T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Bilimsellik ideolojidir

Türkiye'nin kendi kültürel akışı içinde bir pozitivizm çıkmadı, çıkamaz da. Türkiye'ye pozitivizm ithal edildi; yapıştırıldı kültürün üstüne. Hiçbirimiz pozitivizmi üzerimize yakışan bir elbise gibi giymeyi başaramadık Türkiye'de. Bunun için üzülmemiz mi gerekiyor, hayır pozitivizm insan düşüncesinin geçmesi gereken zorunlu bir aşama değildir bence.

Arkadaşımız Ahmet Sait Akçay, "Türkiye'de bilimkurgu olmaz" diyen Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü Öğretim Görevlisi Bülent Somay'la bilim ve bilimsellik dolayımında "bilimkurguyu" konuştu.

İsterseniz bilimkurgunun tanımından başlayalım, bilim nasıl kurgulanır?

Şöyle yanıtlayayım; bilimkurgu derken bilimi kurgulamak işin bir yanı, bir de kurguyu bilimselleştiriyoruz de demek lazım. İkisi birbirine bakıyor. Bilimkurgu, çok kabaca 1900'lerin tanımıyla tanımlayalım: Yazarın içinde yaşadığı çağdaki bilimsel dünyanın genel geçer kabul ettiği verilerle doğrudan doğruya çelişmeyen bir ileriye dönük hipotezler toplamıdır. Bilimsellikten öte, bilimselle çelişmemesi önemli. Bilimsel olması gerekmiyor. Kendi çağının bilimsel veri toplamıyla çelişmemesi gerekiyor sadece. Yoksa 1950'lerde öyle bilimkurgular yazıldı ki, bilimsel bir varsayım yok içinde. Ya da Orwell'in 1984'ünde bilimsel bir varsayım mı var. Yok, ama bilimkurgu. Orwell son derece sosyolojik bir varsayım ortaya atıyor. Özellikle Sovyetler Birliği'ne bakarak söylüyor. Orwell bugün aynı şeyi söyleseydi komik olurdu.

Akçay: Peki, bir bilimkurgu yapıtında yazarın amacı ne olabilir?

Şimdi bilimkurgu yazarını fazla da dışarda görmemek lazım. Sadece bilimkurgu yaratılan metaforlar açısından belki ayrılır diğer türlerden. Özel bir metafor alanını kapsıyor çünkü. Dolayısıyla bilimkurgu alanıyla edebiyatın alanı da örtüşüyor. Bilimkurgu yazarı diye özel bir kategori yok. Bilimkurguda sadece genel anlamda edebiyattan fazla bir varsayımdan sözedilebilir. Mesela, bilimkurgunun politikası yoktur, faşist yazar da vardır, marksist yazar da liberal de.

Bilimkurgu, eğlence...

Yüksek edebiyat olarak görülmemesini neye bağlıyorsunuz?

Bence sosyolojiktir neden. Yani bilimkurgu bir kere ucuz romanlar, ucuz dergiler geleneğinden çıkıyor. İkincisi yüksek edebiyatın heveslerini taşımıyor. Yani, sadece bir eğlence olarak tanımlayarak çıkarıyor kendini. Başta öyleydi, 1920'lerde 1930'larda. Altın çağa, 1940'lara gelindiğinde Asimov ve Heinlein gibi yazarlarda yüksek edebiyatın heveslerini de görüyoruz. Aspiration kelimesini ben heves diye çeviriyorum. Yani tam anlamıyla yüksek edebiyatın heveslerine denk hevesler başladı. İnsanlık durumu üstüne bir şeyler söyleme isteği. Daha önceden olmazdı. Wells'de vardı ama onu bu kategoride saymıyorum. Tabii, Wells'i yüksek edebiyat olarak görenler de var. Ya da ne bileyim, Huxley yüksek edebiyata dahil değildir diyen olmaz pek. Daha gerilere uzanırsak Thomas More, Campenella tabii ki yüksek edebiyat.

Bilimkurgunun gelecekte yüksek edebiyata sıçrama şansı yok mu?

Gelecek deme, bugün öyle. Ursula Le Guin ve Dorris Lessing. İki kadın yazar, yaşları çok benzer. İkisinin arasında bir yükseklik alçaklık farkı var mı, kesinlikle yok. Hatta Doris Lessing kendi edebiyat alanında sıkıştığı zaman bilimkurgu yazmaya başladı. Sanıyorum beş bilimkurgu romanı var. Bunu da bir yana bırak, Dorris lessing'in realist romanıyla Ursula Le Guin'in fantazi ya da bilimkurgu romanı arasında edebi yücelik değerlendirmesi açısından herhangi bir fark ben görmem. Bunu birçok yazar için söyleyebilirim. Stanislew Lem, Philip Dick. Mesela; Le Guin, Philip Dick için 'yıllar boyunca bizim Borges'imiz varmış da farkında değimişiz' der. Borges yüksek edebiyat, Dick bilimkurgu ve daha aşağı, böyle bir şey yok. Dick'in Borges'ten anlatısal yapı açısından ciddi bir farkı yok. Öykülerinde de romanlarında da.

Pozitivizm yapışma elbise

Herhangi bir bilimkurgu yapıtını bilimsel bir teori olarak okumak mümkün mü sizce?

Teori çok kapsamlı, ben olsam hipotez derim. Her bilimkurgu romanı ya da öyküsü, hele öykü gibi çok dar kapsamlı bir anlatı öyle kapsamlı bir teori geliştirmez. Ama mutlaka bir hipotez ortaya atar. Ve bu hipotez olabilir bir şeydir. İlerde olmadığı ortaya çıkabilir ama. 'Merih'te canlılar var' derken yazar 1920'lerde ortaya attığı hipotez, orada hayat olsaydı şöyle olurdu tarzında. Yani orada hayatın gelişme koşulları üzerine düşünme ufkumuzu açıyor.

İsterseniz biraz da Türkiye'den konuşsak, burada neden bilimkurgu yazılamıyor?

Buna benim çok net cevabım var. Bilimkurgunun bir tür olarak ortaya çıkması o kültürdeki pozitivizmle doğrudan doğruya ilgili. Ancak pozitivist bir kültürde çıkabilirdi bilimkurgu.

Ama Türkiye'de cumhuriyet sonrasında yapılan bilimsel faaliyetler pozitivist bir bakış açısı getirmedi mi?

Türkiye'nin kendi kültürel akışı içinde bir pozitivizm çıkmadı, çıkamaz da. Türkiye'ye pozitivizm ithal edildi; yapıştırıldı kültürün üstüne. Ama aşı hiçbir zaman tutmadı. Bugün en bilimsel konularda bile, biraz sinirlendirirseniz o pozitivist, pozitivist konuşan bilim adamı hemen müderris gibi konuşmaya başlar. Yani dili oraya kayar. Bu en iyilerimiz için de geçerli. Hiç birimiz pozitivizmi üzerimize yakışan bir elbise gibi giymeyi başaramadık Türkiye'de. Bunun için üzülmemiz mi gerekiyor, hayır pozitivizm insan düşüncesinin geçmesi gereken zorunlu bir aşama değildir bence.

Ama bir birey kendi kendini bu pozitivist kültürle yetiştiremez mi, bu donanımı sağlayamaz mı? İlla gelenek mi gerekir, romanın da bir geleneği yoktu.

Olmuyor, yapışıyor bence. Romanın da pozitivizmle bağlantısı var ama, bilimkurgu pozitivizmin meşru çoçuğu. Yani bilimkurgu yazarının gerçekten o bilimsellik denilen ideolojiye (bence bir ideolojidir bilimsellik) imanlı olması lazım. Türkiye'de böyle imanlı insanlar olmadığı için biraz zor. Kimse bilimselliğe imanlı değil, en kemalistlerde bile bilimselliğe o iman yoktur. Sonuç olarak kemalizmi onlar dönüştürerek bir tür din haline getirdiler.

Bilimsel tutuculuk diyebilir miyiz buna?

Bilimsel görünüşlü bir tutuculuk diyelim. Bilimsel tutuculuk farklı; hakkaten bilime inanmaktan gelen bir şey. Bilime inanmakla bilimin lafzına inanmak farklı. Bilimin lafzına inanmaktan gelen bir problam var Türkiye'de. Üniversitelerde bilim yaparlar ama, oturup tartıştığınızda tartışma tekniğinin ne kadar mistik olduğunu anlarsınız. Batı'da iyi bilim adamlarında böyle değildir. Sadece bilimsel kurgu içinde tartışılır, ha muhafazakarı vardır, devrimcisi vardır o ayrı.

Bizde bilimkurgu olmaz

Bizdeki muhafazakarlık bilimsel bir muhafazakarlık değil, quasiscientific sanki bilimsel muhafazakarlıktır. Dolayısıyla bilimkurgunun Türkiye'de şansının olmadığını düşünüyorum. Türkiye'de esas şansı olan tür fantazidir. Çünkü fantaziye çok yatkınız; kültürde geri planı var. Bilimkurgu 1926'da çıktı Amerika'da, ama geriye bakıyorsunuz, M.S. 3.yüzyılda Lucianus'tan başlayan bir arka plan var. Gel buraya, İslam ve Osmanlı kültürüne bak; bilimkurgunun herhangi bir arka planı yok. Fantazinin var ama, Binbirgece Masalları, Türk kültürü içinde Dede Korkut Masalları. Yine Gılgamış Destanı bu topraklardan. Bütün bunların kökünde müthiş bir fantazi çıkabilir Türkiye'den. Bunun ipucları var...

 
Bilgi Atölye 111'de çağdaş resim sergisi

Kafdağı'ndan gelenler Kültür ve sanat dergisi Kafdağı'nın bu sayısında Cemal Şakar'ın usta karikarürist Hasan Aycın'la yaptığı söyleşi dergide kapaktan verilmiş. Şakar ve Aycın'ın Almanca'ya çevrilen bu söyleşisinin dışında Kafdağı'nda yer alan başka yazılar da Almanca çevirileriyle okurlara sunuluyor. Yılmaz Koç, Almanya'da yaşayan Türkler'in oluşturduğu göçmen edebiyatını, bu alandaki eser veren göçmen yazarların görüşlerine yer vererek inceliyor. Nusret Özcan, yazısında, bugün yeniden eski günlerine kazandırılmaya çalışılan Haliç'in 1970'li yıllardaki halini anlatıyor. Tel: 030-262 84 96)
Beyan'da Aşûra
Aylık Beyan dergisi, "Editör'den" başlığı altında içinde bulunduğumuz maddî ve manevî sıkıntıları âyetler ışığında irdeliyor. Aşûra Günü'nün enine boyuna incelendiği Ahmed Mahmud Ünlü, Mehmed Talû ve Ahmed Faruk'un yazıları; İslâm'ın iktisad sistemi ve içinde bulunduğumuz ekonomik krizin asıl sebebiyle ilgili tarihçi Mehmed Niyazi ve Mehmed Paksu'dan iki çarpıcı makale; ailede sevgiyi anlatan yazısıyla Vehbi Vakkasoğlu ve Cemil Tokpınar'ın evlilik ile ilgili yazısı dikkat çekiyor. İsmail Başyiğit ve Senai Demirci ise sağlık konularına ışık tutuyor. Dergide ayrıca Yavuz Bahadırdoğlu'nun bir yazısı yer alıyor.
9 Nisan 2001
Pazartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED