T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kissinger'ler yargılanmalı

Tansu Çiller ABD'ye gitti ve kiminle yemek yedi? Henry Kissinger'le... Hay Allah... Bir zamanlar "Amerika" denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biriydi onunki... Ülkeyi yakından tanıyanlar, "Eğer ABD'de doğmuş olsaydı, ne yapar eder Beyaz Saray'a seçilmeyi başarırdı" bile diyorlardı... Almanya'da Musevi bir ailenin çocuğu olarak doğan Kissinger, sonradan vatandaşlığını kazandığı ülkede en kritik iktidar koltuklarına oturdu. Önce milli güvenlik danışmanı oldu, sonra da dışişleri bakanı...

Kissinger artık eskisi kadar ünlü değil; onunla biraraya gelmek için 25 bin doları gözden çıkarmak gerekmiyor... Görüşlerine başvuran pek yok, yazılarını basmak için dergiler kuyruğa girmiyorlar... Benim sipariş ettiğim kitap, "Sebep oldukları yüzünden Kissinger yargılanmalı" tezini savunuyor...

Pek yabana atılacak bir iddia değil bu; üzerlerinden 'gizlilik' damgası kaldırılan resmî belgelere, dönemin öndegelen isimlerinin anılarına ve tanıklıklara dayanıyor tez. Yazar Christopher Hitchens'in birbiri ardına sıraladığı gerekçeler okunduğunda, yüzbinlerce insanın ölümünden Kissinger'in sorumlu olduğunu siz de düşünüyorsunuz...

Hitchens'e göre, Kissinger, 1968 yılında Paris'te yapılan Vietnam barış görüşmelerine Demokrat iktidar adına katılırken, bir sonuca varılınacağını, seçime Cumhuriyetçi Parti'den başkan adayı olarak katılacak Richard Nixon'a bildirir... Bu bilgiye sahip Nixon, özel kanallardan, görüşmelere katılan Güney Vietnam heyetine, "Ben iktidara geldiğimde size daha büyük tâviz, söz" mesajını iletir. Seçime beş kala, Vietnam heyeti müzakerelerden çekildiğini açıklar; bu da Demokrat aday Hubert Humphery'in yenilgisine, Nixon'un muzafferiyetine yol açar... Nixon da Kissinger'i yanına çeker...

"Dört yıl sonra" diye yazıyor Hitchens, "Nixon yönetimi, savaşı, Paris'te kabul edilmiş şartlarla sona erdirdi; ama aradaki o dört yılda, 20 bin kadar Amerikalı ile sayısı bilinmeyen Vietnamlı, Kamboçyalı ve Laoslu hayatlarını kaybetti. (..) O dört yılın, Hindiçini halkı ve ABD demokrasisi üzerindeki tahribatı tahminlerin ötesindedir. Gizli operasyon ve sonraki kan gölünden tek kişi kazançlı çıktı: Henry Kissinger..." (s. 6-7).

Bu kadar yıldır Amerika'yı izlerim, 'özel grup' adlı bir birimin varlığından da haberdarım, ancak yine de bazen 'Kırklar Komitesi', bazen '54/12 Grup' adıyla anılan bu birimin, Amerika adına başka ülkelerde girişilen gizli operasyonlara, darbe ve silâhlı müdahalelere karar verdiğini ilk Hitchens'in kitabında okudum... Yazar, bir ara bu birimin adının açıklanmasının bile 'yasak' olduğunu söylüyor. William Colby CIA başkanıyken Senato'da ifade vermiş; birimin varlığı ve Kissinger'in o birimin başkanı olduğu ile ilgili bilgileri ağzından kerpetenle almışlar (s.17).

Geçenlerde, burada, yeni açıklanan belgelere dayanarak, Şili'deki Salvador Allende'ye karşı askeri darbede ABD parmağını ele almıştım; herhalde hatırlamışsınızdır... Hitchens, darbecilere akıl veren CIA elemanlarına Washington'dan yağdırılan tâlimatlarla ilgili belgelere yeni anlamlar kazandırıyor. Kissinger, CIA bünyesinde bir grup oluşturmuş ve 'iki yönlü' bir strateji izlemiş: Birinde açık diplomatik kanallar kullanılmış, diğerinde ise dışişleri bakanlığı ve Şili'deki ABD büyükelçisi bütünüyle karanlıkta bırakılmış... (Bu noktada, 27 Mayıs'ın yıldönümünde, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan George S. Harris'le yapılmış mülâkat önem kazanıyor; orada da büyükelçiliğin Türkiye'deki gelişmelerden bütünüyle habersiz bırakıldığı anlaşılıyor.)

Allende'yi devirmek için düşünülen istikrarsızlaştırma planının en önemli bölümü, Şili'nin "Anayasaya uygun bir seçimle işbaşına gelen siyasinin önü kesilemez" görüşünde olan genelkurmay başkanı Gen. René Schneider'in kaçırılmasıymış... Eyleme "Allende yanlıların işi" süsü verilerek elbette... Washington'da 18 Eylül 1970 tarihinde yapılan 'Kırklar Komitesi' toplantısında eylem karara bağlanmış. Kissinger, toplantılarda, "Hiçbir risk yok, sefaret işe karışmayacak, bu işe on milyon dolar –gerekirse daha fazlasını– ayırdık" diyormuş... (s. 56).

Acaba, Türkiye'nin kritik dönemeçlerinde de Washington'da benzeri toplantılar yapıldı mı? Yapıldıysa, hangi parlak fikirler ortaya atıldı? O fikirlerden hangisi uygulamaya konuldu?

Hitchens, 'The Trial of Henry Kissinger' (Kissinger yargılanmalı) kitabında Şili'deki gelişmeleri anlatırken olayın vahametini şöyle özetliyor: "Burada biraz durup düşünelim. Seçimle iş başına gelmemiş bir ABD'li görevli, başkalarıyla birarada, Kongre'nin bilgisi ve tasdiki olmaksızın, ABD'nin savaş halinde bulunmadığı ve samimi diplomatik ilişkiyi koruduğu demokratik bir ülkenin anayasaya uygun davranan üst düzey bir bürokratını kaçırmayı planlıyor..." Kitabın bir film senaryosunu andıran sayfalarından, Gen. Pinochet'yi iktidara taşıyarak binlerce Şilili muhalifin öldürülmesine, yüzlerce insanın kaybolmasına sebep olan, bu kötü örneğin başka ülkelere de taşınmasıyla bütün Latin Amerika'yı kana bulayan süreci Kissinger'in açtığı anlaşılıyor... (s. 55-76). Hitchens, boşuna, "Kissinger yargılanmalı" diye çırpınmıyor...

Diktatörler yargılanıyor ya, bakarsınız onları kışkırtanlara da sıra gelir...


30 Mayıs 2001
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED