T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İşyerinde kılık kıyafet...

12 Eylül ürünü olan 20 yıllık "Kamuda Kılık Kıyafet Yönetmeliği"nin "tarihe gömülmesi" için Başbakan'ın ikna olması yetiyor da artıyormuş demek... Kamu Emekçileri Sendikası'ndan (KESK) bir ufak eylem ve Başbakan'ın "Pantolon giymenin neden yasak olduğunu keşfedebilmiş değilim" açıklaması, kadın memurlara pantolon giymeyi yasaklayan yönetmeliğin üç günde değiştirilmesi için yetiyor da artıyormuş demek... Ne âlâ memleket! 20 yıllık yasağı üç günde kaldırabilmek, eğer Başbakan'ı ikna edebiliyorsanız, pekâla mümkün... Başkalarıyla uğraşmayın; Başbakan'ı ikna etmek yeter...

Herkesi üniformalı görmek isteyen zorba bir yönetimin koyduğu bir yasağın kalkması tabii ki olumlu bir gelişme. Olumlu olmasına olumlu da, insaf edin bu ne sürat böyle! Sadece "pantolon yasağı"nın kalkması için tam 20 yıl... Bu süratle gidilecek olursa, "kılık kıyafet"in diğer parçaları hakkındaki yasaklar kaç yılda kalkar dersiniz?

Ayrıca unutmayın ki, KESK'in önayak olması ve Başbakan'ın himmetiyle değiştirilen yönetmelikte "Etek boyu dizden yukarı olamaz" hükmü devam edecekmiş. Demek ki, ülkemiz sendikal hayatının önünde "etek boyu" uğruna verilecek hiç değilse bir 20 yıllık mücadele daha var!

Otoriter rejimler işte böyledir... Bu rejimler bir yüzyılı "etek boyu" ve "pantolon" gibi insanların sadece görünüşüne ilişkin "tartışmalar"la geçirmekten çekinmezler...

Peki ya diğer yasaklar... Rejimin "kılık kıyafet"e ilişkin diğer yasakları... Bu yasakları hangi kamu emekçileri sendikası gündeme getirecek ve hangi başbakan "Başörtüsü takmanın neden yasak olduğunu keşfedebilmiş değilim" diyecek. "Kılık kıyafet"e yönelik yasaklar arasında kurulan benzerliğe yönelik itirazları tahmin etmek zor değil. Mesela şöyle: "Pantolon ve etek boyuna getirilen yasakla, başörtüsü yasağının ne ilgisi var? İlk ikisi memurelerin "mazbut" görünüşüne, sonuncusu rejimin değişmez niteliklerinden "laiklik"e ilişkindir!"

Ne kadar zoraki itirazlar! Hiç şüphe yok ki bu nitelikte itirazlar rejim sınıflamasına ilişkin şu hakikatı unutuyor: Rejimler herşeyden önce, memurelerin pantolon, etek boyu ve başörtülerine bakanlar ve bakmayanlar olarak ikiye ayrılıyor; etek boyundan gözünü alamayan, başörtüsünden de dertli oluyor! Yani sınıflama çok basit: Otoriter ve demokratik rejimler ayrımı kadar çok basit...

Son günlerin "kılık kıyafet"e ilişkin bir başka haberi de, Yargıtay'dan geldi. Çalıştığı Tuzla Tersanesi'nin kapısından sakallı olduğu gerekçesiyle geri çevrilen ve iş akdi feshedilen Şükrü Kartal'ı Yargıtay haklı bulmuş. Hem de yerel mahkeme, Kartal'ın ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmesi istemiyle açtığı davayı reddetmişken. İşine yıllardır sakallı giden Kartal'ın başına bütün bu işler, çalıştığı tersanenin Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmasından sonra gelmiş.

Yargıtay kararında Kartal'ın üyesi bulunduğu sendikanın toplu iş sözleşmesinin iş disiplini ve cezaları arasında işyerine sakallı olarak gelmekle ilgili herhangi bir hususun bulunmadığına dikkat çekiliyor ve "Ayrıca dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre işçinin sakalını kesmemesi 1475 sayılı iş kanununun 17/11. maddesinde sayılan tazminatsız fesih hallerinden değildir" deniliyor.

Ne güzel bir karar! Yargıtay pek güzel bir kararla, "sakallı" olduğundan dolayı bir işçinin geleceğiyle oynanmasına izin vermiyor. Bu karar bana, İngiltere'de bir ahçının "İstakozu canlı canlı kaynar suya atmak hayat felsefeme aykırı; dolayısıyla bu işi yapamam!" dediği için tazminatsız kapıya konmasına İngiliz adaletinin izin vermeyen kararını hatırlattı...

Ah şu "hukuk" bir yoluna girse, inanın pekçok sorun kendiliğinden kalkacak... Ne Başbakan'ı ikna etmeye gerek kalacak, ne de Bakanlar Kurulu'nu...


18 Aralık 2001
Salı
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED