|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kim ne derse desin Ecevit gidiyor. Bir ayda yüzde 100 devalüasyon yapılmasına neden olan, beceriksizlikleriyle ülkeyi 20 yıl geriye götüren bir hükümetin başı daha fazla o görevde kalamaz. Kalması ülke menfaatleri açısından zararlıdır. Bu hükümet işbaşında kaldıkça Türkiye'nin, daha doğrusu Türkiye'nin çalışıp çabalayan, alınteriyle geçinmeye çalışan insanının daha fazla zarara uğraması kaçınılmazdır. Normal demokratik bir ülkede böyle bir hükümetin zaten çoktan gitmesi gerekirdi. Ama o direniyor. DSP Grubu'nda yaptığı konuşmada herşeyi neredeyse toz pembe göstermiş. Herşey yolunda giderken ortaya çıkan Kasım ve Şubat kazaları olmasa belki de cumhuriyet tarihinin en başarılı hükümeti bu hükümet olacakmış!.. Kimbilir, belki de Ecevit, Başbakanlık binası önünde, çaresiz bir esnaf tarafından ayaklarının dibine fırlatılan yazarkasayı da bir demet çiçek falan sanmış olabilir. Yani o derece çevresinden ve olup bitenlerden bihaber vaziyette görünmektedir. Bir insan ancak bu kadar tüketilebilir… Geçmişinde başarılar bulunan bir devlet adamı, içinde bulunduğu durumdan yararlanılarak ancak bu kadar harcanabilir. Ecevit, gruptaki konuşmasında 1978 yılında Türk-İş'le yaptığı toplumsal sözleşmeden bahsetmiş. O sözleşme sayesinde toplumsal barışın sağlanabildiğini söylemiş.. Öyle bir toplumsal barış ki, arkasından sıkıyönetimin ilanı ve 12 Eylül askeri darbesi gelmiştir. Bilindiği gibi Demirel, hep darbeler ve askeri zorlamalarla görevini terkedip gitmiştir. Ecevit ise, görevini terketmek zorunda kaldıktan sonra ülke ya kanlı kaosa, yokluklara, karaborsaya teslim olmuştur ya da sıkıyönetimlerin eline… Ecevit'le Demirel'in birlikte çok rahat çalışabilmelerinin temelinde aslında bu durum yatmaktadır. Ikisi de iktidar hırslarını herşeyden önce tutmakta, ikisi de kriz ortamlarında politika yapmayı iyi bilmektedirler. Bir anlamda ikisi de 'soğuk savaş' dönemi politikacıları olarak demokratik anlayıştan, demokratik mekanizmalardan, siyasal etikten, toplumsal uzlaşmadan ve özgürlüklerden fazla hazzetmezler. O nedenle Ecevit, Demirel'in görev süresi uzatılsın diye hiç yoktan Meclis krizi çıkartıp, bütün Türkiye'yi onca zaman bu konuya kilitlemiştir. Evet, Demirel neyse ki bu kez asker zorlaması, muhtıra gibi etkenlerle değil, Meclis'in iradesi ile gitmiştir. Ecevit de gitmesine gidecektir, ama nasıl gidecektir? Şimdi bütün mesele bu noktada düğümlenmektedir. 'Ara rejim' tartışmalarının falan çıkartılmasının ana nedeni budur. Bu hükümeti kayıtsız şartsız destekleyen çevreler bile artık hükümetin karşısındadır. Krizden canı yanan kitleler, başta çeşitli esnaf kesimleri olmak üzere sokağa çıkmak zorunda kalmışlardır. Seslerini hükümete duyurmanın başka yolunu bulamamışlardır. Mahmutpaşa, Tahtakale, Erzurum esnafı yürüyüş yapmış, kamyoncular insafsızca yapılan akaryakıt zamlarını protesto etmek için karayollarını kapatmışlardır. Ülke, yine Ecevit giderken bir kaosa sürüklenmek üzeredir. Önümüzdeki günlerde daha büyük tepkiler, yeni gösteriler ortaya çıkabilir. Hükümet ise, bir an önce yapısal değişim için acil kararlar almak yerine, işçiden, çalışandan anlayış ve özveri beklemektedir. Dükkanını, işyerini siftahsız kapatan esnaftan ise anlayış!.. Buna karşılık DSP, MHP ve ANAP, kendi içlerinde muhalefet partileri gibi yakınmakta ve krizlerin, palyatif tedbirlerle değil, yapısal değişimlerle çözülebileceğini liderleri vasıtasıyla dile getirmektedir. Sanki bunu yapmalarını engellemek için kollarını tutan bulunmaktadır. Bir de şimdi olağanüstü beklentiler ve yetkilerle göreve getirilen Kemal Derviş'e muhalefete başlamışlardır.. Kendileri birşey yapmaya yanaşmayıp, Kemal Derviş'in ağır davrandığını ileri sürmek suretiyle sorumluluktan kaçabileceklerini sanmaktadırlar. Ve, en düşük işçi emeklisinin maaşını 140 milyon lira, yani 100 dolar olarak ilan etmektedirler. Ve akaryakıta 42 günde yüzde 42 zam yapmaktadırlar. Ve doların 1.400.000 liraya çıkmasına, ekonomik krizin derinleşmesine seyirci kalmaktadırlar. Ve ülkenin göz göre göre önce ekonomik kaosa, sonra da siyasal kaosa yuvarlanmasına göz yummaktadırlar. Evet, Ecevit gidiyor, başka çaresi yok. Bu hükümet de onunla birlikte gidecek. Bu kaçınılmaz bir şey. Keşke kendileri çekilmesini bilseler. Bunu dahi yapabilseler ülkede bir barış ve umut havası esebilir. Tabii bu çok uzak bir ihtimal. O nedenle, "Ecevit giderken arkasından ne gelecek?" diye endişeleniyoruz. Yeniden olağanüstü bir dönem mi? Yoksa umutların yeşereceği yeni bir süreç mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |