıyla baba hikayelerini paylaşamamak oyardı yüreklerini.

Babasızlık, annesizlik tüm çocuklar için yürek törpüsüydü. Ve pekçok çocuk tanırdı bu duyguyu bu ülkede. Parçalanmış aile gerçeği tanıdık bir gerçekti. Ve arada en çok çocuklar ezilirdi.

Merve'nin sorusu, bu ülke çocuklarının yüreğinin artık bir başka mengenede daha sıkıldığının habercisidir.

Fakirlik çemberinin içine girdi çocuk yürekleri. Fakirliği damarlarında hissetmeye başladılar.

Üstelik Merve örneğinde çocuk kalbi babasızlıkla fakirliği bir garip denklemde buluşturuverdi.

-Fakir olmasaydık babamızı alabilirdik değil mi anne?

Belki de gerçekti bu.

Kemalettin Tuğcu dizisinden bir hikayeyi hatırlattı küçük oğlum, Merve'nin hikayesini konuşurken kahvaltıda.

-Yanında küçük çocuğu olan bir kadın, "yoruldum biraz soluklanayım" diye girmiş yol üzerindeki eve. Sonra "bakkala kadar gideyim, bir sigara alayım, çocuk burada dursun da" demiş. Sonra gidiş o gidiş. Gelmemiş bir daha anne.

Çocuklarını bırakıp kaçan anneler, babalar...

Fukaralığın en kahredici noktasında kaçmak bir yol gibi görünüyor belki. Geride çaresiz çocuklar.

Belki de bir başka Merve, babasına

-Fakir olmasaydık annemizi alabilirdik değil mi baba, diye soruyordur, kimbilir.

Türkiye'de 10 milyon yeşil kartlı aile var. 3 milyon açlık sınırında yaşayan insan.

Ve bunların çocukları...

İster istemez fakirliğin tahrip edici duygusal atmosferinde savrulan çocuk yürekleri.

Buna bir de birbirine hızlandırıcı etkisi yapan aile dramları eklenince geriye zaman zaman anneyi, zaman zaman babayı boğan şok sorular kalıyor.

-Fakir olmasaydık annemizi alabilir miydik baba, fakir olmasaydık babamızı alabilir miydik anne?

Bakkalda satılan bir şey anne veya baba ve çocuk için kahredici sorun, onu oracıktan alabilecek üç-beş kuruşa sahip olamamak.

Belki de içinden bayram harçlığı biriktirip babasını almak geçiyordur Merve'nin.

-Ayşe'nin babası var, çünkü onlar zengin. Lale'nin annesi var çünkü onlar zengin!

Bu ne sarsıcı çocuk duyarlılığı.

Bu çocukların gelecekteki ruh iklimini göremiyoruz. Ya da görüyor ve boş veriyoruz.

Tahrip kalıbı gibi çocuk yürekleri büyütüyoruz geleceğe.

Geçen akşam bayram ziyaretinde böylesi olaylar karşısında herbirimizin üzerine düşen sorumluluğu konuştuk. Bir yıl tüm ülke insanları, tüm ülke müesseseleri farklı yaşayıp, belki herkes bir başkası için yaşayıp, bu çocukları bu duygulardan kurtarmak gerektiğini düşündük. Sonra;

-Ama bu mümkün mü? diye sorduk birbirimize. Biz kendi sofralarımızı böyle bir duyarlılığa göre ayarlayabilir miyiz?

Cevabında tereddüt ettik.

"Türkiye için seve seve" sloganıyla ekranları kapış kapış alış veriş manzaralarıyla doldurduğumuzda hiçbir şey alacak gücü bulunmayanlara hangi mesajı verdiğimizi sorgulamalıydık önce...

Bu memlekette gerçekten bir başkası için yaşayan, komşusu açken tok sabahlamanın bir inanç zaafı olduğunun şuurunda olan ve tüm dünyayı komşuluk hukukuna layık gören hassas yürekler olduğunu ve biraz nefes alabiliyorsa toplum, buna bağlı olduğunu biliyorum. Ama yetmiyor. Külli bir seferberlik gerekli. Yoksa bir gün Merve'nin yüreğinde büyüttüğümüz tahrip kalıpları herkesin günah dosyası olarak önümüze çıkacak.


18 Aralık 2001
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED