T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
MHP ya da Derviş:
Hububat ya da döviz

MHP'nin çıkardığı "hububat krizi", normal bir siyasi tartışma zemininde sürdürülmesi gereken bir meselenin bile ne kadar dar bir alana hapsedildiğini gösterdi. MHP'nin tartıştığı konulardan çok, bu konuları "tartışma biçimi" aslında MHP'nin bir Türkiye partisi olmasına ve katman siyaseti yapmasına "siyasal genetiğinin" her fırsatta nasıl engeller çıkardığını gösteriyor.

Kuşkusuz, krizden sonra Türkiye'ye reçete diye sunulan unsurlar karşısında bir "itiraz siyaseti"nin etkinleşmesi, sadece o itirazların başarıya ulaşmasının gerekliliği veya gereksizliği bakımından değil, siyaset adına konuşulan herşeyin bütün çapraz değerlendirme süreçlerinden geçmesinin, ve değişikliklerin böyle bir süreçten "süzülerek" temellenmesinin gerekliliği açısından da önemlidir. Türkiye, ne yönde karar verirse versin, karar süreçlerini dinamik bir katılımla temellendiremediği için sıkıntılara düşüyor.

Bu nedenle çok iyi tartışılması gereken "şeker yasası" sembolik bir çığır açabilirdi. "Şeker yasası"nın nasıl şekillendiğinden bile önemli olan şey, yeni her düzenlemenin derinlemesine bir tartışmadan türeyip türeyemediğidir. Yoksa açık bir gerçeklik olan "küreselleşme" ile Türkiye'nin kendi dinamikleri arasındaki gerilim, müstakbel krizlerin tetikleyicisi olarak hazır kuvvet halinde güçlenmeye devam eder.

Kaçınılmaz ve geri döndürülmez bir karakter kazanan "küreselleşme" ile küreselleşmenin ulusal siyasetleri yoketme süreci karşısında erimek yerine yeniden ama/ve yeni enstrümanlarla güçlenmeye başlayan ulusal siyasetler arasındaki gerilimi Türkiye'nin de yaşaması doğaldır. Fakat Türkiye bunu çok ağır dozlarda yaşamaktadır. Bunu belli ve "göğüslenebilir" bir gerilim dozu içinde organik bir bütünlüğe kavuşturmak Türkiye'nin en önemli gündem maddesidir.

Siyasi model düzeyindeki önerilerimizi şimdiye kadar belirttik, bundan sonra da belirtmeye devam edeceğiz. Bunun ekonomik açıdan ise MHP'nin temsil ettiği "hububat krizi"nden ve Derviş'in temsil ettiği "döviz seferberliği"nden kurtarılması gerekiyor. Türkiye'nin üretimi keşfetmesi bu açıdan sadece ekonomik değil bir o kadar belki de daha fazla "stratejik bir zorunluluk"tur.

Tek parti dönemi CHP'sinin "denk bütçe ideolojisi"nin yeni kurulmuş Cumhuriyeti ayakta tutmak ve "yerleşikleştirmek" bakımından büyük bir önemi vardı. İkinci Dünya Savaşı ile birlikte bu model işlemez hale geldi ve "siyasal meşruiyet" sorunları doğuracak kadar ağır bagajlar üretti. Buna karşılık, Adnan Menderes dönemiyle, kalkınmayı engelleyici enstrümanlar terkedildi. Bütçe açığı ile kalkınma projeleri yürürlüğe koyuldu. Belli ve önemli başarılardan sonra açık kontrol edilemeyince, döviz sıkıntısı yüzünden yeni ekonomik sıkıntılar ve buna bağlı siyasal meşruiyet problemleri türedi. Sonuçta ihtilal geldi.

Bu durum tüm sağ siyasetler için hep gizli korku nedeni oldu. Demirel'in 12 Mart'ın sebebi olarak aynı sürecin boy göstermesini işaretlediği bilinir. Özal'la birlikte ise, açık bir dümen kırma ile ekonomi tamamen "döviz ekseni"ne oturdu. Böylece başarılarını döviz bulmaya ayarlamış "prensler" ile tanıştı Türkiye. Tüm bu dönem boyunca "döviz seferberliği" yüzünden diğer ekonomik enstrümanlar sürekli ihmal edildi.

Gelinen nokta ise vahimdir. Türk lirasının döviz karşısında herşeye rağmen tutunabilmesini sağlamak için sürekli adeta bir kışkırtma süreciyle yükseltilen reel faizlerin tıkadığı, felçleştirdiği bir piyasa düzeninden çıkmaya çalışıyor Türkiye. Buna karşılık ise Derviş'in formülü hala "döviz bulma seferberliği"nden ibaret. Derviş hala üretim konusunda tek bir öneri getirebilmiş değil.

Bu da farklı bir siyasal model üretmek demektir. MHP'nin iç dinamiklere vurgu yapmak adına içe kapanmayı tahrik eden krizler tetiklemesine karşı, Derviş dışa açılmaya vurgu yapmak adına iç dinamikleri körelten bir siyasallaşma üretmektedir. "Hububat" ve "döviz" üzerinden gerçekleşen siyasallaşmalar arasında sıkışmış bir Türkiye, "üretimi konuşmayı unutmuş" bir Türkiye'dir. Bir krizden kaçma adına başka bir krize koşmaktadır. Hububat ve döviz dilemması, Türkiye'nin 21 yüzyıldaki stratejik yönelimi ve siyasal paradigması olamaz!


30 Mayıs 2001
Çarşamba
 
ÖMER ÇELİK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED