|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakanımız, "karanlıkta ıslık çalma" yöntemini benimsiyor: "Korkmayın, Türkiye'de sosyal patlama olmaz..." Evet, 1789 ve 1917 benzeri bir "sosyal kalkışma" yaşanmaz belki; buna tarihimiz, sınıfsal görünümümüz, daha da önemlisi "genetik" yapımız izin vermez, ama, büyüme istidadı gösteren lumpen ve ayaktakımı tepkisi, süreç içinde can sıkıcı boyutlara varabilir, ülkeyi, yeni bir Hitlerjugend kuşağını icbar ettirecek noktalara getirebilir. İhtimal... Siyasetbilimciler buna "faşizm" tabir ediyor. Diyeceksiniz ki, başımıza gelmesinden korktuğumuz o "şey"i zaten idrak etmiyor muyuz, Türkiye'nin görüp göreceği en büyük belayı, bir tür "alaturka faşizmi" mündemiç İttihatçı şizofreniyi yaşamıyor muyuz? Haklısınız. Ama konu, yine de özel önem arzediyor. Başbakanımız, örneğin, geçtiğimiz yılbaşı The Marmara'ya saldırıp cam çerçeve indirenlerin "zihniyet dünyası"nın nasıl şekillendiğini, şiddeti anonimleştirme güdüsünün nereden kaynaklandığını vakitlice araştırıp öğrenmiş olsaydı, aynı rahatlıkla çıkıp "Korkmayın, Türkiye'de sosyal patlama olmaz!" diye ünleyebilir miydi? Türkiye Cumhuriyeti, halihazırda, gelir dağılımı en bozuk 5 ülke arasında yer alıyor. (Geçtiğimiz yıla kadar ilk 10 arasındaydık da, zatı devletlilerinin yaratıcı katkılarıyla ilk 5'e, hatta ilk 2'ye terfi ettik.) Genç nüfusun neredeyse yarısı işsiz. Üretim yok, tüketim yok, ihracat yok, para yok... Buna mukabil, siyaset kanalları tamamen kapalı durumda. Siyaset olmayınca çünkü, hükümet de olmaz. Hukuk da olmaz. Ekonomi de olmaz. Para da olmaz. The Marmara'daki olay, sıkıştırılmış ve "gelir dağılımı mağduru" varoş ahalisinin bilinç dışı tepkisi olmaktan öte, bir anlamda, korkulan (beklenen) sosyal patlamanın da habercisiydi. Bazı refiklerimiz, olayı, "Maganda dehşeti", "Ayak takımının isyanı" türünden alçaltıcı ifadelerle geçiştirmeyi tercih ettiler ama, bu "sonuç"un ortaya çıkmasında, malum süreçte yamulup sapır sapır dökülen meslektaşlarımızın da payı vardı. Evet, olası bir toplumsal kargaşadan "emekçi kitle örgütleri"nin beklediği/umduğu türden bir "devrim" çıkmaz. Çok kan dökülür belki... Çok acılar çekilir... Çok ocaklar söner ama, on tahlilde Türkiye batmaz... Daha önce de yazmıştım. Cemil Meriç, "Aydın ve yönetici sınıf batırır, halk kurtarır" diyordu. Hayır, Serdar Turgut'un "mesele" edindiği ve olur olmaz her platformda "Devlet bize neden sahip çıkmıyor, ordu neden gelip bizi kurtarmıyor?" diye ağlaşan kara kalabalıklardan (özellikle ara rejim hükümeti isteyen aydınlardan) değil, "ortak akıl" ve "sağduyu" temelinde hayatiyetini sürdüren "gizilgüç"ten sözediyorum. Bu nasıl bir şeydir? Henüz tecessüm etmiş değil zihnimde. O gizilgüç, o potansiyel, o saklı irade bizi daha "zelil" durumlara düşmekten koruyacaktır, göreceksiniz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |