|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hürriyet gazetesi haftasonunu "sorumlu gazetecilik" dersleri vererek geçirdi. Gazetenin cumartesi günkü sayısı FP Genel Başkanı Recai Kutan'ın Kapalıçarşı esnafını ziyareti ve partinin ertesi gün düzenlediği Çağlayan mitinginden bahisle "kriz fırsatçıları"nın ifşa edilmesine ayrılmıştı. Hürriyet'in "en üst düzey"deki iki yazarı halkı "sağduyulu" olmaya çağırıyor. "Erbab-ı fesat"ın kışkırmalarına kulak verilmemesini tavsiye ediyorlardı. Yani özetle, zor günlerde "sorumlu gazetecilik" örnekleri... Hürriyet'in pazar sayısını birkaç kez gözden geçirdim. Yok yok yok.. F tipi cezaevlerine karşı devam eden ölüm orucunun 170. gününde bu dünyaya veda eden Adil Kaptan ve Bülent Çoban, hakkında gazetede iki satır bile olsa haber yok. İşte, dedim kendi kendime, "sorumlu gazetecilik" diye ben buna derim! Şu zor günlerde bu habere yer vermenin sırası mı? Başbakan'ın "Esnafı rahatlatan tedbirleri yarın açıklayacağız" açıklamasını günün müjdesi olarak manşete taşımak, İstanbul'un gece kulüplerinden birinde çok sevdiği şarkıcıyı 65 şişe şampanya ile sulayan işadamını "bir provokatör" olarak sunmak dururken Adil Kaptan ve Bülent Çoban'ın ölümlerini duyurmanın sırası mı? Hürriyet "bir provokatör" hakkında şöyle diyor: "Kriz tahrikçileri sadece miting meydanlarında yok. İşte eğlence dünyasından da bir provokatör: Ender Koç." Bu gazetecilik ne kadar "sorumlu"dur onu bilemem; ama bu gazeteciliğin haddinden fazla "sorunlu" olduğu muhakkak. Eğlence dünyasının bir küçük adacığında olup biten ve milleti özellikle öfkelendirmekten başka bir amaca hizmet etmeyen bir habere konu olan olayla ülkenin anamuhalefet partisinin düzenlediği bir büyük mitingi aynı kefeye koymak, bravo doğrusu! Bir sütunluk miting haberinin yanına yerleştirilmiş üç sütuna "Bir elinde topuk bir elinde şampanyalı" Ender bey haberinden daha iyi provokasyon mu olur? Yoksa Hürriyet, sokakları dolduran esnafın öfkesini üç kişinin şampanya patlatıp kendinden geçtiği "televole" mekanlarına mı yönlendirmek istiyor? Yoksa o da, "televole" kültürünün mimarlarından birisi olarak şimdi de bu kültürü bir "provokasyon" aracı olarak kullanmak mı istiyor? Aman sakın Adil Kaptan ve Bülent Çoban'ın ölüm orucunun 170. gününde bu dünyaya veda ettiklerini okurlarına duyurmayın! Ne olur olmaz bir de bakarsınız "provokasyon" olur... Aman sakın FP mitingini duyurmak için duvarlara yapıştırılan afişlerdeki "Yetti Gardaş", "Yetti Gayri". "Yetti Daa" ve de tabii özellikle "Yetti Loo" gibi ifadeleri "etnik bağ sömürücülüğü" olarak yorumlamayı unutma! Miting öncesi Oktay Ekşi'nin kaleminden çıkan ve rahatlıkla orta halli bir "provokasyon" olarak değerlendirilebilecek olan şu satırlara bakın: "Ama belli ki Fazilet Partisi, içinde bulunduğumuz durumdan vazife değil, oy çıkarmaya karar vermiş. Nitekim yakında İstanbul'da yapmaya karar verdikleri bir mitingi halka duyurmak gerekçesiyle astıkları afişlerde süreti haktan görünerek bu defa da etnik bağ sömürücülüğüne soyunmuşlar."(!) Demek bir muhalefet partisinin "içinde bulunduğumuz durumdan vazife değil, oy çıkarmaya" karar vermesi de kınanacak davranışlar arasında yer alıyor! Demek bu konuda anamuhalefet partisinin yapması gereken de, Başbakan'ın bir demokraside duyanları yerinden hoplatan "Başka hükümet alternatifi yok" açıklamasını büyük bir olgunlukla karşılayıp "Biz de size mecburuz!" demekten ibaret! Aslında, Adil Kaptan ve Bülent Çoban'ın ölüm haberlerine yer vermeyen Hürriyet o kadar da haksız değil... "Derin Türkiye"nin en büyük gazetesi olarak pekâla biliyor ki, Ankara'da yazarkasa fırlatıp Konya'da "Siyasileri değil askerleri isteriz" diye yürüyen esnaf da Kaptan ve Çoban'ın ölüm haberlerini filan duymak istemiyor. İnanmazsanız, yakın zamanda adı büyük yolsuzluk iddiaları ile gündeme gelen Türkiye Esnaf Ve Sanaatkarlar Konfederasyonu (TESK) Başkanı Derviş Günday'a sorun!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |