T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

MGK'yı bırakın DDK'ya bakın

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasındaki "kriz" dünkü MGK toplantısından sonra aşıldı mı?

Hayır. Geçen haftaki "kavga"nın ardından, "kriz"in "kronikleşeceği"ni belirtmiştik. Bu öyle bir "kriz" ki, patlak verecek, bir müddet sonra yatışacak, ardından yine parlayacak. Ekonomi; "dalgalı kur sistemi"ne geçtiğine göre, önemli iniş-çıkışlarla dalgalanarak "kronik kriz" içinde, tüm ülkeyi perişan etmeye devam ederek, ilerleyecek.

"Kriz"in aşılmadığı ve son bulmadığını anlamak için, MGK toplantısında, kavga çıkıp çıkmadığına bakmak yetmiyor. Hükümet, Cumhurbaşkanı'na karşı saygısızlığı onu "boykot" boyutlarına taşıdı.

Buna, Türkiye'yi yakın tarihinin en akıl almaz ve ağır krizine sürüklemiş olmasına rağmen, "revizyon"a bile yanaşmaya razı olmadıklarını ekleyin… "Kriz"in "alt yapısı" yerli yerinde duruyor.

Revizyona gidemezlerdi. Zira, hükümette revizyon, hükümetin çatırdaması demektir. Hükümetin, "bu işin altından kalkamadığını" itiraf etmesi demektir. Bunun yerine, Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'in ve Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp'ın "kellesi"ni alarak yola devam edebileceklerini sanıyorlar.

Oysa, geçen hafta patlayan "ekonomik kriz"e ilişkin kapalı kapılar ardında yapılan konuşmalar dışarıya sızmaya başladı. Örneğin Selçuk Demiralp, "Para ve kur politikasında başarısız olduk. Hem IMF ve hem de biz" diye "itiraf"ta bulunmuş. Başbakan Bülent Ecevit'in "itiraf"ı daha da vahim: "Krizin bu boyutlara tırmanacağını tahmin edemedim. Özür dilerim" demiş. Bürokrası "kelle" veriyor; Başbakan ise "özür dilemek"le işi savuşturmak amacında. Oysa, "ekonomik kriz"in "siyasi sorumlusu" hükümettir ve bu çapta bir "kriz" ancak, hükümetin tepesindeki kişinin "kellesi"nin alınmasıyla aşılabilir.

İşin ilginç tarafı, dünya piyasalarına yön veren The Wall Street Journal, Türkiye'deki krizden, IMF'yi sorumlu tutuyor. Ecevit hükümeti, teslim bayrağını çekmiş, kendisini tümüyle emanet etmiş; siyaseti ve ekonomiyi berbat etmiş ve hâlâ işbaşında. Böyle "kriz" aşılabilir mi?

Biz, en başından beri, IMF programının yürümesinin imkansız olduğunu görüyor ve bunu dile getiriyorduk. IMF, şabloncu. Bir ülkenin toplumsal dokusunu katiyen kaale almıyor. IMF programı gibi katı kurallar dayatan bir önlemler manzumesi, ancak, güçlü bir hükümet ve bu güçlü hükümetin bu önlemleri bir "toplumsal mutabakat" yoluyla yürürlüğe koymasıyla başarıya ulaşabilirdi. Gelgelelim Ecevit hükümeti hem çürük, hem sürekli su alıyor ve hem de 28 Şubat alışkanlıklarıyla kendisini "alternatifsiz" sayarak "dayatmacı". Hiçbir çevreyle; ne muhalefet partileriyle, ne iş çevreleriyle ne de sendikalarla bir "mutabakat" aramadan, IMF reçetelerini dökülen haliyle topluma empoze etmeye kalktı. Sonucu tüm ülke, hep birlikte gördük; felakete tüm ülke, hep birlikte maruz kaldık.

TÜSİAD yöneticilerinin malum miyopluğu ile görmediğini, televizyonlarda boy gösteren "uzmanlar"ın anlamadığını; biz görebiliyor ve anlayabiliyorduk. TÜSİAD'ın bir önceki başkanı, daha iki ay önce, hükümetin ekonomik politikasını överek "Artık 10 yıl ötemizi görebiliyoruz" dememiş miydi? İki ay ötesini görmekten aciz olanların yorumlarına değer verilebilir mi?

Ayrıca unutulmamalıdır ki, "yolsuzluklara batmış" ve "yolsuzlukların üzerini örtmeye" kalkışan bu hükümetin, bundan sonra başarılı bir ekonomi politikası yürütmesi hayaldir.

Cumhurbaşkanı ise, "yolsuzlukları açığa çıkartmaya" ve Devlet Denetleme Kurulu'nu çalıştırmaya kararlı. Yani, bu hükümet durdukça, "kriz" bekleyin. Bakın, Sezer'in Cumhurbaşkanı seçilmesinden tam bir gün önce, 4 Mayıs 2000 tarihli SABAH gazetesinde çıkan yazımızda neler yazmışız:

"Ahmet Necdet Sezer, siyasi eğilimleri bilinmeyen birisi. Konuşmuyor. Kendisini pek de açığa vurmuyor. Hiç susmayan, mütemadiyen konuşan, bir dediği bir dediğini tutmayan, inandırıcılığını yitirmiş bir Cumhurbaşkanı'yla yorgun düşmüş bir ülkeye, şu dönemde böylesi gerekiyor.

Hiç kimse, ona ilişkin tercihi hararetle desteklemiş her kimse, Sezer'den temel atma törenlerine katılmasını beklemiyor. Konuşmasın, ortalıkta gösterişli biçimde salınmasın ama bu toplum bilsin ki, Çankaya'da bir hukukçu Cumhurbaşkanı oturmaktadır ve "hukuk dışı fauller"e bu ülkede izin verilmeyecektir. Bilinsin ki, Çankaya, artık bir "yolsuzluklar paratoneri" gibi gözükmeyecektir. Yolsuzluklar şaibesi çıktığında Devlet Denetleme Kurulu'nu çalıştıracak bir Cumhurbaşkanı, Çankaya'da oturmaktadır.

Ayyuka çıkmış yolsuzluklar kadar, bir toplumda adalet duygusunu yaralayacak hiçbirşey olamaz. Adalet cihazından gelen bir Cumhurbaşkanı'nın bu duyguyu yeniden tesis etmesini beklemekten tabii hiçbirşey olamaz."

Bugün 27 Şubat 2001. Sezer, tam da bu gözlemleri doğrulayan bir çizgi izlediği için olağanüstü popüler. Hükümetin döküldüğü ve seçim olsa baraj altında kalacağı bir dönemde, halkın yüzde 90'lara yaklaşan sempatisini elde etmiş durumda.

O yüzden, MGK toplantısının sonuçlarına bakmayın; Devlet Denetleme Kurulu'nun raporlarına hazır olun. Bu hükümeti göçertecek olan odur.


27 Şubat 2001
Salı
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED