|
|
|
|
Sabah sabah açtığım gazete tomarı güne büyük bir sürprizle başlamamı sağladı. 'Sürpriz' dememe aldırmayın; aslında "Gazeteler eklerini kesiyor" haberini nicedir duyuyordum, ama dün yarı yarıya azalmış tomara yine de büyük bir şaşkınlıkla bakakaldım. Bu işlerden anlayan bir dostum, epeyden beri, "Medya bu hükümete ve ekonomi programına verdiği destekle bindiği dalı kesiyor" diye başımın etini yiyordu; belli ki, istediği buradan 'S.O.S.' sinyalleri göndermemdi. Ne yalan söyleyeyim, dediğine içten içe hak verdiğim halde, bugünkü sonucu önceden duyurma konusunda hiç iştah duymadım. Sonucu gördük işte: Hürriyet, Sabah ve Milliyet sayfa sayılarını azalttı ve ek vermekten vazgeçti... Dostumun hesabı şu: Bugün 200 bin liradan satılan bir gazete, dağıtım payı düşülünce, 150 bin lira olarak patronun kasasına dönüyor. Doların değeri 1 milyon liradan hesap edilince, bu, her nüshanın kasaya 15 cent olarak dönmesi demek... Oysa, ekleri kesip sayfa sayısını azaltmadan önce, sözgelimi Hürriyet, bir nüshayı 50 cente mal ediyordu. 50'den 15'i çıkartın, satılan her gazete başına zararı elde edersiniz; o rakamı satış adediyle çarptığınızda, karşınıza "Bir günlük zarar tablosu" çıkar. Gazetelerin bu zararı kapatmak için tek destekleri reklâmlar; ancak o da, 22 Şubat kriziyle birlikte, neredeyse bütünüyle sizlere ömür... Devalüasyondan darbe yiyen her firma, "Nereden kısıntı yapabilirim?" diye düşünmeye başlar, ilk akla gelen tasarruf tedbiri de 'reklâmları durdurmak' olur. Nitekim, son krizin ilk sonucu, çok önceden sayfa rezervasyonu yapılmış yüklü reklâm kampanyalarının durdurulması oldu. Hürriyet'in hayli kalabalık küçük ilânlar sayfalarını çıkartın, geriye '24 sayfalık' Yeni Şafak hacminde bir gazete kalır... Bazıları, Türk basınının hep böyle çok sayfalı gazeteler biçiminde olduğunu sanıyorlar. Oysa, benim gazete okuma alışkanlığı edindiğim 60'lı yıllarda, gazeteler sekiz sayfa olarak çıkardı; daha sonra 12 sayfalık gazeteler yayımlanmaya başlandı. O sekiz veya 12 sayfalı gazeteler, emin olun, yükçe ağır bugünkü gazetelerden çok daha etkiliydi. Yükte ağırlığın önemsizleştiği, itibarca ağırlığın öne çıktığı günümüz ortamında, gazeteler arası yarış bayağı keyifli olacak... Sayfa sayısını azaltmak, ekleri kesmek akıllıca tasarruf tedbirleri elbette; ancak dostumun 'bir günlük zarar tablosu'nun gösterdiği gibi, kan kaybını bu basit tedbirlerle durdurmak mümkün değil. Dahası, medya patronları, ellerindeki gazete ve televizyon kanallarından zarar etseler bile, o güç sayesinde elde ettikleri başka işlerden zararı telâfi edebiliyorlardı. Medyanın önünü almada başarılı olamadığı 'yolsuzluk fırtınası' ile birlikte durum tersine döndü: Sorumlu yerlerde oturan politikacı ve bürokratlar, önlerine gelen iş medya patronlarına aitse, o dosyayı görmezden geliyorlar... Bu durumda, her gazete ve kanal kendi yağıyla kavrulmak, patrona çok fazla yük olmamak zorunda. Gazetelerin yayın yönetmenleri, bağlı oldukları grubun yöneticileri tarafından, "Masrafları kıs" baskısı altındalar... Bunun sonucu, bugün, basın tarihimizin en hazin 'gazeteci işsizler' gerçeğiyle karşı karşıyayız. "Tasarruf et" tâlimatı alan yönetmen çok sayıda genç muhabirin işine son vermeyi mârifet saymakta... Öğrendiğime göre, medya yönetimleri, 'tasarruf' adıyla yapılanlardan mutlu değil. Bu da, bütün medya kuruluşlarında, herkesi, ama herkesi, diken üzerinde tutan bir etkiye sahip... Geçen hafta, 'habertürk' sitesinde, "Yalçın Doğan ve Metin Toker Milliyet'ten ayrıldı" diye bir haber yer aldı; Yalçın Doğan site yöneticisini arayıp "Ben ayrılmadım" deyince haber kaldırıldı. Araştırınca şöyle bir gerçekle karşılaştım: Diğer gazeteler gibi Milliyet de 'tasarruf' baskısı altında ve yayın yönetimine, "Masrafları yüzde 25 kıs, Hasan Pulur dışında istediğin yazarın işine son verebilirsin" genel tâlimatı ulaştırılmış... Sabah'ı Milliyet'te yazmak üzere terketmiş Can Dündar yazılarına başlayamadı; Milliyet yönetmeni Mehmet Yılmaz hangi yazarlara "Güle güle" diyeceğini tespit etmiş, ama bunu nasıl söyleyeceğini bilemediği için tebligatı bugüne kadar geciktirmiş... Milliyet'ten 'ayrılacak' yazar sayısı sekizmiş... Bu tür tedbirler patronların zararlarını azaltsa bile, gazeteler için hiç de yararlı olmayacak... Bu durum da, "Medya bu hükümete ve ekonomi programına verdiği destekle bindiği dalı kesiyor, bunu duyur" diye aylardan beri başımın etini yeyip duran dostumun dillendirdiği gerçeğe götürüyor: Ekonomik krizin zorlamasıyla tasarruf tedbirleri alınan medya kuruluşlarında kendilerini topun ağzında bulan yazarlar, belki de, IMF damgalı programın başından beri hükümete destek vermeyi görev bilmiş kalemler olacak... Düşünebiliyor musunuz; gerçekleri görmezden gelerek itibarlarını sıfırladıkları yetmiyormuş gibi, şimdi de kapının önüne konulma istiskalini yaşayacak yazarlar var... "Kim bunlar?" merakında olduğunuzu elbette biliyorum; ancak her gün bir tomar gazeteye göz atma zorunluluğunda olan bir profesyonel okur olarak benden şu notu kabul buyurunuz lütfen: Yukarıdaki tanıma uymayan, her durumda gerçeği yalnızca gerçeği yazıp söylemekten çekinmeyen yazar sayısı hiç de o kadar fazla değil... Bu karambolde kazaya uğrayan o azınlık olmaz umarım...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |