Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

A K T Ü E L

SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ 93. YILINDA TÜRK BASININDA SANSÜRÜ SORDUK
Kimse 'yok' diyemedi

"Sansür gerçekten kaldırıldı mı?" sorumuzu bakanlar, "Yasal anlamda yok", Ilıcak, "Bizim gazete hariç her yerde", Özkök, "Her yerde var", ÖDP lideri Uras, "Bu bir tiyatro", LDP lideri Tibuk ise, "Onlar öyle oyalansınlar" diyerek cevapladı.

Nazlı Ilıcak: Yeni Şafak hariç her yerde var

Bize gazeteciliği öğreten hocamızın yanından ayrılıp soluğu, bir süre önce Anayasa Mahkemesi tarafından milletvekiliği düşürülen ve bizatihi kendisi siyaset yapma anlamında sansürlenen gazetemizin yazarı Nazlı Ilıcak'ın yanında alıyoruz. Hazır cevaplılığıyla, "Sansür kaldırılmadı" diyen Ilıcak, bu olgunun günümüzde "patron sansürü" şeklinde devam ettiğini vurguluyordu. Ilıcak biraz da espirili, "Bizim gazete hariç her yerde sansür var" dedikten sonra, şu değerlendirmeyi yapıyordu: "Türkiye'de basın çok zor durumda. Basın sadece devlete karşı değil, patrona karşı korunmalı. Patronlar devletle, siyasetçilerle çok sıkı ilişkiler içinde. Bu yüzden siyasetçi-patron ilişkisinden doğan bir sansür var."

Gazeteci Oral Çalışlar ise Cumhurbaşkanı'nın "Düşünce özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır" türünden bilinen istemlerine atıfta bulunarak, Türkiye'de düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla basın özgürlüğü önündeki engellere dikkat çekiyordu. Kendisi hakkında açılan davaları örnek gösteren Çalışlar, gazetecilerin devletten, yasalardan ve daha önemlisi çalıştığı kurumdan dolayı sürekli otokontrol ile yaşadığını belirtiyordu. "Kurumdan dolayı" meydana gelen otokontrol dikkatimizi çekince, "Acaba Çalışlar hiç gazetesi tarafından sansürlenmiş miydi?" "Bu aile içi mesele" cevabını veriyordu Çalışlar, gülerek.

Tam 93 yıldır her 24 Temmuz'da sansürün kaldırılışı kutlanıyor, ama başta basının önde gelenleri olmak üzere kimse gerçek manada sansürün kaldırıldığına inanmıyor. Sansürün kaldırılışının 93. yılı münasebetiyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç'in ev sahipliğinde gerçekleştirilen resepsiyona katılan siyasetçi ve gazetecilere bu durumu sorduk: "Türkiye'de gerçekten sansür kaldırıldı mı?" sorusunu yönelttik. "Siyasi manada sansür yok" diyen Basından Sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu'dan, "Sansürsüz insan, yayın organı olamaz" şeklinde görüş belirten Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e kadar ilginç cevaplarla karşılaştık. Ilıcak, "Bizim gazete hariç her yerde var", LDP lideri Tibuk, "Onlar sansür kaldırıldı diye avunsunlar", ÖDP lideri Uras ise, "Bu bir tiyatro" cevabını veriyordu.

SİYASİ MANADA SANSÜR YOK

Basından sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu, Türkiye'de "siyasi manada sansürün olmadığını" ancak "otokontrol" mekanizmasının her zaman devrede olduğunu söylerken, Meclis Başkanı Ömer İzgi ise, 3 Ağustos 1909'daki değişiklikle yasal sansürün tarihe karıştığını ancak 1982 Anayasasından kaynaklanan basın özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması için destek sözü veriyordu.

TİBUK: BIRAKIN AVUNSUNLAR

Devlet erkanı böyle düşünürken, LDP Genel Başkanı Besim Tibuk sorumuza kahkahalarla gülerek, "Onlar öyle oyalanıp, avunsunlar. Sansür kalktı diye idare etsinler. Ama durumu herkes biliyor. Türkiye'de basın çığırından çıkıyor. Halkı yanıltan gazeteler, kasıtlı haberler var. Zehiri uyuşturucuyla birlikte veriyorlar. Onun için çok tehlikeli. Çözüm şirketleşen, bankalaşan basın sisteminin ortadan kaldırılmasındadır." Gazeteci Kenan Akın ise, sansürün gazeteden gazeteye, fikirden fikire, insandan insana değişen bir olgu olduğu inancındaydı. Akın, "Tabii ki normal olarak değil, ama örtülü olarak sansür sürüyor. Sürmemesi gerekir ama insanlık varoldukça da sürecek" diyordu.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, sansürün kaldırılmadığını, kaldırılmaya çalışıldığını belirtiyordu. Şunları söylüyordu Gezgin: "Her türlü sansür sürüyor. Eğer basın camiasının tamamında sendikalaşma olsaydı 3 bin gazeteci işinden olmazdı. Sarı basın kartı alırdı. Maaşları dört dörtlük ödenirdi. Bu da tekelleşmenin öngördüğü sansür."

ÖZKÖK: İNSANLAR SANSÜRDÜR

"Türk basınının salonu" olarak görülen bir başka büyük ailenin Hürriyet gazetesinin yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'e soruyoruz, aynı soruyu. Özkök sorumuza, "İnsanlar varolduğu sürece sansür de sürer" şeklinde felsefik bir cevap veriyor ve ekliyor: "Dünyanın hiçbir ülkesinde sansürsüz bir basın var diye birşey yok. İnsanların kendisi sansürdür. Bir şeyi kanunla sınırlıyorsanız bu sansürdür. İnsan hayatı da böyle. Ama, 'basının kamusal görevini yerine getirmesi için yapması gereken bazı şeyleri yapması engelleniyor' derseniz evet elbette sansür hala sürüyor". Özkök, "Ama şu yanlışa düşmemek lazım. Türkiye'de sansürü sadece devlet yapar o derin devlet yapar demek yanlış. Sansür, Türkiye'nin bütün müesselerinde ve basın kuruluşlarında var. Herkesin kendine göre haklı bulduğu kendi kontrol mekanizmaları vardır. O yüzden birisi gelip bana 'bizim müessemizde sansür yok' dediği zaman kahkahalarla gülüyorum. Çünkü hepsinde vardır. New York Times'ta da sansür var. New York Times İsrail kökenli bir ailenin elindedir ve ben orada Yahudiler ile ilgili, İsraille ilgili herşeyin özgürce yazılabileceğini sanmıyorum. Tarafsız basın deniliyor. Oysa biliyoruz ki ABD'de başkanlık seçimleri öncesi pek çok gazete 'şu adayı' destekleyeceğiz diye tavırlarını belirliyorlar. Ama Türkiye için söylersek bence haberlerin tarafsız bir şekilde verilmesi önemli. Yorumlar ise serbest olacak."

URAS: BU BİR TİYATRO

ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras ise, her 24 Temmuz'da sansürün kaldırıldığına ilişkin yapılan törenleri bir tiyatro olarak değerlendiriyordu. "Tekellerin en tehlikelisi kelam tekelidir" diyerek basındaki tekelleşmeye dikkat çekiyordu. "Sansür her zaman iktidarların işine geliyor" diyerek sansürün hep sürdüğünü ifade eden Uras, buna rağmn sansürün kaldırıldığına ilişkin yapılan konuşma ve etkinlikleri ise "tiyatro"ya benzeterek, aslında nerkese yönelttiğimiz sorunun da tam cevabını vermiş oluyordu.


 
Hedefe 100 metre kala geri döndü
Norveç'teki Kuzey Burnu'na gitmek için yola çıkan 82 yaşındaki Avustralyalı, hedefe ulaşmaya yüz metre kala, giriş bileti ödememek için geri döndü. Aftenposten gazetesinin haberine göre, Hillebrend Call adlı Avustralyalı, binlerce kilometre yol aldıktan sonra Kuzey Burnu'na geldi, ama bölgeye girmek için 175 kuron (yaklaşık 25 milyon TL) ödemek gerektiğini görünce, buna fena halde içerleyerek hedefe ulaşmaktan caydı. "Dünyanın her yerinde doğayla beraber olmak bedavadır" diyerek öfkesini dile getiren "ihtiyar delikanlı", "Ne yani, şimdi Avustralya büyüleyici kumsallarının güzelliğini görmek isteyenlerden para mı almalı? İsviçre'de dağları seyretmek isteyenler bunun için para mı ödemeli? " dedi. Norveç'in en kuzeyindeki ikinci noktası Kuzey Burnu, hükümet kararıyla özel bir şirket tarafından yönetiliyor. Bölge, yılda ortalama 200 bin kişi tarafından ziyaret ediliyor.

26 Temmuz 2001
Perşembe
 
Künye
Temsilcilikler
Reklam Tarifesi
Abone Formu
Mesaj Formu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED