T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kriz mi var, yok canım şaka yapıyorsunuz...

Bu gazetenin iki günü bana ait, yani haftada iki gün köşe yazısı yazıyorum. Pazar yazılarımı, aşk gibi, umut gibi şiirin 'kıta sahanlığı'nda dolaştırmaya özen gösteriyorum. Açıkçası, Pazar günleri siyasete kesinlikle bulaşmıyorum. Pazartesi günleri ise atış serbest...

Ancak, son dönemde bilgisayarımın başına oturup adam gibi ciddi ciddi memleket ve siyaset meselelerini yazmak gelmiyor hiç içimden. Bırakın yazı yazmayı, memleketteki bu ciddiyetten fena halde sıkılmış durumdayım.

Örneğin, televizyonlardaki, gazetelerdeki 'kriz muhabbetleri'ni gördükçe beni hafakanlar basıyor. Düşünebiliyor musunuz, milletçe her akşam televizyonun karşısına geçip ailece cümbürcemaat IMF'den, Dünya Bankası'ndan gelecek paraları hesaplıyoruz.

Öyle ya, ekonomi ciddi iştir, acaba 'Sam Amca' para gönderecek mi, gönderirse ne zaman gönderecek? Daha da önemlisi, gelirse bu paralar kimlerin cebine gidecek? Aylardır işi gücü bıraktık IMF'nin paralarını hesaplıyoruz.

İşin tuhafı, anneanneler, babaanneler de bu IMF işine, hatta 'kur çıpası'na fena halde kafayı takmış durumdalar. Öyle ki, televizyonlarda Kemal Derviş görünür görünmez, büyükanneler 'sanal' bir muhabbete başlıyorlar Derviş'le: 'Evladım, Kota mıydı, Kotta mıydı söyle ona paralarımızı göndersin, Haziran'da torunumun düğünü var...' Evin yumurcakları bile, Cottarelli Amca'nın gelmişini-geçmişini sular seller gibi ezbere biliyor, varın siz gerisini hesabedin...

Şu hale bakın, böyle bir ülkede kafayı 'sıyırmak' işten bile değil. Bu yüzden, sevgili okurlar siz siz olun bu kriz muhabbetine zinhar takılmayın... Çünkü ben öyle yapıyorum. Üstelik, ülkede 'kriz mıriz' göremiyorum, ya siz?..

N'aber beyler, keyfiniz gıcır mı?

"Karaoğlan"ın son kullanma tarihinden ne haber?

"Postmodern" brifinglerde "hazırola" geçmekten canınız mı sıkıldı?

İslamköylü "Baba"nın 9. Senfoni'yle başlayan "çağdaş Türkiye masalı"na ne oldu peki?

Sizi duyamıyorum... Yoksa, "28 Şubat eğlencesi" bitti de bizim mi haberimiz olmadı... Hani diyorum, şöyle yakışıklı tarafından yeni bir "28 Şubat mucizesi" olsa da, esnafın, işçinin, köylünün, memurun sorunları şıp diye çözülüverse...

Daha yaşanacak eğlenceli günler var...

Haydi, 28 Şubat'la el ele güzel günlere...

Kocaman kocaman, kerli ferli adamlar, televizyonlara çıkıp, 'Türkiye, tarihinin en büyük krizini yaşıyor, batıyoruz' feryatlarıyla yeri göğü inletiyor. İnanın, bu feryatlar benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Sadece eğleniyorum, o kadar...

Her akşam televizyonun karşısına geçip, bu muhteşem memleket tiyatrosunu seyretmekten daha keyif verici ne olabilir şu dünyada. Eğer, meydanlarda çınlayan, 'Hükümet istifa', 'Ecevit Darülaceze'ye' seslerini canı gönülden dinlerseniz, inanın siz de büyük bir keyif alacaksınız.

Ayrıca, 28 Şubat'ın yüce Türk milletine armağan ettiği bu 'günlük-güneşlik' günlerin kıymetini bilmek lazım. Düşünebiliyor musunuz, Sincan'da tanklar yürümeseydi, Refahyol 'sille-tokat' gönderilmeseydi, partiler, okullar kapatılmasaydı, bilumum kebapçı-gazozcu 'irticacılar' aramızdan ayıklanmasaydı ne olurdu halimiz...

Şimdi, meydanlarda mutluluktan 'şıkıdım şıkıdım' oynadığımız bu güzel günleri bize armağan ettikleri için, 'postmodern darbe'nin önderlerine şükranlarımızı sunmalıyız...

Ve hep bir ağızdan, 'Türkiye sizinle gurur duyuyor...'

'Türkiye Ecevit'le gurur duyuyor...'

'Türkiye IMF ile gurur duyuyor...'

'Türkiye yasaklarla gurur duyuyor...' şarkıları söylemeliyiz.

Duyamadım sizi...

Haydi bir daha...


9 Nisan 2001
Pazartesi
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED