T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Medya ve Derviş, yanlış yoldalar!.

Bizim işimiz eleştirmek, hatalı bulduğumuz konularda, uyarılar yapmak..

Örneğin, "28 Şubat modeli siyaset", herşeyi olduğu gibi, "medya"yı da perişan etti..

Dahası var mı?

Dinç Bilgin cezaevinde!.

Doğan Grubu ise, en emektar çalışanlarını, yazarlarını bile, kapı-dışarı etmek durumunda kaldı..

"28 Şubat"ta, yazarlarını büyük bir yüreklilikle, Çevik Bir'lere, Mesut Yılmaz'lara karşı koruyan Aydın Doğan'ın imajı, işine son verilen yüzlerce çalışanın gölgesi altında kaldı, ezildi..

"Medya"yı yozlaştıran çeşitli nedenler vardı..

Birincisi "rekabet"in erdemini unuttular, "kartel" kurmayı marifet sandılar..

İkincisi, "banka sahibi olmak" ile "gazete sahibi olmak" kavramlarının, temelden çelişkiler yarattığını görmediler..

Bankalı sermayenin patronu, siyasi iktidardır, devlettir.. Bankasız medya sermayesinin patronu, halktır, okuyucudur..

Bir başka mesele de şu..

Bir şirketin "kendi bankası" olması, o şirketi yavaşlatır, kolaycılığa iter, yumuşatır..

Kendi bankası olan şirket, borçlarını ödeyecek yerde, banka kaynaklarına güvenerek, borçlarını büyütür..

Kendi bankası olan şirketin yöneticileri, tembelleşir. Tahsilat yapacak, gelirlerini artıracak yerde, kendi bankalarına yönelirler..

Bu yüzden "bankacılık", başlı başına, ayrı bir alandır gelişmiş kapitalizmde..

Bunları, son 3-4 yıldır hep yazdık, yazıyoruz..

Ve medyadaki post-modern yozlaşmanın bir kötü yan-sonucunun, "muhalefete muhalefet etmek" olduğunu da, hep vurguladık..

Bunca krize ve kötülüklere karşı, "tekelci medya" hâlâ, muhalefete muhalefet etmeyi sürdürüyor..

Esnaf sokağa dökülmüş.. Kitlesel işsizlikler ve yaygın iflaslar başlamış..

Her kesim "hükûmet başarısız.. artık gitmeli" diyor..

Tekelci medya ise, bunları görmek ve yansıtmak yerine, hâlâ Ecevit'i tutuyor ve "sokaktaki halk"ı eleştiriyor..

Geçmişte, kokuşmuşluklar ört-bas edildi medyada..

Şimdi de, çok ciddi bir sosyo-ekonomik ve politik kriz, görmezden geliniyor..

Bu gidiş, iyi bir gidiş değildir..

"Tekelci medya"nın, kaderini Ecevit'e endekslemesi, dramatik bir hatadır..

Dinç Bilgin, yanındaki yeteneksiz ve cahil yardımcıları yüzünden, kaderini "28 Şubat"a endekslemişti..

Şimdi "nitelikli dolandırıcılık" suçlaması ile cezaevinde..

Tekelci medya ise, hâlâ "nitelikli yağdanlık" politikasını sürdürüyor..

Görebildiğimiz ve işaret etmemiz gereken hatalar, sadece "medya"dan kaynaklanmıyor..

Kemal Derviş'in görünümü ve davranışları da, pek parlak değil..

Kendisini galiba "yerli-malı Cottarelli" gibi görüyor..

Hâlâ Meclis'e bilgi vermedi..

Hâlâ, muhalefet partileri liderlerini ziyaret etmedi..

Sadece Ecevit'e güvenen ve dayanan bir olgu, Türkiye'de başarılı olamaz..

Ayrıca, son 30 yılını Amerika'da geçirmiş ve dünyayı tanımış bir ekonomist, 2001 yılında hâlâ "Ecevit hayranı" ise, bunda bir yanlışlık vardır..

Olsa olsa, Hüsamettin Özkan'ın, ithal versiyonu olur..

Bir başka mesele de, Derviş'in zart diye, döviz kurunu 1 milyon 200 bin lira ilan etmesidir..

O noktaya kadar, piyasada henüz dolar kuru, milyonu büyük ölçüde geçmemişti.. Her kesim, 750 bin-1 milyon arası, kendine özgü kurlarla, fiyat arayışı yapıyordu..

Dolarlı ücretler, kiralar, satışlar, hizmetler, 750-900 bin liralık kurlarla pazarlığa tâbiydi..

Kemal Derviş'in bir "laf"ı ile, devalüasyonun tabanı 1 milyon 200 bine oturuverdi..

Bu büyük bir hatadır, gaftır, hatta cahilliktir..

Neyse.. Biz eleştirmek görevimizi yapalım..

Nasıl olsa, medya medyalığını yapmamaya devam edecektir..

ŞAKA

Meraklı hermafrodit!.

Milliyet'in hermafrodit yazarı Berrin Cankat sormuş..

- Mehmet Barlas, Rahmi Koç'un Baba Bush için verdiği yemeğe davetli miydi?

Cevap verelim..

- Hayır.. Çünkü bu davette, Türkiye'nin kreması vardı.. Zafer Mutlu, Güngör Mengi ve bazı medya patronları (dışarıda kalanlar) vardı.. Mehmet Barlas, bu seçkin kremanın üyesi olmadığı için, davetli değildi..

Ama bu daveti biz verseydik, "krema" olarak Berrin Cankat'ı da çağırır ve kendisine "soğuk pelte" ikram ederdik..

GERİYE DÖNÜŞ

Ecevit, Gorbaçov konumunda mı?

Herkes aynı soruyu soruyor.. - Peki bundan sonra ne olacak?

En öngörüsü kıt kesimler bile, önümüzde çok zor geçecek bir dönemin bulunduğunu görüyor..

Ancak bu dönemin "Ecevit-Özkan-Yılmaz-Bahçeli" dörtlüsünün yönetiminde (veya yönetimsizliğinde) geçip geçmeyeceğini, kimse kestiremiyor..

Bir başka gerçek de şu..

Türkiye'nin yeniden-yapılanmaya, temel reformlara, temizliğe ihtiyacı var..

"Değişim" kaçınılmaz..

Acaba bu "değişim projesi"ni kim uygulayacak?

Acaba Ecevit, bir "Gorbaçov" mu?

Peki bu durumda kim "Yeltsin" olabilir?

Şunu söyleyelim..

Türkiye'nin Gorbaçov'u da, Yeltsin'i de, rahmetli Turgut Özal'dı.. "Değişim"i o başlattı, uyguladı..

Eğer "2'nci Değişim Programı"na geçebilseydik, bugün Türkiye, Avrupa Birliği'ne belki girmiş olacaktı..

Ama 1991'de yeniden sahneye çıkan "eskiler", Demirel'ler, Ecevit'ler, süreci geriye döndürdü..

Şimdi Türkiye, yeniden 1960'ları, 70'leri yaşıyor..

"28 Şubat", bu "geriye dönüş"ü, 1930'lara kadar çekti siyasal açıdan..

Yani Ecevit, Gorbaçov olamaz..

Olsa olsa, Çernenko veya Andropov olabilir..


9 Nisan 2001
Pazartesi
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED