|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Trabzonlu şâir ve siyaset adamı Halil Nihad Boztepe hakkında geçen hafta yazdığım iki yazının bilhassa Trabzonluların alâkasını çekmiş olması beni şaşırtmadığı gibi, bunu duymak sizi de şaşırtmış olmamalı... Ne de olsa aralarında serde hemşehrîlik var... (Göreceğiz bakalım bu hemşehrîlik alâkası nasıl neticelenecek? Her sıradan merak gibi kısa bir süre sonra sönecek mi, yoksa merhûm şâirin hâtırasını yaşatmak için ciddi teşebbüslerde bulunulacak mı? Aslında bu yazıları yazmazdan önce Ali Birinci üstadımızı arayıp işin cemaziyelevvelini öğrenmek vardı ya, maalesef buna ne imkân, ne de fırsat bulabildim.) Evet, işin bu tarafını şimdiden kestiremeyiz. Ancak merhûm şâirin metrukâtının muhtevası hakkında biraz bilgi sahibi olmak bile meseleyi sıradan bir hemşehrîlik meselesi olmaktan çıkartmakta ve yakın tarihle ilgilenen hemen herkesin alâkadar olmak zarureti duyacağı bir keyfiyete bürünmekte... Mektuplar... bilhassa Boztepe'nin metrukâtı arasında bulunan mektuplar fevkalâde önemli... Hem miktarı bakımından önemli, hem de mektupların sahipleri itibariyle önemli... Kimler yok ki? Merhûm Boztepe devrinin hemen hemen en önemli simâlarıyla ahbaplık etmiş, ortak meclisleri paylaşmış, paylaşmak imkânı olmadığında da kendileriyle hiç değilse mektuplar aracılığıyla muhaberede bulunmuş bir zât... Metrukâtı arasında Gazi Mustafa Kemal'e ait iki mektup bulunduğunu bilhassa belirtelim. Başka? Ağaç Kasidesi'nin yayımlanması üzerine devrin fikir ve siyaset adamlarından çeşitli mektuplar, tebrikler almış... Meselâ Şer'iyye ve Evkaf Vekillerinden Mustafa Fehmi Gerçeker, Eski Başbakanlardan Şemsettin Günaltay, Dahiliye Vekillerinden Şükrü Kaya, Maarif Vekillerinden Hikmet Bayur, emekli General H. E. Erkilet bu vesileyle mektup yazan zâtlardan bazıları... Lâkin çok daha önemlisi, merhûm şâirin yakın dostlarından, fikir ve edebiyat adamlarından gelen mektuplar... Halil Nihad Boztepe'nin metrûkâtını bugüne değin titizlikle muhafaza eden sayın Kemaleddin Şenocak Beyefendi yazdığı eserin arkasında mektupların muhtevasıyla ilgili şu bilgileri vermekte: 1) Nâmık Kemâl'in oğlu Ali Ekrem Bolayır'ın yazmış olduğu 40 kadar mektup ve bir o kadar da çoğu uzun şiirler. 2) Dr. Rıza Tevfik Bölükbaşı'ndan enterasan iki mektup 3) İbn'ul-Emin Mahmud Kemal İnal'den gelen mektuplar. 4) Tahir'ul-Mevlevî'den gelen mektuplar. 5) Abdülhak Hamid Tarhan'ın Viyana'dan yazdığı kısa iki mektup. 6) Cenab Şehabeddin tarafından yazılan çok ilginç bir mektup. 7) Yahya Kemal Beyatlı'nın Varşova'dan gönderdiği iki mektup. 8) Mithat Cemal Kuntay'dan gelen bir düzineden fazla mektup. 9) Peyami Safa'dan çok ilginç bir mektup. 10) Orhan Seyfi Orhon'un yazdığı mektup ve manzumeler. 11) Yusuf Ziya Ortaç'tan gelen mektuplar. 12) İbrahim Alaettin Gövsa'nın biri İsviçre'den yazılmış olan iki mektubu. Liste böyle uzayıp gidiyor. Listede daha birçok tanıdık isim var: Celal Sahir Erozan, Hüseyin Siret (Özsever), Saffet Urfî (Betin), Ercümend Ekrem Talu, Halit Ziya Uşaklıgil, Filorinalı Nazım (Özgünay), Tokadîzâde İzmirli Şekib Bey, Ali İlmî Fanî, Rasih Türkmen, vs. Bu mektupların bir kısmının 'Ağaç Kasidesi' üzerine olması, önemlerini bir kat daha artırmakta. Çünkü bu kaside, daha önce de işaret ettiğimiz üzere Cumhuriyet'in ilk yıllarında tatbik mevkiine konulan inkilâbları fikrî ve siyasî bakımdan hicvetmekte, bilhassa Güneş Dil Teorisi'ne istinaden yapılan uygulamaları çeşitli örnekler vererek kıyasıya ve pek tabii ki biraz da mizah yoluyla eleştirmektedir. Mektupların muhtevalarıyla ilgili de bilgi vermek isterdim sizlere... Ne yazık ki Sayın Şenocak bu mektupların bir kısmını aktarmış bulunuyor. Teberrüken Cenab Şehabeddin'in 20 Mayıs 1340 (1924) tarihli mektubundan bu vesileyle kısa bir iktibasta bulunmak isterim. - "Pek azîz şâirim efendim, Ma'lûm-i âlinizdir ki 'Kitab-ı Din' olduğu gibi bir de 'Din-i Kitab' vardır. İşte çocukluğumdan beri sâliki olduğum o dinin aynını orada Ayine-i Devrân'ınızı tilavetten sonra kütüphanemin bol güneşli, parlak ayları, güzel yıldızları arasında sevdiğim bir makama yerleştirdim. İçerisinde onu tilavet ettiğim için şimdi daha sevimli buluyorum. (...) Re'su'l-Hikmeti mehafetullah [Hikmet'in başı Allah korkusudur] derler. Benim zehirnâk tecrübem bunu Ve âhir'ul-Hikmeti mehâfetullah [Hikmet'in sonu da beşer korkusudur] vecîzesiyle itmam etmiştir. Hayattan ve insanlardan öyle yüzçevirdim ki sokağa bile baktığım yok, 'gelen-geçen' dedikleri adam yüzüme bir kaldırım taşı yahut bir avuç zifos atacak diye korkumdan!.. Semâ bile benim için kütüphanemin pencereleriyle çerçevelenen bir mavi madalyondur. (...)„ Mektup işte böyle kesintilerle devam edip gidiyor. Nelerden mahrumuz bir bilebilsek?!? İşin kötüsü sadece "mahrûm olduklarımızı„ bilmemekle kalmıyoruz, bizler "mahrûmiyetimizin„ de farkında değiliz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |