|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnsanlığın siyaseti "icadı", daha az zamanda daha çok toplumsal fayda üretebilmek için olmuştur. Siyaset diye birşey, toplumun katlanmak zorunda olduğu bir kaos olarak ortaya çıkmamıştır. Toplumsal yaşamın yüklerini azaltmak üzere icad etmiştir insanlar siyaseti. Çok uzun bir zamandır ise bu toplum siyaset vasıtasıyla bir yerlere "taşınma" imkanını elde edemiyor, siyaseti sürekli sırtında "taşımak" zorunda kalıyor. Siyaset çoğu zaman toplum için yük haline gelmeye başlıyor. Siyasetin birtakım dayatmalarla budanması, toplumun "hakkaniyet" duygularını harekete geçirerek, bu yükü taşımasına zemin hazırlıyor. Son krizle beraber ise, bu ilişkide birtakım değişiklikler ortaya çıktı. Artık toplum siyaseti taşımak istemiyor, siyasetle bir yerlere taşınmayı talep ediyor. Siyasetin yük olmaya başladığı durumda, ya "taşıyıcı bir siyaset" talep ediyor, ya da siyaset dışı çözümleri daha çok benimser hale geliyor. Bu durumda siyasetçilerin topluma kızmaya, toplumu anti-demokratik hevesler içinde göstermeye hakkı yok. Siyasetçiye düşen, "kötü siyaset" ya da "mağdur siyaset" biçimlerine karşı "iyi siyaset" ve "etkili siyaset" biçimlerini geliştirmektir. Bu noktada zaaf gösteren siyasetçinin, toplumun siyasetten kaçınmasına diyecek birşeyi olmaz. Türk siyasetçisinin geleneksel tutumu, siyaset belli dayatmalara maruz kaldığı zaman, bu dayatmaları "milli siyaset"in bir parçası kabul edip susmak ve siyaseti vesayet altına alanlar bundan vazgeçinceye kadar beklemek. Özellikle merkez sağ ideoloji bu omurgadan ibaret bir yapıdadır. Bu tutumun arkasına sığınan siyasetçiler neredeyse çok partili hayata geçildiğinden beri, "iyi siyaset" ve bunun topluma getirmesi gereken "iyi yaşam"la ilgili kafa yormuyorlar. Siyasetin kendini iyileştirmek gibi bir sorunu olmayınca, yaşamı iyileştirmek gibi bir mesele de olmuyor önünde. Bu durumda siyaset, toplumun zaten kendi kendine gördüğü işlerin daha maliyetli görülmesine aday olmaktan başka bir iş yapmış olmuyor. Bu maliyetin adı aslında son 50 yıldaki kalkınma modelidir. Bu yapısal sorun haline gelmiş ve Türkiye'yi kilitlemiştir. Şimdi toplumun "yenilenme" ihtiyacı, geleceğini karartan bu kilitlenmeden çıkmak içindir. Toplumumuzun tutucu vasfının neredeyse bir "siyasal genetiğe" dönüşmüş olduğu dikkate alınırsa, bu derece yüksek bir yenilenme talebinin ne kadar ayrıksı bir durum olduğu da ortaya çıkar. Toplumun "yenilenmeden" kastı açıktır. Yenilenme talebi sadece siyasi aktörlerin değişimine indirgenebilecek bir mesele değildir. Siyasal ilişkilerin ve topyekun siyaset tarzının yenilenmesini istiyor toplum. Siyaseti asıl konumuna çekmek ve gerçek misyonu ile iş görmesini temin etmek istiyor. "Daha az maliyetle daha yüksek toplumsal fayda üreten" bir siyaset anlayışının tartışılmaz bir "siyasal mekan"a dönüşmesinin artık geciktirilemez olduğunu "kollektif kaygı" ile hissediyor. Gerçekten büyük ve şaşırtıcı bir değişim talebi var. Ve bunun kadar köklü bir "siyasal beyanı" var toplumun. Gerçek bir siyaset istediğini beyan ediyor, bununla geleceğe taşınmak istiyor. Gerçek siyasetin ortaya çıkmadığı durumda, siyaseti taşımak istemiyor, anti-demokratik modellere yaklaşmaktan çekinmiyor. Siyasetin "şeffaflaşması" ve "rasyonelleşmesi", toplumun değişim talebini karşılayacak başlıklardır. Bunu başaran siyasi hareket, siyaseti gerçek ifadesine kavuşturmuş olur ve "siyasetin taşıyıcı gücünü" ortaya çıkarır. Siyasal alanın genişlemesinin de, gerçek bir değişimin önünün açılmasının da yolu budur...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |