T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Dayatmacılara bir soru

Beceriksizliğiyle ülkenin gücünü zayıflatmış, halkını fukaralaştırmış, bir 'milli güvenlik sorunu' haline gelmiş bugünkü hükümetin alternatifi yok mu gerçekten?

Bülent Ecevit'in başını çektiği hükümet, baştan sona, zorlamaların eseri. 28 Şubat sürecinde, halkın sandıktan çıkmış iradesi yok sayıldı ve ancak bakanlar kurulunu teşkil edecek kadar az sayıda milletvekiliyle Meclis'te temsil edilen DSP hükümetiyle gidilen seçimde zorlama bir iradenin sandığa yansıması sağlandı. Sonrasını biliyoruz: 'Refahyol' döneminin sorumluluğunu taşıdıkları gerekçesiyle, FP ve DYP, 28 Şubat'ın dinamikleri tarafından 'parya' ilân edildi; DSP, MHP, ANAP hükümeti o zorlama ve dayatmaların sonucudur.

Başbakanın ikide bir tekrarladığı "Bugünkü hükümetin gitmesini isteyenler alternatifini söylesinler" cümlesinin altında bu hazin gerçek yatıyor.

Aslında, Ecevit, o cümleyi bizler için söylemiyor. Hükümetten hoşnutsuzluk duyanlar ve kendisini iktidardan etmek için hareketlenenler arasında, zorlama ve dayatmalarla bugünkü sonucun alınmasını sağlayanlar olduğunun fena halde farkında Ecevit. O çevrelerin sözcüleri, televizyon ekranları ve gazete sütunlarından, "Bu hükümet gitmeli" demeye başladılar. Başbakan Ecevit'e, bu eğilim, başka kanallardan da yansıtılmış olabilir. Ecevit'in, alternatifsizlik hatırlatmasını, kendisini iktidara taşıyan çevrelere, bir tür târiz olarak anlayabiliriz.

Başbakan bütünüyle haksız sayılmaz. Koalisyonun çatlaması ve hükümete alternatif bulunabilmesi için, bugünkü durumun oluşmasına yol açan süreci başlatanların, her şeyden önce, 28 Şubat'ın temel kabullerini askıya almaları gerekiyor. FP ve DYP 'hükümet olunabilir' partiler haline dönüşürse bir çok koalisyon alternatifi ortaya çıkacaktır; ancak öyle bir durumda, son üç yılda yaşananların izahı bayağı zorlaşır. Topluma giydirilen çelikten dar korse, ekonomik, siyasal ve toplumsal fâcialara sebep oldu. Ülkeyi IMF ve Dünya Bankası'na muhtaç hale getiren, Washington'dan 'kurtarıcı' transferi garabetini yaşatan, milleti fukaralaştırıp esnafı sokaklara döken gelişmelerin hepsinin başlangıç noktası, demokrasiye 'balans ayarı' yaptırılan dönemdir.

Şu olaya dikkatinizi çekerim: ABD'nin eski başkanı (şimdiki başkanın babası) George Bush, Koç Grubu'nun dâvetiyle, yöneticilerinden biri olduğu Amerikan şirketiyle birlikte, geçen hafta ülkemize geldi. Ziyaretin amacını herhalde öğrendiniz: Kriz yüzünden zor duruma düşmüş şirketleri ucuza satın almak... Yakın zamana kadar Koç'ta en üst düzey yönetici olarak çalışmış İnan Kıraç'ı, "Satmama seferberliği başlatalım" isyanına sürükleyen ziyaretten söz ediyorum... Bush onuruna verilen ziyafetin önemli konuklarından birinin Çevik Bir olduğu nedense dikkatlerden kaçtı. 28 Şubat'ın simge ismi, 'balans ayarı' deyiminin babası Org. Bir, Bush'la aynı masayı paylaştığı o gece, ABD şirketini 'ölü eşek fiyatına fabrika alma' hevesine kaptıran ekonomik krizdeki kendi payını düşünmüş müdür acaba?

Bugünkü felâket durumuna yol açan sürecin dış destekçileri, 'krizden mal kaçırma' oyununa en uygun zemin oluşuncaya kadar, Türk ekonomisinin düze çıkması için küçük parmaklarını oynatmayacaklardır. Ne dediğimi anlamak için, bir ABD'li stratejistin, "Ekonomi iyice dibe vurmadıkça, ABD, Türkiye'ye destek çıkmayacaktır" kriz değerlendirmesini hatırlamakta yarar var. Bu değerlendirme, her dakikası ülke aleyhine çalışan bugünkü hükümetin, kim isterse istesin, Türkiye'yi 'batma' noktasına getirene kadar süreceğine de işaret ediyor.

28 Şubat'ın yerli mimarları ve ülkeye çelik korse giydiren süreci saplantıları sebebiyle desteklemiş olanların şapkalarını önlerine koyarak yeni bir muhasebe yapmalarının zamanı geldi. 28 Şubat, ne kadar 'yerli' gösterilmeye çalışılırsa çalışılsın, 'dış dinamikler'in büyük rol oynadığı bir süreçti ve bugünkü felâket manzarasını büyük çapta ona borçluyuz. O süreçte kullanılan 'psikolojik savaş' taktiklerinin, bugünkü felâkete yol açan ekonomik kriz sürecinde de bolca kullanılması yeterince göz açıcı değil mi?

Bu oyunu artık bozmanın zamanı geldi. İlk adımı, hükümetin sonun getirerek atabiliriz. Tabii, dayatmacılar, bu değişimin demokrasinin alanını her düzeyde genişletecek sonuçlarına râzı hale geldilerse...

Geldiniz mi?


9 Nisan 2001
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED