|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Allah'tan The New York Times yazdı da Türkiye'deki gelir dağılımı uçurumunu yeniden hatırladık. Gazetenin birinde bu konuda çıkan haber aynen şöyleydi: "Daha önce Milli Güvenlik Kurulu'nda gündeme gelen, 'gelir dağılımı'ndaki vahim tablo, dış basına da konu olmasından sonra, yeniden dikkatleri üzerine topladı." Gazetenin, Türkiye'deki gelir dağılımındaki adaletsizliklere, çarpıcı çelişkilere değindiği inceleme yazısında, İstanbul'daki lüks gece klüplerinden Laila ve oraya eğlenmek için limuzinlerle gelen mutlu azınlığın eğlence hayatı anlatılıyordu. Yazıda, Laila'nın hemen yakınlarındaki bir lokantada çalışan garsonun ise ayda sadece 160 dolar maaş aldığı ve İstanbul'da bazı insanların çöpleri eşeleyerek karınlarını doyurmak zorunda kaldıklarından da bahsediliyordu. The New York Times yazmasaydı bu gerçeği görmezden gelmeyi sürdürecektik herhalde. Peki neydi bu görmek, kabul etmek istemediğimiz gerçek? Yapılan son araştırmalara göre, Türkiye'de en zenginle en yoksul arasındaki gelir dağılımı arasında, tamı tamına 66 kat fark bulunuyor. En üst gelir katmanındaki yüzde 5 nüfusun hane başına ortalama geliri 35 bin dolar kadar. Kişi başına yaklaşık 10 bin dolar düşüyor. En alttaki yüzde 5'lik kesimin evine yılda 1.285 dolar giriyor. Kişi başına gelir ise yılda 396 dolar. Biliyorsunuz, geçen hafta bütün dünyanın gözü kulağı İtalya'nın Cenova şehrinde yapılan G-8 Zenginler Zirvesi'ndeydi. Orada meydana gelen olaylar da, dünyadaki gelir dağılımı dengesizliğini gündeme getirdi. Dünya ekonomisinin neredeyse yüzde 80'ine hakim olan bu 8 ülkenin toplantıları bir süredir kendilerine 'Anti-globalciler' diyen gruplar tarafından protesto ediliyor. Bu gruplar, dünyanın genelindeki büyük ve dehşet verici yoksulluğa ve gelir dağılımındaki uçuruma dikkati çekiyorlar. Zengin ülkelerin, bu yoksul çoğunluk sayesinde, onların sırtından refaha kavuştuğunu söyleyerek zenginliklerinin bir bölümünü bu yoksul ülkelerle paylaşmalarının zamanının geldiğini haykırıyorlar. Soldan, çevrecilere, anarşistlerden pasifistlere kadar yüzlerce muhalif grup dünyanın her tarafında elle tutulmayan, gözle görülmeyen, somut bir varlığı olmayan örgütlenme yöntemiyle global hareketleri, globalizme ilgili olayları, toplantıları yakından izliyor. Kullandıkları yöntem, aslında globalizmin dünyaya mal etiği bir şey: Global iletişim. İnternet aracılığı ile haberleşip, örgütleniyorlar ve 'Zenginler Klübü'nün nerede toplantısı varsa orada hazır bulunuyorlar. Tek kutuplu bir dünyada, şimdilik globalizmi dengeleyemese bile ayağını denk attırmaya yönelik bir bağımsız ve 'global' bir insiyatif bu… Globalizmin gücüne karşı global dayanışma ve global muhalefet… Cenova'daki gösterilerde, bir protestocunun elindeki pankartta yazılı slogan oldukça ilginçti: " Kapitalizmi yıkalım. Yerine daha iyi bir şey koyalım." Türkiye'de ise tartışmalar, krizlere neden olan ve varlığı ile kriz üreten bu siyasal kadroların yerine neyin nasıl konulacağı çerçevesinde dolaşıyor. "Bu hükümeti yıkalım. Ama yerine nasıl bir şey koyalım?" Şimdi Türkiye gündemini meşgul eden şey bu… Aslına bakılırsa, bu hükümeti yıkıp, yerine tepeden inmeci, teknokrat ve darbeci olmamak şartıyla hangi hükümeti koysanız ülkeyi bunlardan daha iyi yönetir. Şimdilik bu konuda iki yeni alternatif var. Biri, siyaset yasağı kalkan Recep Tayyip Erdoğan, ötekisi ise işbaşındaki siyasal kadroların, mevcut bürokratik yapıyla birlikte dibe vurdurduğu Türkiye ekonomisine nefes aldırmaya çalışan Kemal Derviş. Kemal Derviş'e 'aspirinci' diyorlar ama olsun. Belki ilerde, Türkiye'nin yoksullaşma dahil olmak üzere öteki sorunlarıyla ilgili görüşlerini de açıklama imkanı bulabilir. Kim bilir, mesela, askeri harcamalar, Kürt sorunu, olağanüstü hal, Kıbrıs sorunu gibi önemli meselelerin ülke ekonomisi ile ilgisini de ele alabilir belki zamanla. Tayyip Erdoğan ise partisini kurmak üzere. Ondan da şimdiye kadar Türkiye'nin bu temel sorunları konusunda yeni ve farklı şeyler henüz duymadık. Hangi konuda ne kadar 'yenilikçi' bilemiyoruz. Ama her ikisinin de artık, Türkiye'deki bu feci gelir uçurumunu dile getirmesi ve golabal değil, ulusal yoksulluğa çare üretmesi gerekiyor. Yoksa, yukardaki gazete haberinin devamında belirtildiğine göre, MGK duruma el koyabilecekmiş... Çünkü, tıpkı dünyada olduğu gibi, bu büyük adaletsizlik 'sosyal patlama' sinyalleri veriyormuş... İyi ki The New York Times bu meseleyi dile getirdi. Ne ilginç; biz 12 Eylül döneminde de Türkiye'de yazılamayacak konuları dış basına aktarırdık. Onlar haber yapınca yayınlamak daha kolay olurdu!..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |