Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Yenilikçiler', Kemal Derviş, 'Metamorfoz'...

Geçen hafta Türkiye'de IMF heyetinin yanısıra Merrill Lynch'ten de bir grup analist vardı. Ankara ve İstanbul'da çeşitli görüşmeler yaptıktan sonra, Türkiye'nin ekonomik durumunun 'tomografi'sini çektiler ve "Türkiye: Seyahat Notları" başlığı altında 24 Temmuz'da raporlarını yayınladılar. Raporun son bölümünde, Merrill Lynch'in Türkiye'yi 'underweight' kategorisinde tutmaya devam ettikleri belirtiliyordu. Yani, uluslararası yatırımcılar için, Türkiye, 'uzak durulması' gereken bir noktada durmaya devam ediyor.

Söz konusu değerlendirmede, Kemal Derviş'in 'üç baş bürokratı'nın, Hazine Müsteşarı, BDDK Başkanı ve Merkez Bankası Başkanı'nın eş zamanlı 'hataları'ndan söz ediliyor ve Türkiye'nin asıl sorunu olarak 'piyasaların güveninin sağlanması'ndan öteye hükümetin tutumuna işaret ediliyor. Buna göre, hükümet ve bürokratları, 'reaktif' davranıyorlar. Yani, 'ön alacak' şekilde davranmak yerine, olaylara 'tepki' veren bir konumdalar. Oysa, Türkiye'nin 'kriz'den çıkabilmesi, hükümetin iç tutarlılığı, kararlılığı ve bürokratlarına hükmedebilmesi ve bütün bunların dahi ötesinde olayları geriden izleyip, 'tepki vermek' yerine 'ön alabilmesi'…

Herkes elini vicdanına koysun: Bülent Ecevit hükümetinin böyle davranabilmesinin şansı, imkanı ve ihtimali var mı? Olabilir mi?

Hükümetin tepesi yani Başbakanlık makamı içler acısı. Türkiye'nin vatandaşları, Bülent Ecevit'e yani Başbakan'a, 'öfke' ile 'hüzün' karışımı duygular duyuyorlar. Ya da bu iki duygu arasında gidip geliyorlar. Olmayan tek bir duygu var. O da, 'saygı'…

Bülent Ecevit, kendisiyle birlikte, ismiyle özdeşleşmiş olan DSP'yi de aşağı çekmiş durumda. DSP, bir 'program ve kadro partisi' olmadığı ve tümüyle Bülent Ecevit'e endekslendiği için, kamu vicdanında iflah olmayacak biçimde erimekte, tükenmekte.

İnandırıcılığı kalmamış, halk desteğinden tümüyle kopmuş bir ana koalisyon ortağının hükümetinin, Türkiye'yi düze çıkarması şaka gibi geliyor.

MHP, dişleri sökülmüş ve afyonlanmış bir 'sirk aslanı' gibi artık. Ülkücü geleneğin o ateşli partisinin yerinde yeller esiyor. Türkiye'nin ekonomik çöküntüsünün altına şatafatlı imzasını attı. Her direndiği noktada, direnmesini yedirdiler. Kelle aldılar. MHP'nin bundan sonra meydanlara çıkıp, 'erkeklik-ürkeklik' söylemi ile puan toplayabileceğini düşünmek de şaka gibi geliyor.

Üçüncü ortak ANAP, kongre atmosferinde. Öyle bir kongre ki, Mesut Yılmaz kazanırsa, ANAP'ın tabanında -hatta parlamento grubunun bir bölümünde- ciddi bir çözülme olacak ve Tayyip Erdoğan'ın başını çektiği harekete önemli iltihaklar olacak. Böylesine zayıflayacak bir hükümet ortağı ile 'güçlü ekonomiye geçiş programı' uygulanabilmesi hayal olacak.

Yok, muhalefet (başta Lütfullah Kayalar) kazanırsa, tüm 'siyasi denklem' değişecek ve bu hükümet, bu hükümet olmayacak. 'Program'ın her halukarda bu hükümet eliyle uygulanabilmesi makul gözükmüyor.

Gelelim 'dördüncü' ortağa… Kemal Derviş… Biraz ambale olmuş bir görüntü veriyor. Kendisine en yakın bürokratların bile Merrill Lynch raporunda belirtilen eş zamanlı hatalar yapmaları, 'Ekonomiden sorumlu Bakan' açısından handikap.

Aradan geçen zaman içinde, Kemal Derviş 'siyasi kadroları'nı oluşturacağına ve kendisine 'siyasi zemin' bulacağına sanki bundan giderek uzaklaştı. En yakın çalışma arkadaşlarını elinde tutamıyor. Medya bağlarını en iyi kurabilecek yardımcılarından birini 'kadrosuzluk' nedeniyle feda edebilecek kadar kontrolü kaçırmışa benziyor. Özellikle Anadolu'da Tayyip Erdoğan rüzgarının esmeye başlaması, Kemal Derviş'in adını halkın gündeminden düşürüyor. Mevcutlardan umudunu kesen 'Beyaz Türkler'in 'Beyaz Atlı Prensi'nin Kemal Derviş olabileceğine dair kuşkular artıyor.

Bu arada, Tayyip Erdoğan, 'Esmer Türkler'in umutlarını ve iyimserliğini ateşliyor. Aslında, MGK'nın gündeminin başına oturan 'sosyal patlama'nın en önemli 'antidotu', Tayyip Erdoğan'ın hareketi. 'Sosyal patlama', halkın geniş kesimlerinin umut ve beklentilerini besleyecek bir organizma varsa, galip ihtimal olmaktan çıkar. Tayyip Erdoğan'ın hareketi, işte bu işlevi yerine getirdiği oranda ve anlamda 'sistemik' bir mevziye kayma şansını koruyor.

Bu arada, Türkiye'nin alttan alta temel bir 'metamorfoz' geçirdiğini de görmek ve farketmek gerekiyor. Kemal Derviş'in IMF (ve Amerika) destekli zorlamaları sayesinde geçen yasaların etkileri yakında kendini gösterecek. '15'te 15' sloganıyla başlatılan süreç, TBMM'nin gece gündüz çalıştırılması, MHP'nin dişlerinin ve tırnaklarının sökülmesiyle de öylesine önemli yasaların çıkmasını sağladı ki, artık siyasetçilerin bankalara hükmedebilmesi ve rant dağıtmalarının imkanı kalmadı.

Kala kala bir de 'İhale Yasası' kaldı. O da çıktığı takdirde, 'siyaset'in 'rant dağıtma aracı' olmaktan çıkması perçinlenecek ve 'siyasetçi profili' de ister istemez değişecek. 'Rantı paylaşmak ve dağıtmak' amacıyla siyasete girmenin ve bu nedenle 'genel başkan'ların kulu kölesi olmanın anlamı ve gereği kalmayacak.

Bu bakımdan, Kemal Derviş kendisinden oynaması beklenen ve bizim de o sebeple desteklediğimiz rolü büyük ölçüde oynadı.

'Yenilikçiler' bu 'metamorfoz'un ne kadar farkındalar? Bilmiyoruz. Türkiye'nin temel sorunlarını nasıl tanımlıyorlar? Bunlara çözümü nasıl görüyorlar? Bu konuda ağızlarını ne zaman açacaklar? Açacaklar mı? Göreceğiz…


26 Temmuz 2001
Perşembe
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED