|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de insanlar arası ilişkiler ve fikir tartışmaları konusunda, son yıllarda müsbet gelişmeler görülüyor. Bunlardan gözümüze çarpan bir tanesi, "Abant toplantıları"adıyla düzenlenen oturumlar. Özellikle, farklı siyasi ve fikri görüşlerin sahiplerinin bir arada belirli konuları tartışması, Türkiye için pek fazla rastlanmıyan ender oluşumlardan. Bu yüzden, bu tür etkinlikleri memnuniyetle karşılıyorum. Dileğim; medyaya yansıtıldığı gibi; toplumdaki farklı grup, katman ve görüşlerin gerçek temsilcilerini bir araya getiren bir anlayış içerisinde yapılması. Çünkü; her konuda olduğu gibi, fikir ve siyasi hareketlerin de hortumcuları, propagandistleri ve artistleri var! Bu yüzden, toplumsal bir gelişime yol açacak bu tür ciddi değerlendirmelerin, gerçek fikir, aksiyon ve siyaset adamlarınca yapılabilmesi, konu ile ilgili pratik gelişmelere yol açabilmesi açısından son derece önemli. Konuyu biraz daha derinden irdelediğimizde, karşımıza bir başka hayati mesele çıkmaktadır. Acaba, toplumsal biçimlenme ve şekillenmenin esaslarını temsil eden bu tür aydın hareketleri'nin, hangi ölçüde halkla bağlantılı olduğu ve halkın problemleriyle yüz yüze bulunabildiği gerçeğidir. Bu konu, dün olduğu gibi; bugünün de köklü toplumsal gelişme ve değişme problemlerinden biridir. Bir ülkenin aydınları, elbette ki halkın ve hayatın meselelerini irdelemekte ve çözüm bulmakta özel ilgi ve ihtisas sahibidirler. Ama, pratikte bu tür konuların içine girmeyen ve olayların derinliğine inemeyen aydınlar; çoğu zaman eksik tesbitler ve hatta yanlış yönlendirmeler yapabilmektedirler. Bilindiği gibi, uzmanlık itibariyle; herhangi bir olayın teorik ve pratik alanına bilgiler, çoğunlukla aynı kişide toplanamamaktadır. Sosyoloji'de toplumsal olayların izlenmesi konusunda önemli bir metod olan gözlem; uzaktan ve yerinde gözlem olmak üzere ikiye ayrılabilmektedir. Yerinde gözlem; bizzat izlenecek grubun içine girmek ve onunla birlikte yaşamak ile gerçekleşir. Bu yüzden, uzaktan gözlemden çok daha farklı bulgular ve hatta "hassas bilgiler"e sahiptir. İşte bu metod bilgisi'nde yaşanan farklılık, toplumsal olayları değerlendiren aydınların da karşı karşıya kalacağı vakıalar için de geçerli olabilmektedir. Bugüne kadar, belirli kişilerin; gerçek özelliğine vakıf olamadıkları konularda yazı yazdığını, konuştuğunu ve hatta projeler hazırladığını müşahede edilmektedir. Türkiye'nin; "kim ne yaptı ise; yanına kalan bir ülke" dururumunda oluşu ve halkın, kendine ait haklarını koruma bilincine sahip bulunmayışı, bu tür yanlışlıklara çoğu zaman imkan vermektedir. Yeniden bir toplum inşası niteliğinde olan çalışmaların, o toplumun asıl unsuru olan halk ile birlikte belirlenmesi ve çözümüne çalışılması, hiç de atlanmaması gereken bir konudur. Halkın; bilerek veya bilmeyerek dışlandığı bir araştırma veya eylemin, "entellektüel bir tartışma" olmaktan başka bir faydası olmayacaktır. Halbuki Türkiye, artık tartışmaların ötesinde, toplumsal yapılanmaya ait yerli ve gerçekçi projeleri beklemektedir. Bu manada; Abant veya benzeri proje üretme yerlerinde, bizzat halkla iç içe olan kişilerin projelerde yer alması; bu tür teşebbüsleri daha gerçekçi tabana oturtabilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |