T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Bir 'Rabia Hatun' vardı


1948 yılı edebiyat ortamında kelimenin tam anlamıyla bir olay patlak verir. Rabia Hatun'un 1930'lu yıllardan beri dillere destan olmuş, okul kitaplarına girmiş şiirlerinden birkaçı, Aile dergisinde yayınlanmış, ardından 'pek hararetli' bir tartışma başlamıştır. Rabia Hatun'un 13. yahut 18. yüzyılda Anadolu'da yaşamış bir kadın şair mi, yoksa kendini gizleyen yeni dönem şairlerinden biri mi olduğu tartışılır, bu olay "masal", "efsane", "hadise", "dedikodu", "muamma", "sahtekarlık", "dilimize ve edebiyatımıza karşı işlenmiş bir suç" ve "acayip bir sanat hadisesi" olarak nitelendirilir. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiirlerini okuduktan sonra "Bizim en iyi şairimiz" diye ilan ettiği, Yahya Kemal'in ise daha okur okumaz bu şiirlerin şairinin, eski dönem şairi olmadığını hemen anladığı "Rabia Hatun"un etrafında oluşan muamma, sonunda çözülür: "Rabia Hatun"un İsmail Hami Danişmend'in, yaşasaydı 38 yaşında olacak eşi Nazan Danişmend olduğu ortaya çıkar. Hami Danişmend, eşine, adını gizleyeceğine dair söz verdiği halde bu "tükenmeyen yaygara silsilesi" yüzünden herkese, Rabia Hatun'un eşi Nazan Hanım olduğunu 'itiraf' etmek zorunda kalır... "Unutulmuş Şiirler Antolojisi" gibi pekçok kazı çalışması yapan Enis Batur, 1940'lı yılların sanat ortamını hareketlendiren bu olayı "Tuhaf Bir Kıyamet + Kırkbir Şiir" adıyla kitaplaştırdı. Yapı Kredi Yayıncılık'tan çıkan kitabın ilk bölümünde olay, Nihat Sami Banarlı, Sadun Savcı, Şevket Rado, Yahya Kemal Beyatlı, Vedat Nedim Tör, Vala Nurettin, M. Fuad Köprülü, Halit Fahri Ozansoy, Süleyman Kale ve Mehmet Kasım'ın yazılı tanıklıklarıyla, bir polisiye tadında aktarılıyor. İkinci bölümde ise, Rabia Hatun'un artık basımı bulunmayan şiirleri okurla buluşturuluyor. Batur'la Rabia Hatun olayını ve "Tuhaf Bir Kıyamet"i konuştuk.

1940'lı yılların edebiyat ortamında yaşanan ve 'Rabia Hatun olayı' olarak da nitelenen tartışmaları "Tuhaf Bir Kıyamet" adıyla kitaplaştırdınız. Bu eski tartışmanın tozunu almaktaki / yenilemekteki amacınız neydi?

İşin küçük bir kişisel yanı var. Memet Fuat örneğin, benim Rabia Hatun'u geç keşfetmemi çok yadırgamıştı. Çünkü ben genç yaşlardan başlayarak edebiyatımızı geriye doğru tarama çabasında hep oldum. Eski dergilerin koleksiyonlarını karıştırdım; kim nerede ne yapmış, gözden kaçmış şeyler nelerdir? Türkiye'nin öyle bir handikapı var. Ne yazık ki bir sürü iş çarçabuk unutuluyor. Bu anlamda belki son yıllarda bir hareketlilik var ama çok uzun süre yapılan işlerin bir kısmının kaybolduğu, unutulduğu bir gerçek. Biraz bunun şaşkınlığıyla; "nasıl oldu da ben rastlayamadım Rabia Hatun olayına" şaşkınlığıyla, biraz da baştan bu yana unutulmuş olanların bir biçimde devreye sokulmasına gerek duymamdan kaynaklanan bir seçim bu. Kitap çok gecikerek çıktı aslında, neredeyse '95 sonunda bitirmiştim kitabı ama buradaki bir kesinti nedeniyle dondurmuştum bu projeyi. Ama bir gün geldi, "hadi bitireyim" dedim. Kendimi rahatlamış, üzerimden bir yük kalkmış gibi hissediyorum şimdi.

Tepkiler nasıl?

İlk aldığım tepkiler yapılan işin anlamsız olmadığını göstermeye yetti. Genç insanların merak ve ilgiyle Rabia Hatun'a eğildiklerini gördüm ve sevindim.

Araştırmalarınız; makaleleri bir araya getirmek, ne kadar zamanınızı aldı?

Yaklaşık altı aylık bir süre içinde toplanabildiler. Bir ikisine ulaşmakta zorluk çekildi. Kütüphanelerimizde her zaman her şey bulunamayabiliyor. Kaynakçalar çoğu zaman pek sağlıklı değil. İnsan biraz da iğneyle kuyu kazmak zorunda kalıyor. Bir yazının içinde başka bir yazıdan söz ediliyor ama dipnotta değinilmemiş, nerde çıktığı belli değil. Ama işte yaklaşık altı ay içinde dosya eni konu tamamlandı.

Kitabın adı neden "Tuhaf Bir Kıyamet"?

İsmail Hami Danişment'in kendi sözü bu. Rabia Hatun şiirleri peş peşe yayınlandığında, uyandırdığı yankıyı böyle nitelendiriyor. Gerçekten de kıyamet kopmuş o dönemde. Ama Danişment haklı ya da haksız, 'tuhaf' buluyor böyle bir kıyametin patlak vermesini.

Peki ona katılıyor musunuz?

Ben katılıyorum aslında. O dönemdeki tartışmanın anlamsız olduğunu savunacak değilim. Ama yer yer yanlış bakış açıları olduğunu düşünüyorum. Konuyu ahlak düzlemine taşıyanlar olmuş. Bu bana çok mantıklı görünmüyor. Çünkü Osmanlı edebiyatında da görülegelen şeyler bunlar. Yani takma isimler, mahlaslar... Bizim edebiyat geleneğimizde çok önemli yeri var bu oyunların. Dolayısıyla hiç alışkın olmadığımız bir davranış değil Danişmend'inki. Başka bir isimle hatta, başka bir kimlikle ürün yayınlamak dünyanın bütün edebiyatlarında olduğu gibi Osmanlı edebiyatında da önem taşıyan kol. Dolayısıyla bunu ahlaksal açıdan dolandırıcılık ya da bir çeşit göz boyamacılık olarak ele alma eğiliminde olanlara biraz garipseyerek bakıyorum ben.

Ama burada söz konusu olan sadece isim ya da kimlik değişikliği değil, Rabia Hatun'un 13. ya da 18. yüzyılda yaşayan bir şair olduğuna dair bir inanış. Daha çok bir 'dönem yanıltması' sanki.

Ama bunu İsmail Hami Danişmend söylemiyor ki. Şiirleri yayınladıktan sonra bu kanılar uyanıyor. Şiirler tarih belirterek de yayınlanmış değil. İlk uyanan kanılar, öyle olduğuna dair. Ki şöyle düşünülebilir; 'yazmamış olsa bile, sözlü yoldan bunu yaymış olabilir.' Bundan da emin olamayız. Ayrıca bunu yapmış olsa bile, bunu da oyunun bir parçası olarak görmek gerekir. Önemli olan birilerinin ortaya çıkıp da bunun böyle olmadığını anlayabilmesidir. Normalde bir edebiyat ortamında, bunu çözebilecek niteliklere sahip insanlar zaten vardır. Bizim edebiyatımızda da varmış. Yahya Kemal okur okumaz anlamış. Kül yutar mı adam. Dolayısıyla biraz da onlara güvenerek yaparsınız böyle bir şeyi, çünkü hiç kimse oyununuzu anlamazsa oyunun anlamı kalmaz. Burada da olan bu aslında.

İsmail Hami Danişmend, eşi Nazan Hanım'a ismini açıklamayacağına dair söz vermiş hatta yemin etmiş olmasına rağmen, onun ölümünden sonra, dost sohbetinde olsa bile bunu itiraf etmek / açıklamak zorunda kalmış. Bu onun adına acı bir şey belki ama...

Ama bir yandan da, ben bu tür akit çiğnemelere açıkcası sempatiyle bakıyorum. Çünkü; Nazan Hanım'ı da biz böylelikle tanımış oluyoruz. Tanınmaya değer bir insanmış. İsmail Hami, büyük olasılıkla bunu da düşünmüştür. 'Karım çok alçakgönüllüydü, şuydu, buydu ama bu kadar da yetenekleri olan bir insandı. Bir biçimde onun da edebiyat tarihinde bir yerinin olması gerekir' diye düşünmüş olabilir ve haksız da değil. Bu olumlu anlamda bir akit çiğneme bence. Dünya edebiyatında böyle büyük olaylar var. Mesela, Max Brod'un Kafka'ya ihanet ettiği söylenir. İyi ki etmiş, Kafka'nın vasiyetini yerine getirip yazdıklarını yaksaydı, elimizden büyük bir yazar gidecekti. O da olumlu bir akit çiğnemedir, bu da öyle.

Herşeyi bir yana bırakıp şiirlere dönersek; sizce Rabia Hatun nasıl bir şair?

Konuya şiirleri yazan kişinin açısından bakmak başka, şiirlere sahip çıkanların açısından bakmak başka diye düşünüyorum. İkincisiyle ilgili kitabımda hafif bir eleştiri alanı da açtım zaten. O dönemde yenilikçi diye bilinen, Türk Edebiyatı'nın önemli ataklara geçmiş olması karşısında tedirgin olan gelenekçi yazarlar var. Onlar için Rabia Hatun gibi bir örneğin çıkması 'biz bitmedik, kurumadık, hâlâ umut besleyebiliriz' gibi bir sığınak oluşturmuş. Oysa paniğe kapılmaya gerek yoktur, çünkü bir ülkenin şiiri farklı damarlardan devam eder. Bazıları çok yenilikçi şiirler yazabilirler, bazıları da geleneği sürdürürler. Bir dilin şiirinin zenginliğini de bu farklılıklar yaratır. Nazan Hanım cephesine dönersek ben bugün de, böyle bir şiir çıkmasını isterim doğrusu. Bugünün koşullarıyla yazılacak, geleneklere bağlı ama kendi içinde taze olan bir şiirin çıkması, bu dilin şiiri için önemli bir kazanım olur. Bu kadar usta bir biçimde bu işi yapmak mümkün müdür? Biri çıkar yaparsa, mümkündür. O zaman nasıl mümkün olmuşsa, bana şimdi de mümkün olabilir gibi geliyor.

Bir kâsedir alav dolu gönlüm, yanâ yanâ
Men tâ senün yanunda dahî hasretem sanâ!
Yaşlar dökende söndüremez âteşîmi sû:
Sunsan elünle kaanumu içsem kanâ kanâ!
Rabia Hatun

 

Fadime ÖZKAN

 

 
Streisand'a onur ödülü 29. Amerikan Fim Enstitüsü (AFI) Onur Ödülü, geçtiğimiz aylarda konser salonlarına veda eden Barbra Streisand'a verildi. Daha önce John Ford, Fred Astaire, James Cagney, Bette Davis, Barbara Stanwyck ve Billy Wilder gibi isimlere verilen ödül, Streisand'a Sidney Poitier tarafından takdim edildi. Barbra Stresiand onur ödülünü alırken, bir süre bir şey yapmayacağını ve kendisine vakit ayıracağını söyledi ve ekledi: "Daha yapacak, öğrenecek çok şey var". Barbra Stresiand, geçtiğimiz yıl Altın Küre'nin de onur sanatçısıydı.

Stephen King okuyacak
Time dergisi, internet sitesinden ünlü korku yazarı Stephen King'in yeni romanı "Dreamcatcher"ın bir bölümünü yayınlıyor. Roman 5 Mart'tan itibaren ücretsiz olarak indirilebilecek. Okuyucular aynı sitede King'in filmi de çekilen "Yeşil Yol" adlı romanını yazarın kendi sesinden dinleyebilecek. King, daha önce "The Plant" adlı romanını internetten düşük bir ücret karşılığında yayınlamak istemiş, ancak okuyucuların ödeme yapmaması üzerine vazgeçmişti.

En iyisi, yine Gladyatör
İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA), bu yıl en iyi film ödülüne "Gladyatör"ü layık gördü. BAFTA'da bu yıl bir sürpriz yaşanarak Tom Hanks, Russell Crowe gibi oyuncuların arasından sıyrılan 16 yaşındaki Jamie Bell, "Billy Elliot"daki rolüyle "en iyi erkek oyuncu" seçildi. En kadın oyuncu "Tatlı Bela-Erin Brockoviç" rolüyle Julia Roberts, en iyi yönetmen ise "Crouching Tiger, Hidden Dragon" filmiyle Ang Lee seçildi. Gladyatör, en iyi film ödülüyle birlikte toplam 5 dalda ödüle uzanırken, en iyi İngiliz filmi ödülüne "Billy Elliot" layık görüldü.

Yayıncılardan Kanun'a tepki
Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) ile Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), TBMM'de geçen hafta kabul edilen 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı'nın, Anayasa'ya aykırı maddeler içerdiğini söyledi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde dün düzenlenen basın toplantısında konuşan TYB Başkanı Çetin Tüzüner, yasanın, yayın sektörünün tükenmesine neden olacağını belirterek, "Bir puldan medet umulmaktadır" dedi. TYS Genel Başkanı Cengiz Bektaş ise denetim altında çalışmanın yayın hayatına zarar vereceğini ifade ederek, "Zaten konuşmayan Türkiye, okumaz ve yazmazlığa dönüşebilir" diye konuştu. TYS ile TYB yaptıkları ortak açıklamada, tasarının hazırlık aşamasında ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınmadığına, Anayasa'ya aykırı maddeler içeren yasanın düşünceyi açıklama, yayma, yayınlama özgürlüğüne kısıtlamalar getirdiğine ve siyasal iktidarlara, denetim ve sansür ortamı oluşturduğuna dikkat çekildi.

İzmir'in tarihi, kitaplarda yaşıyor
İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin tarihine ışık tutmak için başlattığı "Kent Kitaplığı" Projesi kapsamında 7 kitap bastırdı."İzmir Tarihinden Kesitler", "15. ve 16. Asırlarda İzmir Kazasının Sosyal ve İktisadi Yapısı", "Ege Batı Uygarlığının Doğduğu Yer", "İzmir Oteller Tarihi", "19. Yüzyılın İlk Yarısında Fransız Gezginlerinin Anlatımıyla İzmir", "İzmir 1905", "İzmir 1921" adlı kitaplarda kentin ayrıntılı tarihi araştırmalar ve resimlerle desteklenerek okuyucuya sunuldu. Eski dönem gezginlerinin gözlem ve anıların da yer aldığı kitaplar, 3 ile 13 milyon lira arasında satılıyor. Gazeteci-yazar Yaşar Aksoy'un hazırladığı "Smyrna-İzmir Efsaneden Gerçeğe" adlı kitabının da yakın zamanda yayınlanması bekleniyor.

27 Şubat 2001
Salı
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED