Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bizim mesleği yüceltmek üstüne..

Aydın Doğan'ın gazetelerinden biri olan "Milliyet" hakkında bir eleştiri yazmıştım.. Nezaket gösterip, bir cevap yazmış..

Tek satırına dokunmadan, dün aynen yayınladım Aydın Doğan'ın cevabını..

Siz sayın okurlarım da görmüşsünüzdür..

Benim eleştirime sebep olan bazı noktalarda, benden farklı düşünmüyor Sayın Doğan..

Örneğin şöyle diyor..

-Basında sürekli para kaybedenlerin, sonunda bunu yayınlarına yansıttıklarını, siyasi esaret altına girdiklerini, yakın ve daha az yakın geçmişimizde, örnekleriyle gördük. Yayın organlarının gerçek bağımsızlığı, ekonomik bağımsızlıktan geçiyor..

Bir diğer eleştirim de, "Milliyet"teki, Albayraklar hakkında atılan "Şoförlükten holding patronluğuna" şeklindeki başlıktı..

Buna da şu cevabı vermiş Aydın Doğan,

-Şoförlükten holding patronluğuna, Sirkeci'den medya patronluğuna, bakkaldan sanayiciliğe.. Ben böyle nitelemelerden hiç yüksünmüyorum.. Tam tersine Türkiye açısından güzel buluyorum. Demek ki, bu ülkede yükselme kanalları, herkese açıkmış..

Benim "Milliyet"e dönük eleştirilerim, bu iki noktadaydı..

Eleştirilerime katıldığı için, Aydın Doğan'ın açık-yürekliliğini kutluyorum..

Ancak Aydın Doğan, bana gönderdiği mektupta, başka konulara ve basın mesleğini ilgilendiren önemli noktalara da değinmiş..

Bunların arasında beni en etkileyen cümle şu oldu..

-Eleştirileriniz için size teşekkür ediyorum.. İçinde hakaret ve iftira olmayan her türlü eleştiriye açık olduğumu bilmenizi isterim..

Baktım.. Tesadüfen, "Hürriyet"te Ertuğrul Özkök de, yazısını buna benzer bir konuya ayırmış..

Şu soruları sormuş bir Genel Yayın Yönetmeni kimliği içinde Özkök,

-Köşe yazarının yalan yazma, iftira atma, hakaret etme hakkı var mıdır?

-Bunu alışkanlık haline getirmiş bir köşe yazarına müdahale, sansür sayılır mı?

Açıkçası, "müdahale"nin her türüne karşıyım ben..

Ama gerçekten, her mesleğin kuralları, "etika"sı olmak gerekir..

Sade köşe yazılarında değil haberlerde, manşetlerde de, "yalan-hakaret-iftira", bizim mesleği aşağıya çeker..

Bunu "Doğan Medya Grubu'nun Meslek İlkeleri" diye yayınlanan bir metinle daha önce vurgulamıştı Özkök'ün de içinde bulunduğu kesim..

Ama nedense bu grup, kendi ilkelerine uyamadı..

Benim ve ailemin, Doğan Grubu gazetelerinde, ne tür hakaretlere, iftiralara hedef olduğumuzu hatırlayınca, gerçekten bu gazeteler adına üzülüyorum..

Son örnek, Nazlı Ilıcak'ın kızı Aslı'nın evliliğini sabote etmeye çalışan başlıklardan ve haberlerden verilemez mi?

Nazlı Ilıcak, haklı veya haksız iddialarla, bir medya patronu olarak Aydın Doğan'a yüklenebilir..

Ama bu neticede, meslek kavgası veya polemiğidir..

Ancak, işe Ilıcak'ın kızı karıştırılır mı?

Bu, meslek-içi bir gerginliği, "topyekûn savaş" gibi alıp, "çoluk-çocuk herkesi bitireceğiz" anlamına gelmez mi?

Ben de özünde Ertuğrul Özkök gibi düşünüyorum.. Kimsenin kimseye, hakaret etmek, iftira etmek hakkı olmamalıdır..

İnsanların, düşüncelerini ve kamu yaşamına dönük ayıplarını, özgürce eleştirin..

Ama, saygılı, özenli ve bilgili kalarak yapın bunu..

Bir politikacıya "hırsız" demek yerine, ilgili belgeleri, bulguları verin.. Bırakın okuyucu koysun gerekli sıfatı politikacının ismi önüne..

Bir kişiyi suçlayacaksanız, ona da sorun iddialar hakkındaki savunmasını..

"Eleştirmek"le, "yargılamak" arasındaki farkı ıskalamayın..

Bu tür gazetecilik, mesleği yükseltir..

ŞAKA

Ankara'da bir balıkçı

Acaba Türkiye'yi ziyareti fırtınalar yaratan İMF Başkan Yardımcısı Stanley Fisher'in soyadı ne anlama geliyor..

"Fisher", acaba "balıkçı" mı demek?

Eğer öyleyse, "İMF'nin Balıkçısı", Ankara'da koalisyon ortaklarıyla görüşürken, sıkılacaktır..

Hiçbir balıkçı, bayat balıklara tahammül edemez..

AĞIR SUÇLAMA

Derviş'in galiba sabrı kalmadı!..

Kemal Derviş'in işi zaten çok zor.

İMF'nin zorladığı ve Derviş'in uyguladığı ekonomik program, gerek mevcut koalisyon partileri, gerekse "Hantal Devlet"in fonksiyonerleri için, müthiş bir "Trajik ikilem" yaratıyor.

Bu program tam olarak uygulanıp, "nihai hedefler"e ulaşırsa, ne bu partiler, ne de "Hantal Devlet" var olabilir..

Bütçe rasyonelleşecek.. Politik kadrolar, kamu kurumlarına akıl-dışı harcamalar yaptırıp, bununla yandaşlarını besleyemeyecekler.. "Görev zararı" kavramı tarihe kavuşacak.. Her çeşit hortumcu, siyasetin ve devletin hedefi olacak..

Yani Kemal Derviş, zaten, koalisyondaki "yol arkadaşları"nın siyasetten silinmelerini öngören bir program uyguluyor. Bu yüzden işi çok zor..

Bu yüzden, direniş ve tepkiler boy hedefi..

Ama galiba, işin sonunu bekleyecek sabrı da yok..

Baksanıza İstanbul Sanayi Odası'ndaki konuşmasına..

-En büyük hata, kur çıpasına girilmeden önce devalüasyonun yapılmaması oldu, demiş Derviş..

Bu cümleyi duyunca düşündüm..

-Acaba kim yaptı bu hatayı?. Acaba Türkiye'yi yoksullaştıran, krize sokan bu hatayı, kimler yaptı?

Bu "hatalı adamlar", acaba hâlâ iktidardalar mı?


27 Temmuz 2001
Cuma
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED