Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kimin çifte standardı?

Batı her zaman 'çifte standart' suçlamalarına muhatap oldu; ancak 'çifte standart' uygulaması en fazla şimdi göze batıyor. IMF'li ve AB'li hayat yaşayan Türkiye, bugün, Batı'nın ekonomi ve siyaset alanındaki tutarsızlıklarının en çarpıcı örneğini teşkil ediyor.

Türkiye ekonomisi bir süreden beri IMF'nin yakın takibi altında. İmzalanan anlaşmalara, niyet mektuplarına riayetsizliğin nelere yol açabildiğini hepimiz görüyoruz. Yüksel Yalova'nın tütün, Enis Öksüz'ün Telekom konusundaki IMF yaklaşımlarını eleştirdikleri için koltuklarını kaybettikleri ortada. IMF'nin hışmını çeken çarpılıyor. Kemal Derviş'in, "IMF istiyor" diye gündeme getirdiği onbeş tasarı, iktidarın geceli-gündüzlü çalıştırdığı Meclis tarafından yasalaştırıldı. Bir IMF heyeti, Türkiye'nin sözlerini tutup tutmadığını izlemek üzere aramızda; IMF başkan yardımcısı Stanley Fischer da kritik kararlar alınırken Ankara'da olmak istedi.

IMF ile anlaşıldığı günlerde (1999 sonu), Türkiye, Helsinki Zirvesi ile Avrupa Birliği'ne yeniden dâvet edildi. Bu ilişkinin de anlaşması ve niyet mektubu (ulusal program) var. Türkiye, ekonomik alanda yapacakları konusunda IMF'ye söz verdiği gibi, AB'ye uyumla ilgili yapacakları konusunda da Avrupa'ya çeşitli sözler verdi. Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti ilkelerini pekiştirmeye yönelik bu sözleri hayata geçirebilmek için anayasa ve yasalarda değişiklik gerekiyor...

Batı'nın çifte standardı da işte bu noktada boy veriyor.

Türk lirasını kuşa çevirme, bankalarını, kamuya ait işletmeleri yok pahasına satma da dahil ekonomik uygulamalar konusunda sürekli bastıran Batılı kurumlar, iş Türkiye'nin demokrasi standartlarını yükseltme konusuna geldiğinde suskun tanıklığı tercih ediyorlar. Bu arada, hazinesi tam takır Türkiye, demokratik olmadığı, hukuk devleti ilkelerine uygun davranmadığı, insan haklarını hiçe saydığı için muazzam para cezalarına mahkum ediliyor.

Elbette Türkiye'nin siyasi sistemi kendi iç sorunudur ve elbette sistem bozuklukları başkalarından önce bizi ilgilendiriyor. Türkiye'ye "Demokratik ol" veya "İnsan haklarına riayet et" türü telkinler herkesten önce bizi üzer. Ancak, ekonomi alanında yönlendirme için her türlü baskı uygulanırken, siyasi alanda söz verilen açılımların gerçekleştirilmesi için teşvik görülmemesi de dikkat çekici.

Bu konuyu hatırlamamamızın sebebi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin (AKBK) aldığı "Türkiye, yasalarını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğüyle ilgili maddesine uyumlu hale getirmeli" kararı. AKBK, özellikle TCK 312. maddesi ile TMY'nın 8. maddesine dikkat çekiyor. Buna TCK 159. maddeyi de eklemek gerekiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'nin milyonlarca dolar tazminat ödemesine yol açan maddeler bunlar. Ulusal programda da, bu maddeler, 'yeniden düzenlenecekler' arasında yer alıyor...

Avrupa Konseyi'nin kararı, bugüne kadar sergilenen 'çifte standart' manzarasının Batılı kurumları da rahatsız ettiğinin bir işareti. Aslına bakılırsa, Türkiye'nin ekonomik sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalmasını getiren de bir türlü demokratik bir ülke haline dönüşememesi. Türkiye ekonomisi klasik 'kusurlu demokrasi sendromları' veriyor; demokrasinin kanalları açıldığında insanlarına üretim coşkusu avdet edecek ve hep birlikte kalkınma hamlesine daha kolay girişilebilecek.

Batı, ne kadar garanti altına alırsa alsın, açtığı kredileri geri alabilecek güce sahip olabilmesi için, Türkiye'nin bugünkünden daha demokratik, daha insan haklarına saygılı ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı bir ülkeye dönüşmek zorunda olduğunu nihayet hatırlayabildi.

'Çifte standart' sadece dışarıda değil içimizde de söz konusu. "Bütün tersanelerine girilen, bütün kaleleri zaptedilen" bir ülke görüntüsüne 'küreselleşme' gerekçesiyle ses çıkartmayan çevreler, ne zaman siyasi sistemin elden geçirilmesi yolunda telkinler başlasa, derhal 'Sevr uyanıklığı' sergiliyorlar. Ekonomisi çökmüş bir ülkenin onuru da elden gider; onuru ayakta tutan ise sisteminden mutlu olan halkın kendine güvenidir. Türkiye'de bazı çevreler, sanki bunun tersi doğruymuş gibi davranmayı bir maharet sanıyorlar... Kıbrıs'ta eli kulağında gelişmeleri izlerken kimin hatalı olduğunu hep beraber göreceğiz.

Ekonomiyi rayına oturtabilmek için siyaseti güçlendirmek gerekiyor; milli onurumuza da ancak böyle kavuşabiliriz.. Bunu kendi ellerimizle gerçekleştirmemizi sağlayacak kadrolara ihtiyaç var.


26 Temmuz 2001
Perşembe
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED