|
|
|
|
Galatasaray bir sezonda iki kez oynanan derbi maçının kendisi için ne kadar önemli olduğunu daha iyi yorumladı ve Fenerbahçe'yi yenerek, umuda yolculuğa yelken açtı. Derbi maçıydı. Zaten iyi oyun beklemiyorduk. İki takım da önce yenilmemek adına iyi savunma yapmak istiyordu. Ancak her şeye rağmen bir futbol maçına gittiğimizi sanıyorduk. Bu oyunda serbest, greko-romen, karakucak güreşlerinden örneklerle futbolun zenginliklerine şahit olduk. Puanlar, bireysel eşleşmeler arasında paylaşılırken, Bülent Korkmaz'ın Oktay'la, Emre'nin Rapaiç'le, Ümit Karan'ın Mustafa Doğan'la didişip döğüşmelerine bizim gibi hakem Metin Tokat'ın da seyirci kalmasını yadırgadık doğrusu. Ne yazık ki, ilk 45 dakika içinde her iki takımdan da çerçeveyi bulan etkili bir şut göremedik. İki hocanın da futbolcularını bu maç için motive etmeleri gerekmiyordu. Maçın önemi adına zaten oyuncular kendi kendilerini yeterince doldurmuştu. Oysa maçı sakin olan kazanacaktı. O yüzden ilk yarıda, ne Galatasaray, ne de Fenerbahçe, orta alanda gol pozisyonu üretebilecek bir düzen kurabilmişlerdi. Fenerbahçe'de Revivo'nun yerine oynayan Yusuf, bol bol top ezerek kendisini tatmin etti. Galatasaray'da ise umut bağlanan Sergen, Lazetiç ve Johnson'un gölge markajından kurtulamadığı için yeteneğini gösteremedi.. İlk yarı golsüz ve futbolsuz geçti. Ancak maç 90 dakikaydı. İlk yarıdaki yoğun enerji harcaması, ikinci yarıda her iki takıma da itişip kakışmak gibi gereksiz güç sarfiyatını engelledi ve topun ayağa oynanmasını sağladı. Bunda da başarılı olan taraf G.Saray'dı. Özellikle Bülent'in sakatlanarak yerini Suat'a bırakmasının hemen ardından da gol geldi zaten. Maçın,futbol maç gibi oynanması, sonucu ne olursa olsun arzuladığımız şeydi. Galatasaray'ın bu işi Fenerbahçe'den daha yaptığını da biliyorduk. Nitekim bu galibiyetle Galatasaray şampiyonluğa daha yakın olduğunu gösterdi.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |