T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Halinize şükredin

Kim muktedir olmak, bakanlık koltuğunda oturmak istemez? Koltuğun câzibesine kapılmamış pek az aklı başında insan tanıdım. Bakan olmanın câzibesi, hemen her bağlı kuruluşta bulunan çok sayıdaki kocaman makam odalarından, Mercedes otolardan, etrafınızda dört dönüp "Sayın bakanım" diye size yaranmaya çalışan görevlilerden, önünüz ve arkanızdan koşup duran koruma ordusundan gelmez yalnızca; bir-iki gün acemilikten sonra, "Ben olmasam bu memleketin hali nice olurdu?" diye düşünmeye başlarsınız ve bu bile koltuğu sizin için olağanüstü câzip kılar...

Ancak, şimdiki hükümette görev alan bakanlara, onlarla çalışmak zorunda olan bürokratlara asla gıpta etmemenizi öğütlerim. Bu hükümette görev yapıyor olmanın hiçbir câzibesi yok çünkü...

Geçen haftayı tartışmasıyla geçirdiğimiz ve IMF ile Dünya Bankası'nın biraz mızıkçılıktan sonra serbest bıraktıkları ikinci tertip kredi konusunda yaşanan ihtilâfta, hiç kimse, bir gayr-ı tabiiliğe dikkat çekmedi. Oysa, daha ilk günden, IMF ve Dünya Bankası, onlarla doğrudan muhatap olan Kemal Derviş, yaşanan gayr-ı tabiiliği gözlere sokmak için hep aynı uyarıda bulunup durdular: Faizler çok yüksek...

Faizler ihtilâf çıktığı gün yüksekti, ihtilâf çözüldü hâlâ yüksek seyrinde devam ediyor... İhtilâf, belli ki, bir kez daha patlamak üzere geride bırakıldı. Üçüncü tertip kredinin vâdesi geldiğinde, IMF, muhtemelen yine "Faizleriniz yüksek" diyecek, yine "Bankalar sisteminiz hâlâ hasta" uyarısında bulunacak... Büyük ihtimalle, bir dahaki kredi döneminde yine ihtilâf yaşanacak...

"Hükümet faizleri aşağı çeker" dediğinizi duyar gibiyim. Ancak, faizin aşağı çekilmesi doların değerini yukarıya fırlatacak bir etkiye sahip. Hükümet, faizleri yüksek tutarak TL'sının değerini daha da aşağıya düşürmüyor. Tahterevallinin bir tarafı faiz, bir tarafı döviz çünkü ve içerideki dengeler yüzünden, doların daha fazla değer kazanmasına müsaade edemiyor hükümet.

Koç Holding, evvelki gün, bu yılla ilgili beklentilerini kamuoyuyla paylaştı. Yıl sonunda, dolar, 1 milyon 300 bin TL veya yüzde beş fazlası olacakmış... Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşunun beklentisi bu. Eskisi kadar ağırlığı olmasa bile Türkiye'nin hâlâ en çok satan gazetesini yöneten kişi de, birkaç gün önce, "Dolar kurunda program dışı her 100 bin liralık artış, büyük bir şirketin bilançosuna 6 trilyon lira olumsuzluk getiriyor. Üstelik de öyle çok büyük dolar borçları olan şirketlerden söz etmiyorum" diye yazdı. "Sağlıklı, borçlanması mâkul limitler içinde, iyi yönetilen bir şirket" imiş sözünü ettiği... Hangi şirketi kast ettiğini anlamak çok zor olmasa gerek...

Türkiye'nin en çok satan gazetesinin 'iyi yönetilen' kategorisine soktuğu şirket ile ülkenin en büyük sanayi grubu, doların bugünkü değerinden bir milim daha yukarı çıkmasını istemiyorlar; bunu kabul edilebilir bulmadıklarını, her ikisi de, lisan-ı münasiple açıkladılar... Her 100 bin liralık artış, şirketin bilançosundaki kırmızı lekeyi altı trilyon daha büyütüyormuş... Bizim 'sağlıklı şirket', dolar cinsinden birkaç milyar dolar borçlu bir 'sağlıklı şirket' imiş sizin anlayacağınız...

Siz bu hükümetin bakanlar kurulu koltuklarında oturuyor olsanız, ne yapardınız? "Faizler yüksek, indirin" diyen IMF'yi mutlu etmeniz gerekiyor, ancak bunun bedeli doların yukarıya doğru yol alması; bunu yaptığınızda "Dolar asla yükselmesin, yıl sonunda bugünkü değerinin üstüne çıkmasın" diyen ülkenin en ciddiye almanız gereken odaklarını kızdırmak işten değil.

Yukarı tükürseniz bıyık, aşağı tükürseniz sakal... "Ne onu, ne bunu yapayım, bakalım ne olacak?" diye beklemek dışında yapabileceğiniz hiçbir şey yok... Ekonomi bu, siz hareketsiz bile kalsanız, o kendi kuralları içerisinde bildiğini okuyor... Aynı anda dövizi sâbit tutup faizi aşağı indirmenin bilinen bir yöntemi de yok...

Beni en çok, "Cumhurbaşkanı ekonomi konularında bilgisiz, çıkıp kendisini bilgilendireceğiz" türü parlak teklifler güldürüyor. Başbakan Bülent Ecevit Çankaya Köşkü'ne çıktı; haftalık olağan ziyaret, medya tarafından, "Başbakan Cumhurbaşkanı'nı ekonomi konularında bilgilendirdi" biçiminde yansıtıldı. Bülent Ecevit'ten bir 'ekonomi dâhisi' çıkardık ya medya olarak, bu bile bize yeter...

Bu, olayın, hükümet yönünden bakıldığında görünen yanı. Aynı olayın, bir de, 'faiz-döviz' denkleminde her 100 bin liralık artış olduğunda borcu 6 trilyon daha büyüyen 'iyi yönetilen şirket' açısından bakıldığında görünen yanı var. O yan, bu hükümeti bütün hatalarına rağmen ayakta tutmayı, hükümeti zora sokan çevrelerle didişmeyi gerektiriyor. Size bir şey söyleyeyim mi: IMF'nin en büyük karşıtı, 'iyi yönetilen şirketler' ile içli dışlı medya kuruluşları. Onların hükmü IMF'ye geçmeyince, oklarını, Çankaya'ya yönlendiriyorlar...

Hem de ne yönlendirme. 'İyi yönetilen şirket' ile ilgili bilgileri bize sunan kalem, yakın geçmişte "1940'lara dönüş projesine" verdiği desteği unuttu, şimdi, bütün gücüyle Cumhurbaşkanı Sezer'i eleştiriyor; "Altı ok zihniyeti" diyerek hem de...

Türkiye iyice karıştı, daha da karışacağına iddiaya girebilirsiniz. Bir yandan da, bakanlara, onlarla çalışmak zorunda olan memurlara sempati duymaya ve halinize şükretmeye devam ederek ama... Onların yerinde ya bir de siz olsaydınız?


15 Temmuz 2001
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED