|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Belki de haklılar; hatta büyük ihtimalle haklılar: Eldeki RTÜK yasası sebebiyle kendilerini mutemetleri arkasına gizleme ihtiyacı duyan televizyon patronları, "İstediğiniz kadar kanala sahip olabilirsiniz" iznini Meclis'ten alabilirlerse, Türkiye daha yaşanılır bir ülke haline dönüşecektir... Bu kanaate varmamın sebebi, mahçubiyetten, "Kurtarın bizi gölge patron olma durumundan" cümlesini kendileri söyleyemeyen patronları yerine, "Kanalımızın sahibini öğrenmek istiyoruz" diye karşımıza çıkanların heyecanı... Sırf onları mutlu edebilmek için RTÜK yasasını değiştirmeye değer... Meclis, başka her işini bir tarafa bırakmış, bir kaç patron ve yamağını mutlu etmek üzere, RTÜK yasasını değiştirmenin peşinde... Bundan sonraki aşama, belki de, hepimizi mutlu edecek tarzda, siyasetin sahibinin de belli olmasıdır. Yeni tasarı, kültür yozlaşmasına, arsızlaşmaya, kin ve nefret duygularının kökleşmesine sebep olan yayıncılık anlayışının değişmesini mi öngörüyor? Ya da, ekranı karartarak izleyiciyi cezalandırma uygulamasını ortadan mı kaldırıyor? Hayatında iki kitap okumamış güzellik kraliçelerinin eline verilen metinleri okutmayı yayıncılık sanma alışkanlığından vaz mı geçiriyor? Bu soruların hepsinin cevabı koca bir "Hayır"... Ne kadar kötü alışkanlık, bozucu uygulama varsa, bu tasarı yasalaştığı taktirde aynen devam edecek... Ekranlar belki daha sık kararacak; yayıncılık anlayışı daha titiz, programları daha kaliteli, çok sesliliğe daha fazla riayet eden kanalların ekrana veda etmeleri bile mümkün... Aralarında MGK ve YÖK temsilcileri de bulunan yeni kurul üyeleri, istedikleri taktirde, beğenmedikleri kanalın yayın iznini iptal etme hakkına da sahip olacak... Türkiye'de, mevcut yapısıyla bile, medyada tekelleşme ciddi bir sorun. Tasarı sorunu ortadan kaldırmıyor, tersine, gizleyen örtüyü açarak sorunu daha göze batar hale getirmeyi öngörüyor. Sermaye yapısı hiç değişmese bile, gölgeden çıkma imkânına kavuşan patronlar, tasarının yasalaşmasıyla, çok daha büyük bir güce kavuşacaklar. Kendilerini gizleme sebeplerinden biri mevcut yasadaki devlet ihalelerine girme kısıtlamasıydı; birden fazla kanalın görünür sahibi haline dönüşen patron, tasarı o ihale kısıtlamasını da kaldırmayı hedeflediği için, elinin uzanabildiği her değeri kendisinin yapabilecek... Eskiden, para sahibi birinin gücünü açığa vurması kabalık sayılırdı; şimdi sadece patron değil yamağı bile patronunun gücünü başkalarının gözüne sokmakta mahzur görmüyor. Kendini 'imparator' sayan patron, yamağını öyle eğitmiş ki, yasaya direniş hep maddi unsurlarla açıklanma eğiliminde. RTÜK başkanı yeni düzenlemeye karşı; çünkü tasarı yasalaştığında koltuğunu kaybedecek... Yasaya karşı çıkan milletvekillerini ve basında kiralayamadıkları kalemleri harekete geçiren dürtü basit: Sermayeye duyduğumuz 'hınç' ile hareket ediyoruz bizler... Sadece böyle düşünmüyor, böyle düşündüklerini söylüyorlar da... "Bırakın sahibimin kim olduğunu ben de bileyim, herkes de bilsin" diyorlar; "Bırakın patronum da ülkenin değerlerini kendisinin yapsın" demeye getiriyorlar... Söylediklerini, "Bırakın, bizim patron, tasarının yasalaşmasıyla müthiş değer kazanacak kanallarını yabancılara satsın da, para kazansın" diye anlamak da mümkün... Bırakalım çocukları, sahiplerinin kim olduğunu öğrensinler gerçekten... İtalya'da olduğu gibi... İtalya'da, son seçimde tahminlerin üzerinde oy alarak başbakanlığı yakalayan Berlusconi, dünyanın hiç denetimsiz bir medya düzenine sahip tek ülkesinin en büyük patronu. Ülkenin yarıdan fazlası, her gece, ona ait üç kanaldan birini izliyor, gazete ve dergilerini okuyor... Reklâm piyasasına giren paranın yüzde 70'ini, kanallar ve gazeteler arasında, onun şirketleri paylaştırıyor. İhalelere girmeleri serbest İtalya'daki medya patronlarının; Berlusconi, İtalyanlar'ın her türlü ihtiyaçlarını üretip kendisine ait süpermarketlerde pazarlıyor. İtalyan ekonomisine ve medyasına sahip Berlusconi, o sayede, hakkındaki onca yolsuzluk dosyasına rağmen, İtalya'nın da sahibi oldu. Sadece yamakları, yanında çalışanlar değil, İtalyanlar da, sahiplerinin kim olduğunu biliyorlar bugün... İtalya, "Benim sahibim Berlusconi" diyenler için 'daha yaşanılır' bir ülke haline dönüşüyor... Şimdi sorulması gereken soru şu: "Meclis, 'Bizim Berlusconi kim olacak?' diye esas niyetlerini açık edenlerin verdiği akıl istikametinde mi davranacak?"
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |