|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Şubat 2001'de, Türkiye büyük bir ekonomik krizle sarsıldı. Bunun neticesinde iki bürokrat, Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ve Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp koltuğundan oldu. Ama hükûmetin istifi bozulmadı. Hazine'den sorumlu bakan Recep Önal'ın elinden Hazine'ye ilişkin yetkiler alındı fakat, bakan koltuğuna oturmaya devam etti. Sanki millet, kendisini ekonomik krize sokan bir siyasetçiye halâ kırmızı plakalı araba, koruma vs, tahsis etmeğe mahkûm.
Gelelim Enerji Bakanlığı'ndaki yolsuzluklara. Biri bitmeden diğerinin kokusu çıkıyor. Beyaz Enerji, Mavi Akım, TPAO'daki usulsüzlükler... TEAŞ, TEDAŞ. Enerji Bakanlığı'nın tutulacak yeri kalmadı. Cumhur Ersümer, adeta lütfen istifa etti. Ama bakanlık gene Anap'ın bünyesinde kaldı. Oysa, Mesut Yılmaz'ın Cumhur Ersümer ile birlikte hareket ettiği biliniyor. Yeni bakan Zeki Çakan da Yılmaz'ın çok yakını. Samimi bir siyaset, bunca skandaldan sonra, Enerji Bakanlığı'nın başka bir partiye ve dürüstlüğü ile temayüz etmiş bir isme verilmesini icab ettirirdi. Zeki Çakan'a dürüstlük anlamında bir sözümüz yok ama, Yılmaz'ın tâbiri ile "ihanet" etmemek için liderine itaat etme eğiliminde olabilir. Yapılan kamuoyu araştırmalarında, politikacının, Parlamento'nun, basının itibar kaybettiğini görüyoruz. İşte yukarıda verdiğim örnekler bu prestij kaybının sebeblerinden sadece ikisini oluşturuyor.
Sahtecilik
Gelelim Radyo Televizyon Kanunu'na... Türkiye ekonomi ile boğuşurken, IMF'ye söz verdiği yasaları çıkarmaya uğraşırken, birden bire RTÜK gündeme geliverdi. Bu yasa, kanuna karşı hile yapmış televizyon patronlarını kurtarma yasasıdır. Yasak olmasına rağmen, kamu ihalelerine pervasızca girilmiştir. Sahte evraklar düzenlenmiştir. İhaleye fesat karıştırmaktan, resmi evrakta sahteciliğe kadar bir dizi suç işlenmiştir. Bunun yanı sıra Borsa'da manipülasyon yapılmış, Milliyet'in hisse senetleri iki ayda % 700 oranında artmıştır. Ali Balkaner'in ofisinde tutulan notlarda, Borsa manipülasyonu çerçevesinde bazı işadamları, gazete patronları ve gazetecilerin isimleri sıralanıyor. Balkaner'in "Biz 18 aileyiz" diye sözlerine başladığı bir ifadeden bahsediliyor. Nerede bu ifade? 18 aile kim? İddialar gerçeği mi yansıtıyor, yoksa insanları karalamaya mı matuf? Medyadaki tekelleşme, şeffaflık iddialarının tam aksine, gerçeklerin üzerini örtüyor.
Meclis gündemindeki RTÜK tasarısının 4'üncü maddesi yayın ilkelerini belirliyor; "c" bendi, televizyonun şahsi çıkar amacıyla kullanılmasını yasaklıyor. "c" bendine aykırı hareket eden yayın kuruluşu, önce uyarısız 1 ay kapanacak, sonra süresiz kapatılabilecek, hatta iş, lisans iptâline kadar varacak. Güçlü bir medya patronunun çıkarına dokunmayı kim göze alabilir? Alırsa ne tür saldırılarla karşı karşıya kalır, hiç düşündünüz mü? "c" ilkesinin gereğini yerine getirmek, güç odaklarının nasırına basmak kolay mı?
Çölaşan
Hürriyet'te Emin Çölaşan gene, durup dururken bana saldırıyor. Aslında, durup dururken değil; belli ki bir yerden talimat almış. Oysa ben, Milliyet hisselerinin değerinin, Borsa'da % 700 oranında yükseltilmesinin, sonra da yüksek fiyattan Aydın Doğan'a ait Born Holding'e satılmasının sebebini, bu işte Ali Balkaner'in rolünü yazacağını sanıyordum. Bir ülkede, tek bir kişi, hem 2 ulusal kanalın, hem çok sayıda gazetenin, hem bir bankanın sahibi olup, hem de kamu ihalelerine girsin mi? Bunu şeffaflıkla izah etmek mümkün mü? Dünyada böyle bir uygulamanın benzeri var mı? Bunları öğrenmek istiyordum.
Tarih: 20 Aralık 1998 (Gazeteler) ...Birkan Erdal, "Aman Cumhur Ersümer'in aleyhine yazma; biliyorsun bize enerji ihalelerinde çok yardımı oluyor" diye Mehmet Ali Yalçındağ'ı uyardı... Bu mu şeffaflık? Eğer şeffaflık olsaydı, soygunu örtmek yerine üzerine gidilirdi. Belki de o günden bugüne, hırsızlığın boyutları bu kadar büyümezdi. Basın kendi işini takip etmekten, kamu görevini yerine getiremedi. Tarih: 24 Ekim 2000 Sabah'ın manşeti: " Nereden nereye... Feryadın yerini güven aldı... 10 yıl sonrasını görebiliyoruz... İşler yolunda" Biri, enerji ihalesine girdiği için Cumhur Ersümer'i koruyup kolluyor, diğeri, Etibank'taki soygunu örtme gayretiyle, hükûmetin ekonomi politikasına övgüler diziyor. O sırada el altından önemli bir bakanla pazarlıkları yürüyor. Keşke Çölaşan beni yazacağına, bunları yazabilseydi.
Cevaplar
Tek tek cevap verelim: 1) Başörtüsü sorununun ortaya çıktığı 1980'li yılların başından beri, her defasında baskıya karşı geldim. Bu konuda yazdığım makaleleri Hürriyet'e gönderdim, yayınlamadılar. Ama, doğruymuş gibi, suçlamaları sürdürüyorlar. 2) Bulvar'ın ilk başlarda, bugünkü Hürriyet ölçüsünde olmasa bile, bazı dekolte fotoğrafları yayınladığı doğru. Ama ne ben, ne de Kemal Ilıcak, Aydın Doğan gibi müstehcen neşriyattan mahkûm olmadık. "Esas no 1996/344. Karar no 1997/1638. Kararın kesinleşme tarihi: 1999 Sanık: Aydın Doğan. İrfan ve Yaşar'dan olma. 15.4.1936 doğumlu; Gümüşhane Kelkit, Büyük Cami. Halen Tempo dergisi sahibi. Suç: Müstehcen neşriyat yapmak. Suç tarihi: 14.Şubat.1996 Hüküm: Sanık Aydın Doğan'ın TCK'nın 426/2 maddesine göre cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanık, bu suçu itiyat haline getirmiştir." Cumhuriyet Savcısı'nın Aydın Doğan aleyhinde dava açmasının sebebi, Tempo dergisinde yayınlanan fotoğraflar. Savcının ifadesine göre, "tümü porno nitelikte, oral seks, lezbiyen ilişkiler ve grup seksi görüntüleyen fotoğraflar ve porno yazılar." Emin Çölaşan, bence, yazdıkça Aydın Doğan'a daha çok zarar veriyor. Tabiî kendisi hakkında da, maalesef talimat ile yazı yazıyor havası doğuyor. 3) Yağcılık, söz ve yazılarla belli olur. Ben acaba ne zaman, Mesut Yılmaz'ın yağcısı olmuşum? Ve bu yağcılığın karşılığında ne gibi menfaat sağlamışım? 1995 seçimleri öncesinde, Yılmaz'ın muhalefet yıllarında, bir yanılgı neticesi kendisini desteklediğim doğru. Ama özellikle 28 Şubat döneminde, militarizme boyun eğdiğini hissedince, ilişkiler soğudu. 4) Özal'a mutlak itaat eden Anaplı milletvekillerini "Pavlov'un köpekleri" diye eleştirdiğim ve Özal'ın yargı ile yakın ilişkileri neticesinde, her bir milletvekilinin tazminat davası açması sonucunda yüksek bir meblağa mahkûm olduğum da doğru. Para cezalarını, yazarların değil, gazete sahiplerinin karşıladığını bütün medya mensupları bilir. Dolayısıyla, Tercüman sıkıntıda olduğu için Kemal Ilıcak, Nezih Demirkent ile konuştu; Demirkent, müracaatın benim imzamla yapılması gerektiğini belirtti. Gazeteciler Cemiyeti, Yargıtay aşamasında –haczi durdurmak amacıyla- teminat mektubu verdi. Yargıtay cezayı onayınca, teminat mektubu paraya dönüştü. Kemal Ilıcak da, Cemiyet'in gazetesini basarak borcu ödedi. Şimdi ne var bunda?
Aydın Doğan'a yazdığım iki mektup: Birinde, beni gazetesinin kuruluş yıldönümüne çağırmış, seyahate çıktığımı, katılamayacağını beyan ediyorum. İkincisinde, Meydan'dan ayrılma kararı vermişim. Son Havadis gazetesi, Aydın Doğan'ın desteğinde çıkacak. Mustafa Özkan bana yığınla para teklif ediyor. Ben kabul etmedim, Mehmet Ali'nin, Tercüman gazetesini çıkaracağı düşüncesiyle, onun yanına gittim. Kemal Ilıcak'ın Tercüman'a verdiği önemi bildiğim için, bu benim açımdan manevi bir borçtu. Aydın Doğan'a "Daima dost kalacağımız umuduyla" diye kısa bir mektup yazıp, gazeteden istifa etmiştim. Ne var bunda?
Çağlar – Çölaşan
Emin Çölaşan gibi mi yaptık? Cavit Çağlar hakkında olumsuz çok sayıda yazı kaleme aldıktan sonra, gidip onun kurduğu televizyonda mı çalıştık? Sütunumuzun elverdiği ölçüde, Çölaşan'ın bazı yazılarını hatırlatıyoruz: 24 Haziran 1992: "Basında 'beşli çete' diye yazılar çıkıyor. Bu beşli çetede Cavit Çağlar, Taşar Topçu ve Ömer Barutçu gibi bazı hükûmet üyelerinin de yakın akrabalarla birlikte ismi geçiyor" 9 Temmuz 1992: "Devlet Bakanı Cavit Çağlar kendini ve hükûmeti yıpratmaya devam ediyor. Çağlar, koalisyonnun yumuşak karnı... Yüz milyarlarca borcu olan insan, bankalardan sorumlu Devlet Bakanı yapılmaz... Çağlar olayı kabak tadı vermeye başladı." 10 Temmuz 1992: "Çağlar, bankalara büyük borcu olan bir siyasetçi. Öte yanda ise bankalardan sorumlu Devlet Bakanlığı makamında oturmakta. Bu dönemde Sifaş gibi bazı şirketleri satın almıştır. Hazine toprağında yazlık site yaptırdığı iddia edilmektedir. Cavit Çağlar bakanlık koltuğunu derhal bırakmalıdır." 30 Temmuz 1992: "Çağlar kamuoyundan büyük tepki alıyor, ama istifa etmiyor... Çağlar bu iktidarı yaralamıştır." 30 Mart 1993: "Cavit Çağların büyük yolsuzluklar yaptığı iddia ediliyor. Demirel, çok zengindir, yolsuzluk yapmaz diyor. Acaba servetinin tümü helal paraya mı dayanmaktadır? O da başka mesele!" 15 Nisan 1993: "Çağlar kamuoyunda çok yıprandı ve itibarını tümüyle yitirdi. Bana günde en az elli mektup geliyor. Hiç tanımadığım okuyucularım, bu dönemin yolsuzluk simgesi olarak Cavit Çağlar'ı gösteriyor." 27 Mayıs 1995: "Hürriyet, günlerce ve belgelerle Cavit Çağlar'ı sergiledi. Vergi kaçakçısı olduğuna dair Danıştay tarafından verilen kararı da yayınladı..."
Dualar yeter
Çölaşan beni neyle suçluyor? Meydan'dan ayrılırken bir nezaket mektubu yazmışız Aydın Doğan'a. Kaldı ki, o dönemde Aydın Doğan henüz Hürriyet'i yeni satın almış; Kanal D'de yönetim daha ziyade Ayhan Şahenk'teydi. CNN Türk kurulmamıştı. Kamu ihaleleri ve diğer rezaletler ortada yok. Sabah grubuna göre müsbet bir görüntüsü vardı Doğan Grubu'nun. İş, Dinç Bilgin ile Aydın Doğan biraraya gelip, ortak menfaatlerini takip etmeye başlayınca çığırından çıktı. Emin Çölaşan yazılarına devam edebilir; bana halkımızdan aldığım tebrik, teşekkür ve dualar yeter.
Düzeltme: Dünkü yazımızda Fransa'da bir kişinin bir ulusal televizyona sahip olabileceği hisse oranını yanlışlıkla % 49 yerine % 40 olarak gösterdik. 3 televizyondaki hisse oranını ise gene yanlışlıkla % 5 yerine % 15 yazdık. Düzeltir özür dileriz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |