|
|
|
|
Bazılarının endişesi yerinde; ekonomik krizlerin ardından alınan tedbirler, ne oluyorsa oluyor, olağanüstü gelişmeleri, ara rejim arayışlarını tetikliyor. 1959 devalüasyonunu 27 Mayıs tâkip etmişti. 12 Mart'tan kısa süre önce en yüklü devalüasyonlardan birini yaşamıştı Türkiye. 12 Eylül, doları 40'tan 70 liraya çıkartan 24 Ocak kararlarından sonra geldi. IMF damgalı ekonomik tedbirler paketine ve 22 Şubat'ta ilân edilen devalüasyona bakıp da ileriye dönük falcılığa kalkışanlara fazla kızmamak gerekiyor... Ekonomiyle siyaset arasında çok yakın bir ilişki olduğu belli; ancak bugün yaşananlardan hareketle 'yolsuzluk ile mücadele' konusunda tereddüt beyan etmenin de bir âlemi yok. Bazı yorumcular, "Yolsuzluklarla mücadele adı altında yapılanlar, siyasiler üzerinden siyaseti karalama etkisi yapıyor, bu da ara rejim arayışlarına hız kazandırıyor" tezini seslendiriyorlar. Bu akıl yürütmenin doğal sonucu, "Aman, demokrasi elden gideceğine, yolsuzluklar devam etsin" hüküm cümlesi olacaktır. Nitekim, bu aklı sütunlarında savunan iyi niyetli meslektaşlar var... Oysa, Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan buyana demokrasiye bir türlü geçemediyse, bu gerçeğin ardında sistemin yolsuzluklardan beslenmesi yatıyor. Daraltılmış siyasi alanda iktidara yükselenler, geçmişteki pek çok örnekten biliyoruz, derhal eş-dost-yârân kayırmacılığına başvurup içli-dışlı oldukları bir zenginler sınıfına vücut veriyorlar. Devletin imkânlarını çeşitli yollarla paylaşan bir grup oluyor bu; fırsat bulursa gayr-ı meşru yollara da başvurmaktan çekinmiyor. Bunun karşılığında, kendisine imkân sağlayan politik kadroları desteklemeyi görev biliyor bu grup... Türkiye'nin darbeler tarihine bu gözle bakıldığında, bunların, devletten palazlananları değiştirme, ya da nasılsa değişmiş kadroları eski durumlarına döndürme amaçlı müdahaleler oldukları görülebilir. Darbeler, hangi amaçla yapılmış olursa olsunlar, sonuçta 'siyaset-yolsuzluk' irtibatını restore etmeye yaradı. İşin özeti şu: Yolsuzlukları besleyen siyasi hayatın kendisi yolsuzluklardan besleniyor. Bu kadar çok sözü edildiği halde demokrasinin bir türlü yerleşememesinin ardında, ülke sisteminin gözlerden ustaca saklanan bu çirkin yüzü sırıtıyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin önündeki en büyük engel de bu hazin gerçek. Yolsuzluklarla siyasi sistem arasındaki bağ kopartılmadan Türkiye'nin demokratikleşmesi ve AB üyesi haline gelmesi mümkün değildir. Bu tahlil sayesinde, geçen hafta yapılan MGK toplantısıyla başlayan süreci daha iyi değerlendirme imkânına kavuşuyoruz. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 'yolsuzluklarla mücadele' adı altında, hükümetin, 'yolsuzluklarla mücadele'yi sulandırdığını fark etmiş görünüyor. Bir kaç bankacıyla sınırlı tutulmak istenen mücadele, bu noktada kesilirse, demokrasiyi körelten ortam aynıyla devam edecektir. Devletin içine uzattıkları hortumları geçici bir süre için kullanmayan soyguncular, ellerine geçecek ilk fırsatta, devletin kasasına kendi keseleri muamelesi yapmaya yeniden başlayacaklardır. Şu sıralarda yaşadıklarımız, 'siyaset-yolsuzluk' ilişkisi bizdekine benzer sistemlere sahip diğer ülkelerin de başından geçti. Ülkeyi siyasi sistemin verdiği destekle soyanlar, ellerindeki her türlü manivelayı kullanarak, gerekirse ekonomik veya siyasi krizlere yol açmaktan da çekinmeyerek, sistemin devamını sağlama çabasında bulundular. Türkiye'nin özendiği, ya da Türkiye ile aynı hedeflere sahip ülkeler arasında yolsuzlukların önünü kesmeyen kalmadı. Polonya ve Bulgaristan gibi soygunun vaktiyle 'ideolojik' mahiyete büründüğü ülkeler bile, AB yolunda gereken temizliği büyük çapta başarabildiler... Yolsuzluklarla mücadele, bazılarının sandığı gibi, 'ara rejim' tetikçisi değildir; tam tersine, milli kaynaklarını çarçur ettirmeyen, siyaset ile yolsuzluk arasındaki iğrenç bağı koparmayan ülkeler, biraz da bu yüzden, ara rejim arayışlarına sahne oluyorlar. Politikanın hizmet mesleği olmaktan çıkıp rant paylaşmaya dönüştüğü ülkelerde, politikacılar, başarısız da olsalar, neden ortalıktan çekilmiyorlar dersiniz? Onlar çekilmek isteseler, bekçiliğini yaptıkları çıkarları paylaşan kadrolar onları bırakmıyor da ondan... Cumhurbaşkanı Sezer doğru yolda; halkın yaygın desteği de bu yolun geri dönülmezliğine işaret ediyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |