T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Arjantin üzerinden mesaj

IMF Arjantin'e 1,3 milyar dolarlık krediyi açmadı Arjantin çöktü. IMF Türkiye'ye ek 10 milyar dolarlık kredi açtı, Türkiye vartayı atlattı.

Hepsi bu değil mi?

IMF'nin ek kredi açması ihtimalinden önce, Türkiye'nin karar merkezlerinde de dehşetli bir panik gözlenmiyor muydu? Borçların çevrilmesi ihtimali Kaf dağının arkasında değil miydi? Dolar 1 milyon 600 binleri bulmamış mıydı? Herkes kara kara düşünmüyor muydu? IMF sihirli değneği dokundurdu ve her şey birdenbire "olumlu"ya döndü.

Buna karşılık IMF Arjantin'e "ne halin varsa gör" dedi ve sokaklarda isyan başladı. Rivayet o ki IMF Türkiye'ye, Arjantin'e vereceği krediden (8 milyar dolar) tahsisat yapmış. Yaşanan ironiye bakın!

Hepimiz biliyoruz ki bu bizim ekonomimizin müthiş performansından, ya da dalgalı kura bizim geçip onların geçemeyişinden değil. Ya da onların Derviş'i ile, bizim Domingo Cavallo'muz arasında pek bir performans farkı yok. Çünkü ikisi de ABD'deki finans çevrelerinin güvenilir siması.

Peki ne oldu da böyle oldu?

Yine hepimiz biliyoruz ki, 11 Eyül sonrası denklemler Türkiye'nin Amerika'dan görünüşünü bir kere daha değerlendirme gereği ortaya çıkardı. Türkiye Amerika'ya lâzımdı. Eski ABD Başkanı Clinton dememiş miydi, "2000'li yıllarda alt alta sıralanacak bir çok mesele var ki bunlar Türkiye olmadan çözülemez." Yeni ABD yönetiminde jeton ancak 11 Eylül'den ve Afganistan harekâtından sonra düşmüştü.

Artık şunu rahatça söyleyebiliriz ki, IMF'nin hem Türkiye hem de Arjantin'e yönelik politikaları, bu kuruluşun ne kadar operasyonel bir mahiyet taşıdığının çok açık göstergesidir. Demek ki IMF âbâd da edebilir, berbat da... Buradan yola çıkarak "IMF politikalarına yön verenler, dünyanın, belki özellikle de bizim bunu çok iyi anlamamızı, geleceğe yönelik politikalar oluştururken bunu aklımızdan çıkarmamamızı istiyor" diyebiliriz.

Eğer böyle diyorsak, şu olan bitenin bize, özellikle ABD'nin Irak'a yönelik hesapları için önemli mesajlar verdiğini kabul etmemiz lâzım.

15 Ocak'ta Amerika'ya gidecek olan Ecevit'in önüne Irak dosyası geldiğinde, nazik biçimde Arjantin'deki gelişmelerin de satır aralarına yerleştirilmiş olması beklenmelidir.

-Kurtulanlara ve batanlara bakınız sayın Ecevit, bu size anlamlı görünmüyor mu?

Bu sorunun içinden hiç şüphesiz "11 Eylül'deki duruşunuz sebebiyle sizi ödüllendiriyoruz." mesajı çıkabilir. Ama acaba aynı sorunun içinden "Irak'ta fazla ayak sürürseniz akıbetiniz komşuları arasında bir Irak'ı bulunmayan Arjantin gibi olur. IMF yeni ve altından kalkamayacağınız bir şart ileri sürer ve krediyi keser. Oldu da bitti maşallah... Sizin Derviş de, Domingo Cavallo gibi boşluğa düşer. Tabiî siz de o boşluktaki yerinizi alırsınız." şeklinde bir tehdit de çıkabilir mi?

İster tehdit, ister jeo-politiğin alım-satımı olsun, bu pazarlığı sizin algılamanız önemli. Eğer IMF'nin Türkiye'ye yönelik politikalarının, jeo-politik kerametten kaynaklandığını siz de biliyor iseniz, tehdidi üzerinize kondurmasanız bile, pazarlığı dikkate alacaksınız demektir.

Pazarlık nasıl yapılacak?

ABD'nin ödeyeceği bedel, "Türkiye'nin Arjantin gibi olmaması", yani "krize düşmesine izin verilmemesi" midir? Bunun için borç çevirmeye yarayacak kadar kredi açarsınız olur biter. Bir de taa Körfez Savaşı bedeli var. Hesaplamalara göre 40 ila 80 milyar dolar arasında değişen bir zarar bu Türkiye için. Türkiye "kriz korkusu"ndan kurtulmakla yetinebilir, ya da Körfez Savaşı'nın tazminatını gündeme getirebilir. Acaba Türkiye'nin yüreği hangisine yetecek kıvamdadır? Ya da IMF'nin marifetleriyle ortaya çıkan "Arjantin korkusu" Ankara'nın yüreğinde hangi etkiyi yapmıştır?

Tabiî ki, Washington görüşmelerinde masaya sadece Irak konusu gelmeyecektir. Kıbrıs var, Filistin var, AB var... Tüm bu alanlar, ABD'nin devrede bulunduğu ve al-ver'lere sahne olacak alanlardır.

Bu çerçevede 9 Musevi kuruluşun Bush'a "Türkiye'ye yardım yapın" çağrısı da anlamlıdır. Bunda da, Türkiye'nin, Şaron hükümetini zora sokan Filistin politikasını etkileme çabası gözlenmektedir.

Özet olarak söylersek, elbet diplomasi çıkar pazarlıklarıyla, güç mücadeleleriyle, al-verlerle yürür. Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde ABD'yi ihmal etmesi mümkün değildir. Hem ABD'nin dünya devleti niteliği buna imkân vermez, hem de Türkiye'nin içinden geçtiği ekonomik darboğaz...

Ancak, ABD de her istediğini yapacak mutlak tasarruf sahibi bir güç değildir. O da dünya politikalarını, farklı güçlerle işbirliği içinde yürütmek zorundadır ve Afrika'dan Asya'ya uzanan geniş anlamdaki Ortadoğu'da Türkiye' yi dikkate almadan politika inşa etmesi mümkün değildir. Pazarlık bu konsept içine oturmak zorundadır.

Bu konsept içinde ise, Türkiye'nin de söyleyebileceği pek çok şey vardır. Hem, sırf Türkiye'nin gündelik çıkarlarını gözeterek değil, uzun vadede bu coğrafyanın içindeki bağlarını da dikkate alarak söyleyeceği pek çok şey. Bütün politikalarında ABD'ye yamanan bir Türkiye imajının, bölgedeki etkinliğini sürdürmesi ihtimali de zayıflayacaktır. "Kriz korkusu Irak'ı satmanıza sebep oldu" yargısı da, Türkiye için bölgesel ilişkilerde kolay telafi edilemeyecek bir yara açar.

Dün Radikal'deki yazısında M. Ali Kışlalı, "Türkiye, stratejik ortağı olan ABD'ye her zamandan fazla muhtaçtır" diye yazıyor. İşte en sağlıksız psikoloji budur. Bu psikoloji, ABD'nin elinde Arjantin korkusunu daha etkin bir kırbaç haline dönüştürecektir.


22 Aralık 2001
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED