|
|
|
|
Türkiye 1970'li yılların sonunda, Ecevit'in başbakanlığını yaşamıştı. Bir umut olarak gelen Karaoğlan, bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede, ülkeyi yokluk ve karanlığa mahkûm etti. Karaborsa hortladı. Elektrikler söndü. Fueloil yokluğundan kaloriferler yanmadı. Benzinden kahveye kadar her malın sıkıntısı çekiliyordu. O tarihte CHP'nin lideri olan Ecevit, faturayı kendisinden önceki hükûmete ve petrol fiyatlarının tırmanışına çıkarttı. Gerçi, Demirel'in başında bulunduğu Milliyetçi Cephe hükûmeti, belirli bir enflasyon yükü ve ödemeler dengesi açığı devretmişti ama, umut olarak iş başına gelen Ecevit'in başbakanlığı sırasında, bütün göstergeler kötüye doğru gitti. 1979'dan 2001'e
Türkiye 1979'da resmen stop etti. Ve senato kısmi yenileme seçimleriyle birlikte yapılan ara seçimlerde, vatandaş, Ecevit'e kırmızı kart gösterdi. Sosyal demokrasi, o kötü tecrübeden sonra, iflâs etti. Araya 12 Eylül ve 28 Şubat girdikten sonra, Ecevit, yeniden umut haline gelmeyi başardı. Askeri darbelerin, zedelenmiş veya tükenmiş politikacıları restore ettiği gerçeği unutulmamalı. 12 Eylül'ün ve 28 Şubat'ın yarattığı ortama, toplumsal hafıza zayıflığı da ilâve edilince Türkiye, tekrar Ecevit'i denedi. Ecevit 1999 Nisan seçimlerinden sonra, Başbakan oldu. Zaten, 1997 yılının ikinci yarısından itibaren Yılmaz'ın başbakanlığındaki kabinede, başbakan yardımcılığı görevini yürütüyordu. Dolayısıyla "enkaz devraldığını" söyleyecek hali de yok. 1999 yılını, eksi 6 ile kapattık. Cumhuriyet döneminin fakirleşme rekorlarından biri kırılmış oldu. Büyümede bu ölçüde bir gerilemeye bir de Tansu Çiller'in başbakanlığı zamanında rastlanmıştı. 1994 krizini yaratan Çiller, şimdi derde deva olabileceğini söylüyor. Herhalde o da, toplumdaki hafıza zayıflığına güveniyor. Ecevit 1999 yılındaki küçülmeyi, beklediğimiz güzel günler için katlanılan bir fedakârlık olarak izah etti. Biz de inandık. Nitekim 2000'de, faizler ve enflasyon düştü. Bir umutlu hava esmeye başlamışken, birdenbire, Kasım krizi geldi. Ardından 2001 yılı ve Şubat ayındaki kara çarşamba. Hükûmet hiçbir şey olmamış gibi yola devam ediyor. Tam bir pişkinlik içinde. Bari pazartesi ile çarşamba günleri arasında satılan ve miktarı bir iddiaya göre, en az 3 milyar dolar olan o paranın hesabını verin. Pazartesi günü IMF yetkilileri dalgalı kuru tavsiye ediyor. Ecevit karşı çıkıyor. Salı krizi yeniden alevlenince, çarşamba akşamı razı oluyor. Pazartesi ile çarşamba günleri arasında, 3-5 milyar dolar çekiliyor Merkez Bankası'ndan. Kimler alıyor bu parayı? Pazartesi günü IMF'nin, kapalı kapılar ardında yaptığı tavsiyelerin piyasaya yansımaması zaten imkânsız. Çünkü, bankacılarla ve özel sektör mensupları ile istişare ediliyor. Yolsuzluktan düşürülen Güneş Taner belli ki ilk günden beri işin içinde. Pazartesi dalgalı kura geçilse, hiç değilse o para Merkez Bankası'ndan çıkmayacaktı. Çıksa bile, bugünkü dolar kuru üzerinden satış gerçekleşecekti. Krizin yaşandığı iki gün içinde, bu paranın kimlere gittiği acaba ortaya çıkar mı? Çıksa bile ne anlam ifade eder? Ve ekonomik çöküntüye, bu çöküntüyü gerçekleştirenlerin işbaşında kalma ısrarına rağmen, halâ umutlu olabilir miyiz? İstavrit ve umut
Evet... Olabiliriz. İstavrit oltaya takılmış. Balıkçının yeşil leğeninde öylesine uzanıp durur ve ölümü beklerken, sokaktan geçen bir kedi gözüne ilişmiş. "Artık ölüm gelip çattı" diye düşünmüş. "Elveda yıldızlar... Elveda denizler..." O sırada, her şeyin bittiğine inandığı bir an, bir el çekip almış onu leğenden ve denize fırlatıvermiş. Balıkçı ve kedi, şaşkınca bakıyorlarmış iyi kalpli adamın yüzüne. Sorar gibiymişler "Neden yaptın bunu?" diye. Adam, balıkçıyı daha fazla merakta bırakmamış: "Neden mi?" demiş. "Eğer bir gün kendimi yeşil leğende can çekişen küçük istavrit kadar çaresiz hissedersem, son ana kadar umudum olsun diye" Yüksek faiz, nakit darlığı, dalgalı kur yüzünden sudan çıkmış balığa dönen halkımız, yeşil leğendeki istavriti hatırlasınlar: Çıkmayan candan umut kesilmez. Türkiye, acemi kaptanlara rağmen düzlüğe çıkacaktır. Kaptan pilot
Zaten, Ecevit'in kaptan pilotluğunu yürüttüğü bir ekonomide, bu beklenilen bir kazaydı. "Kur çıpası, bir risk faktörüydü, çünkü enflasyon ile kur arasındaki makas 2000 yılı sonunda 20 puan civarında açılmıştı" diyorlar. Bence, Ecevit'in kendisi de önemli bir risk faktörüydü! "Yolcular, uçağın kenarında bavullarını gösteriyor. Uzaktan kaptan pilot ile yardımcı pilot geliyor. Herkes şaşırıyor. Çünkü kaptan pilotun elindeki beyaz baston ve kolundaki üç noktalı bant, onun, kör olduğunun işareti. Yardımcı pilota da bir köpek yol gösteriyor. Her ikisi de el yordamıyla, biraz da sağa sola çarparak yürüyor. Yolcular yerlerini alıyor; uçak pistte ilerliyor; pistin sonuna ulaşıyor. 10 metre sonra beton bitip çim başlayacak. Halâ uçak havalanamıyor. Yolcular dehşet içinde bağrışıyor. O sırada, pilotların oturduğu kokbitte iki pilot aralarında konuşuyor. Kaptan pilot, çığlıkları duyar duymaz, levyeyi çekip, uçağı havalandırıyor. Derin bir nefes almış halde yanındaki pilota 'Biliyor musun... Bir gün çığlık atmayacaklar ve hepimiz öleceğiz burada' diyor" Kaptan pilotumuz, kör uçuş yaparken, yeşil leğendeki istavrit gibi acaba umudumuzu muhafaza etmeyi başarabilecek miyiz? Dip not: Yazımızdaki iki hikâyeyi Liberal Parti'nin yayınladığı "Serbest Çizgi" dergisinden aldım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |