|
|
|
|
Bir hafta önce, Milli Güvenlik Kurulu toplantısının akamete uğraması ile patlak veren ve dün o toplantının yenisi yapılmasına rağmen telafi edilemeyen kriz; bu ülkede, "hukuki birey" olarak ne kadar değersiz isek "ekonomik birey" olarak da o kadar değersiz olduğumuzu, başka bir tarife ihtiyaç kalmaksızın ortaya koymuştur. Tıpkı, demokrasi ve hukuk ihlalleri iktidarın değişmesi ya da iktidar üyelerinden bir veya birkaçının istifası sonucunu doğurmuyorsa ekonomik krizde de aynı alışkanlık sürüp gidiyor. Hukuk ve demokrasi ihlalleri, nasıl hiçbir Milli Güvenlik Kurulu'nun gündemine giremiyorsa ekonomik kriz de, o herşeyin bir kararla çözüldüğü! masaya bir türlü yatırılamıyor. Elbette, ekonominin MGK gündemine getirilmesini savunacak değilim. Tersine, bu kurulun demokrasi üzerindeki vesayetinin minimize edilmesi, değil ekonomik kriz, "irtica tehditi vs" gibi sosyal fizibilitesi olmayan branşlardan bile çekilmesini elzem görenlerdenim. Ancak, bu kurulu her derdin devası gibi takdim edip sonra, ortadaki yangından hiç olmazsa "vazife çıkarmamak", ulusal güvenliği ve milli bütünlüğü birkaç parça korkuya reaksiyonla sınırlamak ortaya başka bir can sıkıcı gerçeği koyuyor: Demek ki bu ülkede, ulusal güvenlik sadece devletin istikametini hedef alan "kriminal" hadiselerde ilgilendiriliyor, vatandaşların sosyal ve ekonomik gerilemesiyle bağlantılı görünmüyor. Ortada, askeriyle siviliyle kendisini bireyin her türlü refahından soyutlayan bir yapı bulunuyor. Aylardır, onlarca kez "devlet krizi" sözünü duymamıza rağmen bir kez olsun, "millet krizi"nin telaffuz edilmemesi bundandır. Oysa, krize ve krizlere muhatap olan sadece millet; yani, tek tek bireylerin oluşturduğu kütledir. Güç, itibar ve moral kaybeden de millettir. Devlet ise, en buhranlı dönemlerde bile rutininden sapmıyor, onca ağır söze, kavgaya rağmen MGK'sını bile gecikmeden toplayabiliyor. Türkiye, serbest piyasa ekonomisini devletçi siyasal ve hukuksal yapı üzerine inşa etmenin doğal sonuçlarını, önlenemez krizlerini yaşıyor. Herhangi bir demokraside, böylesi bir krize yol açtıkları için topyekün tasfiye edilecek siyasi kadrolar, fire vermeden yola devam edebiliyor. Ülkeyi bir gecede yüzde 40 fakirleştiren siyasal iktidar, sadece devletteki dengelerle uzlaşmak pratiği ve buna karşılık vatandaş karşısındaki sorumsuzluğu nedeniyle ömrünü uzatabiliyor. Devleti kuşatan siyaset dışı güçlerin sağladığı alternatifsizlik atmosferi sayesinde, dilediği zaman hukuku, dilediği zaman teamülü dilediği zaman da ekonominin değişmez kurallarını ihlal edebiliyor. Ama, siyasete ve siyasetin katma değerinden yararlanılarak toplumun tamamına giydirilen "alternatifsizlik" libası, ABD Başkanı'nın telefonuna rağmen ekonomideki karanlığın aydınlığa çevrilmesini sağlamıyor. Piyasa, bir ekonomik program için gerekli bütün güven stoklarını tüketmiş, umudunu 9 günlük bayram tatiline bağlamış bir hükümetin, bu saatten sonra kimden telefon gelirse gelsin toparlayamayacağını, her geçen gün kriz altında biraz daha ezileceğini bal gibi biliyor. Demokrasi ve demokrasinin sunduğu denetim imkanı tam böyle günler için gerekliydi. Krizi aşabilmenin en emin ve kestirme yolu ekonominin dümenindeki her türlü "meşru" değişikliğin büyük bir esneklikle yapılabileceği duygusunun yaygınlaşmasıdır. Kriz batağında boğulmanın gerekçesi de piyasaların başını her kaldırışta önlerinde, iktidara mahkum edilmiş topallayan koalisyonu görmesidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |