T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

S P O R

Kriz yönetimi

Geçtiğimiz hafta devletin tepesinde vukubulan kriz ülkeye dalga dalga yayıldı. Her fert, her kuruluş etkilendi bundan. Ve öteden beri tekrar edilen bir yargı yeniden dile getirildi: Türkiye'de bir "yönetim krizi" var.

Benzetmek gibi olmasın ama, bu krizin rüzgârından ligin tepesindeki takımlar da sanki ânında etkilendi. G.Saray, Beşiktaş ve Trabzon mağlup oldu.

Ve yine benzetmek gibi olmasın ama, devletin uğradığı sarsıntının sebepleri nasıl devlet adamları tarafından "Bu şu anda oluşmuş bir şey değil, ötedenberi gelen ve bir türlü önüne geçilmeyen yıkıntının sonucudur" diye açıklanması gibi, meselâ G.Saray'daki sarsıntının sebepleri de "öteden beri gelen ve bir türlü halledilemeyen meseleler" ile açıklanacak. Lafı uzatıp sürdürmenin âlemi yok.

İşin aslı para derdidir. Ve bir gazete şöyle atmış manşetini: "Ne kadar para, o kadar saray". Peki renk aşkı ne olacak. Hani şu "bileğimi kessen sarı-kırmızı akar" tantanası. Diyeceksiniz ki "Yahu günümüzde renk aşkı mı kaldı". Ama seyirci öyledir. Seyircinin tutkusu renkleredir; ve bu renkleri kendi gibi sevdiğini sandığı futbolculara, idarecileredir.

Bizim seyircimiz hâlâ aşkını para için satmayan kişilere âşıktır.

İşte kriz dediğimiz şey de tam bu noktada patlıyor. Bir yanda aşk, öte yanda para.

Ve çözüm için bir kriz uzmanı (kriz merkezi) gerekiyor. Tıpkı Fatih Terim gibi. Fatih zamanında da bu iş sürüp gelmişti ve her zaman "kol kırılmış lakin yen içinde kalmıştı". Takım büyüdükçe, başarılar yükseldikçe, futbolcular dünya çapında şöhret oldukça dert de (mali meseleler) o nisbette büyüyor. Ve bu elbise galiba Galatasaray'a büyük gelmeye başlıyor. Çözün artık şu krizi, Milan maçına bu krizin gölgesinde çıkmayın, sonu hüsran olur.

Mağlup olanın mağlubiyetini irdeliyoruz ve "niçin acaba" diye bin dereden su getiriyoruz da, galip gelene hiç pas vermiyoruz. Oysa daha geçen haftaki yazımızda Kocaeli'nin çıkışını değerlendirmiştik. Ve tabii az yazmışız. Kocaeli depremin tozları arasından bir anka kuşu gibi yeniden doğuyor. G.Saray maçını rakibin zaafları kadar kendi gücüne dayanarak aldı. Hikmet Karaman takıma müthiş bir güven aşılamış. Bununla da kalmayıp kontratak futbolun bütün güzelliklerini katmış. Kocaeli herkesin de kabul ettiği gibi bu maçı farklı kazanabilirdi.

Beşiktaş'ın krizi devletin tepesindeki krize en çok benzeyenlerden. Çünkü şu anda takımı yönetenler büyük bir destek ile geldiler. Hoca da, eh tanınmış bir hoca. Beyaz bir sayfa açıldı, herşey daha iyi olacak denildi. Ama netice ortada. Şimdi kriz yönetimi beklenir ki, bu düşmenin sorumlularını sıygaya çekebilsin. Yoksa hükümet gibi hiçbir fire vermeden, suçu bir iki bürokratın üzerine yıkarak işin içinden çıkmak mı isteyecekler. Meselâ: Bütün suç Ahmet Dursun'undur mu diyecekler.

Trabzon'daki kriz ise hepsinden derin. Orada hükumetin muhalefet kanadı gibi, çözüm için "Hemen seçim" diyecekler çoktur.

A,aa.. Hâlâ Fenerbahçe için birşey yazmadım. Bir cümle yazayım bari: Fenerbahçe'nin başarıları kendi gücü kadar rakiplerinin krizlerine bağlanmalı.


27 Şubat 2001
Salı
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED