T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Türkiye'yi yeniden "kurmak"

Sınırlar ortadan kalkmaya, anlamsızlaşmaya başladı. O yüzden yeni sınırlamalar geliyor. Coğrafi, kültürel, ekonomik ve zihinsel sınırların aşınması, anlamını yitirmeye başlaması, her şeyin daha iyi, daha anlamlı, daha sorunsuz yaşanacağı bir dünya vadetmiyor bize elbette ki. Aksine gerek ulusal, gerekse küresel düzlemlerde iktidar ve hegemonya ilişkilerinin ve biçimlerinin daha rafine, daha karmaşık ve daha sofistike yöntemlerle yürütüldüğü, dolayısıyla yepyeni sorunların ve sınırlamaların sözkonusu olmaya başladığı bir dünyaya doğru "sürükleniyoruz".

Soğuk savaşın sona ermesinden bu yana dünyanın, özellikle de içinde bulunduğumuz bölgenin stratejik, siyasi, kültürel haritaları ve öncelikleri silbaştan yeniden belirlenmeye çalışılıyor. Sınırların aşınması, bu süreci daha bir hızlandırıyor, kolaylaştırıyor ve hatta "meşrulaştırıyor".

Sınırların aşınması, ulusal sorunlarla küresel sorunları birbirine bağımlı hale getirdi. Dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan siyasi veya ekonomik bunalım, etkisini dünyanın diğer köşelerinde de hissettiriyor.

Bu gerçek, özellikle günümüze ve çağımıza özgü bir durum. Bu durum, içinde yaşadığımız çağın pek çok bakımdan önceki çağlardan farklı olduğunu ve olacağını haber veren önemli bir gösterge.

Özetle dünyamız yeni oluşumlara gebe. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Küresel düzlemde de, Türkiye özelinde de her şey büyük ölçüde yeniden belirlenmeye, tanımlanmaya ve şekillendirilmeye çalışılıyor.

Yarının dünyasının nasıl bir görünüm alabileceğini ve Türkiye'nin yarın nerede olabileceğini veya olması gerektiğini kestirebilmek için, yaşadığımız çağı hazırlayan dinamikleri geniş kapsamlı bir perspektife oturtarak iyi analiz etmek ve anlamlandırmak zorundayız.

Böylesi bir "okuma", analiz ve anlamlandırma çabası, dün medeniyet kurmuş bir ülke olan Türkiye gibi ülkeler için çok daha önem arzeden bir çabadır. Yaşadığımız küresel ölçekli sorunların büyük bir bölüğünün bizim merkezinde yer aldığımız bölgede cereyan ediyor olması, her şeyin yeniden belirlenmeye çalışıldığı bir zaman aralığında bizim açımızdan çok köklü sonuçlara yolacaçak bir durumdur. O yüzden kurulmaya çalışılan dünya, Türkiye'yi pek çok ülkeden çok daha fazla –olumlu veya olumsuz şekillerde- etkileyecek bir dünya olacak.

Şu an dünyamız bir "belirsizlikler çağı"nın tam ortasından geçiyor. Türkiye de yakın tarihinin en derin ve en sarsıcı bunalımlarından biri ile başa çıkma mücadelesi veriyor. Sınırların aşındığı "belirsizlikler çağı"nda Türkiye'nin yaşadığı derin bunalım, Türkiye'yi yepyeni oluşumların ve sorunların eşiğine sürükleyecek. Şu an bu sürece girilmiş durumda.

Yeni bir Türkiye "kurulacağı" kesin. Ama yeniden kurulacak olan bu yeni Türkiye'nin hangi dinamikler ve öncelikler üzerine kurulacağına ilişkin yoğun bir kafa karışıklığı yaşanıyor. Bunun en önemli nedeni, Türkiye'nin içine sürüklendiği bunalımın nedenlerinin iyi analiz edilememesinde gizli.

Elitler, yaşanan bunalımın sistemin her bakımdan yanlış temeller ve öncelikler üzerine inşa edilmesinden kaynaklandığını kabul etmemekte direniyorlar. Elitler, kendilerinin varlık nedenlerini ve sistemin meşruiyet temellerini sorgulatacağı korkusu ve endişesi ile hareket ettikleri için, böylesi bir şeyi kabul etmeye yanaşmıyorlar.

Bu gerçek bile, elitlerin yarının Türkiye'sini silbaştan yeniden kuracak yaratıcı bir ruhtan, dinamizmden ve kurucu iradeden yoksun olduklarının göstergesidir. Başka bir deyişle, sözümona "modern" Türkiye'nin hiçbir zaman özne olamadığı sürekli olarak nesne olduğu gerçeği, elitlerin kurucu bir iradeden yoksun olduklarını açıkça söylüyor bize.

Elitler, sadece Türkiye'nin özne (belirleyen, tanımlayan, aktif bir aktör) olmasını sağlamakta başarısız olmadılar; aynı zamanda bu ülkede toplumun da özne olmasına asla izin vermediler; toplumun özne olmasını mümkün kılabilecek tüm yolları tıkadılar. Toplumun dinamiklerini dinamitlemeyi marifet sandılar; hala da marifet sanmaya devam ediyorlar!

Bundan sonraki süreçte bu topluma yaratıcı bir ruh, dinamizm ve kurucu irade veren tek dinamiğin müslümanlık olduğu gerçeği çok daha net bir şekilde anlaşılacak ve ortaya çıkacak.

Türkiye'nin, geleceğin dünyasında saygın ve etkin bir yer edinebilmesi, bu tür bir kurucu iradenin imkanlarını yeni şekillerde keşfetmesinden ve çağdaşlaştırmasından geçiyor. Öbür türlüsü bu ülkeye ve bu topluma zaman ve enerji kaybettiriyor. Ve toplum özne olamıyor bir türlü.

Sorunumuz, bu toplumun ve bu ülkenin özne olabilmesi ve bunun için de esaslı bir kurucu iradeyi hayata ve harekete geçirebilmesidir. Bu kurucu iradenin hayata ve harekete geçirilebilmesi hem kendimizle, hem de dünya ile kapsamlı bir yüzleşme ve hesaplaşma çabasına soyunabilmekle doğru orantılıdır.

Aksi takdirde bu ülkenin ve toplumun yeniden özne olabilmesi, yeniden tarihe ve zamana müdahale edebilecek bir performans gösterebilmesi hep hayal olacaktır.


15 Temmuz 2001
Pazar
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED